1 Şubat 2010 Pazartesi

Abdi İpekçi Anısı'na




Gazeteci ve yazar Abdi İpekçi 9 ağustos 1929'da İstanbul'da doğdu. 1948'de Galatasaray Lisesi'ni bitirdi.



Bir süre İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne devam etti. 1943-48 arasında 'Kırmızı-Beyaz' ve 'Şut' spor dergilerinde yazıları yayımlandı.



'Yeni Sabah' ve 'Yeni İstanbul' gazetelerinde muhabir olarak çalıştı. 1951'de 'İstanbul Ekspres' gazetesinde yazı işleri müdürlüğü yaptı. 1954'te genel yayın müdürü olarak göreve başladığı Milliyet gazetesinde 1959'da başyazar oldu.



Yazılarında demokratik hak ve özgürlüklerin savunuculuğunu yaptı. Tarafsız gazetecilik ve habercilik ilkesi ile basında saygın bir yer edindi. 1959'da Türkiye Gazeteciler Sendikası başkanlığı, 1960'ta Basın Şeref Divanı sekreterliği yaptı.



1964'te Uluslararası Basın Enstitüsü yönetim kurulu üyeliğine seçildi. 1968'de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü'nde öğretim görevlisi olarak ders verdi. 1972'de Türkiye Basın Enstitüsü başkanlığına getirildi.



1 şubat 1979 sabahı evine giderken uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti.




25 haziran 1979'da yakalanan saldırgan Mehmet Ali Ağca, 23 kasımda cezaevinden kaçırıldı.

  
Ağca, 26 kasım 1979'da Milliyet gazetesi yakınındaki bir çöp kutusunda bulunan mektupta, kendi el yazısıyla Papa'yı vuracağını yazıyordu. 28 nisan 1980'de İpekçi davasından dolayı ölüm cezasına çarptırıldı.




13 Mayıs 1981'de Papa II. Jean Paul'e suikast düzenleyen Ağca, olay yerinde yakalandı. Papa soruşturması boyunca 128 kez ifade verdi, 22 mart 1986'da ömür boyu hapse mahkum edildi.




13 haziran 2000'de İtalya Cumhurbaşkanı Carlo Azeglio Ciampi, Ağca'nın affını imzaladı. Ağca, sabaha karşı İstanbul'a getirildi. Sadece gasp suçundan Türkiye'ye iadesi kararlaştırılan Ağca'nın İpekçi cinayetinden tekrar yargılanmasının mümkün olmadığı açıklandı.



Kadıköy Adliyesi'nde gasp davasıyla ilgili mahkemeye çıkarılan terörist Ağca'nın ilk sözü, "Ben Abdi İpekçi'nin katili değilim. Ben sadece bir aktördüm" oldu.

Ağca, daha sonra çıkarıldığı bütün duruşmalarda şov yaptı. Her duruşmadan sonra basın mensuplarına mektup dağıtan Ağca, Vatikan'a tehditler savurdu.



Vatikan'dan hesap soracağını ileri süren Ağca, "Katolik olmam için Vatikan bana 50 milyon dolar, özgürlük ve kardinallik önerdi. Vatikan'da kral olmaktansa, Afrika'da maymun olmayı tercih ederim" dedi.

Mehmet Ali Ağca, Türkiye'ye iadesinden sonra Fruko fabrikası gaspından 10, bir kuyumcunun gasp edilmesinden 10, cezaevinden firar suçundan ise üç yıl hapis cezasına çarptırıldı. İpekçi cinayetinden ise idam cezası almıştı.

Ancak, son yasal düzenlemelerle idam cezası kalktığı için bu ceza, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dönüştü. Ağca'nın, İtalya'da geçirdiği 20 yıllık süre yeni TCK'nın 16'ncı maddesi gereğince 36 yıldan düşüldü.

Ağca'yı hapisten kurtaran Türk Ceza Kanunu'nun 16'ncı maddesi oldu. TCK'nın 16'ncı maddesi şöyle diyor: "Nerede işlenmiş olursa olsun, bir suçtan dolayı yabancı ülkede gözaltında, gözlem altında, tutuklulukta veya hükümlülükte geçen süre aynı suçtan dolayı Türkiye'de verilecek cezadan mahsup edilir."

ANAP döneminin affı olarak da bilinen 3712 No'lu kanun Ağca'ya uygulanmadı. Eğer uygulansaydı Ağca çok daha erken, hatta Türkiye'ye iade edildiği gün tahliye edilebilirdi.

Geriye kalan 16 yıllık süre, 10 yıl daha düşülerek altı yıla indi. Ağca'nın Türkiye'den kaçmadan önce cezaevinde geçirdiği 153 günlük süre de hesaplamaya dahil edilince 12 ocak 2006 günü tahliye edildi.

Adalet Bakanlığı'nın başvurusunu değerlendiren Yargıtay, 20 ocakta Ağca'nın tahliyesi ile ilgili kararı hatalı bularak bozdu. Yargıtay bozma gerekçesinde Ağca'nın İtalya'da yattığı 19 yıl cezanın Türkiye'deki cezasından mahsup edilemeyeceğine karar verdi.

Yargıtay Birinci Ceza Dairesi'nin tahliye kararını bozması üzerine 20 ocak 2006 tarihinde yeniden yakalanarak aynı cezaevine konulan Mehmet Ali Ağca'nın cezaevinde kalacağı süre yeniden hesaplandı.

Toplam 40 yıl üzerinden yapılan hesaplama sonucu hazırlanan müddetnamede, Mehmet Ali Ağca'nın 18 ocak 2010 tarihinde cezaevinden tahliye olacağı belirtildi. Müddetname, Ağca'nın hükümlü olarak bulunduğu Kartal H Tipi Cezaevi ile diğer ilgili yerlere gönderildi.



Ve 18 Ocak 2010 tarihinde Ağca tahliye oldu...

ABDİ İPEKÇİ BUGÜN MEZARI BAŞINDA ANILIYOR...

Merhum İpekçi için Anma Töreni saat 11.00'de Zincirlikuyu Mezarlığı'ndaki kabri başında düzenlenecek. Anma törenine İpekçi'nin ailesi, meslektaşları ve sevenleri katılacak.

SENİ UNUTMADIK!..


UNUTMAYACAĞIZ!..

SİZLERİ DE UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ!..



Ertan Yurderi

4 yorum:

  1. Abdi Bey'in kızı mezarı başında konuştu: Mahkumiyetimiz sona ermedi

    1979 yılında hain bir suikasta kurban giden Gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi ölümünün 31. yıldönümünde Zincirlikuyu'daki mezarı başında anıldı. Törene Abdi İpekçi'nin eşi Sibel İpekçi, kızı Nükhet İpekçi İzet, İpekçi ailesinin avukatı Turgut Kazan, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu, Kanal D Haber ve Haber Programları Grup Başkanı Mehmet Ali Birand, Milliyet Gazetsi köşeyazarları Melih Aşık, Ferai Tınç, Sedat Ergin, Derya Sazak, Kadri Gürsel, Gazeteci Mete Akyol, CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin ve İpekçi'nin sevenleri katıldı.

    SİBEL İPEKÇİ'NİN GÖZYAŞLARI
    Eşinin 31. ölüm yıldönümü için Zincirlikuyu Mezarlığına gelen eşi Sibel İpekçi, tören başlamadan önce gözyaşlarına boğuldu. Kızından destek alan İpekçi, Mete Akyol'un " Sibel Hanım her zaman en güçlü sizdiniz. " cümlesine evet dercesine başını salladı.

    "MAHKÛMİYETİMİZ SONA ERMEDİ. ÖZGÜRLEŞEMEDİK. BURADAYIZ. BURADAYIM."

    Abdi İpekçi'nin kızı Nükhet İpekçi İzet , " Bizim mahkumiyetimiz sona ermedi. Özgürleşemedik. Buradayız. Buradayım. Ben buraya suskunluk bozmak, feryat etmek, çığlık atmak için gelmedim. Eğer öyle olsa bir Hollywood filmine bir Medyapım gösterisine benzerdi. " dedi. İpekçi , yer değiştirmeyi teklif edebileceğini söyleyerek Ağca'ya hitaben " Ya burada benim canını aldığım sizin babanız veya anneniz olsaydı o zaman siz bana ne demek isterdiniz diye sorabilirim. Ama şimdi bunu da sormak istemiyorum. Artık öyle bir yerdeyiz ki ancak 31 yıl öncesine gidersek hep birlikte özgürleşeceğiz " dedi.

    İpekçi , " Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Sayın Genelkurmay Başkanı ve birlik ve güvenliğimizden sorumlu bütün kurumların yöneticileri acaba bu soruların cevabını hep birlikte sakince arasak bulabilir miyiz ? " diye sordu.

    DERYA SAZAK'TAN AĞCA SORUSUNA TEPKİ

    İpekçi'nin anma törenine katılan Milliyet Gazetesi köşeyazarı Derya Sazak ise," Bu suikast dosyalarının son gelişmeler ışığında yeniden açılması gerekiyor. " dedi. " Önümüzde 30 yıllık bir süre var " diyen Sazak, " Bu 30 yıllık süreci siyasi cinayetler, gazeteci cinayetleri, aydın cinayetleri bağlamında yeniden tartışmak gerekiyor .Onun için biz gazetecilere hepimize düşen görev de bu suikastların arkasını bırakmamak, gerçek failler ve arka plandaki siyasi örgütlenmeyi açığa çıkarmak gerekiyor.Derin devlet bunun hesabını vermedi. Ağca'yı kaçıranlar Susurluk'ta karşımıza çıktılar. Bu 12 Eylül sonrası bir yapılanmayı da içine alan bir süreçti.Onun için 12 Eylül öncesi ve sonrasındaki bu dosyaları yeniden açmalıyız. Dün Başbakan Abdi İpekçi ile ilgili birşeyler söylüyordu ama onlar parlamentoda. Siyasi sorumlulukları var. Aynı şekilde CHP'ye de düşüyor bu sorumluluk.Onu için siyasi sorumlular bu davaları bu dosyaları açmaktan kaçınmamalılar. " dedi.

    Sazak, bir gazetecinin " Ağca kamuoyuna açık mektup yayınladı ve masum olduğunu söyledi ? " sorusuna, " Bu bir rezalet. Siz bunları soru olarak bile yöneltmeyin. Ne masumiyeti ? Katil. Vurmuş Abdi İpekçi'yi onunla ilgili cezaevinde olduğu sırada kaçırılmış. Bir katilin hangi masumiyetinden söz ediyoruz. Sizin de Abdi Bey'in meslektaşları olarak bu soruyu yöneltmemeniz gerekir. Masumiyet lafı ne Ağca'nın ne de herhangi bir gazetecinin. O katil yakalandı yargılandı ama arkasındaki tetikçileri yönlendiren güçler yok. Biz o güçlerin peşindeyiz. Yoksa sıradan bir tetikçi. Bu Ağca takipçiliğini bırakalım. Asıl bu suikastın arkasındaki siyasi olayları takip edelim biz. " dedi.

    YanıtlaSil
  2. " BU PARANTEZ HALÂ AÇIK"

    Sedat Ergin ise, " Bu parantez hala açık. Türkiye bu açık parantezle yaşayamaz. Bu parantezin kapanması gerekiyor. Bu parantez kapanmadığı sürece de Türk halkının vicdanında açık bir yara olarak kalmaya devam edecek. Hiç olmazsa bundan sonraki yıldönümlerinde Abdi Beyin kabri başına geldiğinde bizim de basın olarak bu soruları sormaya devam etmemiz gerekiyor. " dedi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, " Son dönemdeki gelişmeler nedeniyle bugün de 1 Şubat 1979 gününde olduğu gibi üzgünüz ve kızgınız. " dedi. Erinç, " Zaman zaman devleti yönetenlerden Abdi Bey'in katillerinin bulunması için soruşturma yapılabileceği yönünde açıklamalar geliyor. Bu çok geç bir yaklaşım olmuştur. Çünkü geçen yıl Abdi Bey'in dosyası zamanaşımı dolayısıyla kapatılmıştır. " dedi. Erinç, basında şiddetin ve adam öldürmenin kutsallaştırıldığını ve bazı işadamlarının çıkar sağlamak için yapılan girişmleri kınadığını belirtti. Kanal D Haber ve Haber Programları Grup Başkanı Mehmet Ali Birand ise, " Beni ilgilendiren Mehmet Ali Ağca'nın ne yaptığından çok Abdi İpekçi'nin defterinin açılıp doğru dürüst kimin ne yaptığı ? Çünkü tetiği çeken Mehmet Ali Ağca . Ben de onun olduğuna eminim. Ama o tetiği çektirenler kim. Asıl bulunamayan o. Bu hem adaletim hem de polisin bir yüzkarasıdır. Bu temizlenmediği sürece de bizim polisimiz şöyledir böyledir kimse demesin daha iyi " dedi.

    Alıntı: http://www.milliyet.com.tr/abdi-bey-in-kizi-mezari-basinda-konustu-mahkumiyetimiz-sona-ermedi/turkiye/sondakika/01.02.2010/1193505/default.htm

    YanıtlaSil
  3. Anma töreni fotoğrafları için; http://www.dha.com.tr/p.php?g=924 linkini tıklayınız...

    YanıtlaSil
  4. Türkiye'de ne kadar değerli yazarlar varsa ya öldürüldüler,yada hapse atıldılar...:(( çok güzel dile getirmişsin yazıların herzaman yalın ve anlamlı...tşkler....sevil

    YanıtlaSil

Nasıl yazımı beğendiniz mi? Yorum bırakarak benim gelişimime katkıda bulunabilirsiniz... Şimdiden katkınız için teşekkürler... Sevgiler ve saygılar... Ertan Yurderi (kocayurek)