26 Mayıs 2011 Perşembe

"Ne Şeriat, Ne Darbe, Kafası Güzel Türkiye"


"Ya ya ya, şa şa şa, Danıştay Danıştay çok yaşa !.."

"Ne Şeriat, Ne Darbe, Kafası Güzel Türkiye" ...
 
Yıllardır "Alkolik Tavır" ile tavırlanan gençler, Danıştay'ın bu kararı sonucu mücadelelerini kazandılar galiba ... Söylemleri neydi, bir kez daha kulak verelim seslerine ...


Geçtiğimiz dönemlerde yaşadığımız topraklarda yaratılan halüsyonik kutuplaşmada genç arkadaşlarımızın bir çoğunun soluğu "Cumhuriyet mitingleri"nde aldığı, bir kısmının da merkezde bulunan AKP'nin sözümona demokratik açılımının peşinde gittiğini gördük. 

Ülke o kadar gerildi ki "Ya ondansın ya da bundan" ikilemi ile bize ne kadar "Özgür ve demokratik" bir ortamda yaşadığımız hatırlatılmak istendi.

Farklı inançlara ve kimliklere tahammülsüzlük had safhadaydı.
  
Sonuç olarak halüsyonik şeriat paranoyası ve post-darbe destekçiliğinin karşısına bu atmosferi "ti"ye alan bir slogan ile YOL'a çıktık. "Kafası güzel Türkiye" diye.

Onun için "Tek yol alkol!.." diyoruz...

Evet gençler, burası gerçek Türkiye !.. ... Hem de kafası güzel insanların yaşadığı gerçek Türkiye ... Ne'yi neden yaptığını bilmeyen, kafalarındaki zihniyete göre yönetilen bir Türkiye ...

"Özgürlükler !!! " ve "İ-LE-Rİ demokrasi !!! " adına yapılan her türlü harekete tavırlanan Türkiye'nin gerçek aklıselimleri alkol yasağını ŞİMDİLİK durdurdu durdurmasına da; 12 Haziran sonrası Meclis'ten yeni yönetmelikler çıkar mı çıkmaz mı orası ise GERÇEKTEN muamma... 

Bu muammanın gölgesinde, sloganlarınıza bir fazla ses daha katkımız olsun... Bağırtılarınıza, bağırtılarımızla eşlik edelim: "Ne Şeriat, Ne Darbe, Kafası Güzel Türkiye" ... "Haydi kadehler havaya, şerefe !.." 

Ertan Yurderi

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Muhabbet kuşları "Muhteşem Yüzyıl"a nasıl kondu?


Bugünkü konumuz siyasetten, ondan, bundan, şundan uzak olsun... Biz TV'lerimizde neler oluyor bitiyor, millet nasıl uyutuluyor ona bakalım biraz...

İzlediğimiz bazı TV dizilerindeki hatalar yüzünden insan gülmemek için kendini zor tutarken, bazen de saçını başını yoluyor...

"Bu kadar da cahillik olur mu? Olmaz elbet..." diyorsunuz kendi kendinize...
Ama bizim TV senaristlerine göre herşey olur ...

Kimsenin aklına araştırma yapmak gelmez ki zaten...
Nasılsa bu millet önüne hangi dizi konulursa konulsun, izliyor mu izliyor...
Reklam alıyor mu dizi, alıyor... Gerisini boşver... Hatalar da tuzu biberi olsun anlayışı hakim...

Geçen gün Show TV'de yayınlanan "Muhteşem Yüzyıl" dizisinde öyle bir sahneye imza attılar ki, bu kadarına da "çüşşş" dedim...

Kuş besleyenler, hele ki muhabbet kuşu besleyenler bilirler ki, bu kuşların anavatanı Avustralya'dır ...

Avustralya kıtası da ilk kez 1606 yılında Williem Jansz tarafından keşfedilmiş, 1770 yılında Kaptan James Cook’un, İngiltere Krallığı adına kıtanın batı kıyısına çıkması ve bölgeye “New South Wales” adını vermesiyle gündeme gelmiştir.

Demek ki biz Türkler, Avustralya'yı 100 yıl öncesi keşfetmişiz ve muhabbet kuşlarını saraya kadar getirmişiz Hürrem Sultan'a hediye etmişiz de bu keşiften ve kuşlardan dünyanın hiç haberi olmamış ...

Pes doğrusu...

Yahu Kanuni 1495-1566 yılları arasında yaşadığına göre, bu kuşların "Muhteşem Yüzyıl" dizisinde işi ne? O zamanlar nasıl getirmişler bu kuşları keşfedilmemiş Avustralya kıtasından...

Acaba gökten zembille inmiş olmasın?

Dizinin yapımcıları ve danışmanları bu tip ufak ayrıntılara dikkat ederse, dizi daha gerçekçi olur ... Böyle absürdlüklere de imza atılmamış olur...

Bakalım bu dizide daha ne komiklikler seyredeceğiz?

Neyse muhabbet kuşları ve Hürrem Sultan ile Kanuni birbirleriyle muhabbet ededursunlar... Ben bu akşam Fox TV'de oynayacak "Lale Devri"ni bekleyeyim en iyisi...

Dizideki Yeşim karakterinin bebeği birkaç bölümdür ultrasonda kocaman gözüküyor ancak karnının hiç büyümediğini görüyorum... Acaba nasıl gizliyor o koca bebeği karnında, onu çözmeye çalışayım jinekolog olan arkadaşımla ... İşin sırrını çözebilirsek, hamile kalmış kadın milletine bir faydamız dokunur değil mi?..

Ertan Yurderi

13 Mayıs 2011 Cuma

"Kolll" gibi Projeler Ülkesi ...


Gün geçmiyor ki, çılgın projelerle ilgili açıklamalar ardı sıra gelmesin...
Birileri de açıklanan bu projeleri yerlere göklere sığdıramasın...

"Uyan hemşerim... Adamlar sana kollll gibi" projeyle "sığdırmaya" geliyor diyeceğim, ama senin umurunda değil ki ... Tek derdin, makarna, bulgur ve yağ ...

Neyse sen bilirsin, benden söylemesi...

Bu ülkenin başında ben olsam var ya; sadece Su, Elektrik, Doğalgaz, köprü ve BENZİN ile bu memleketin kişi başına düşen GSMH'sını 10.000 $ (!!) değil, 20.000 $ (Reel) çıkartırdım diye düşünüyorum.

Devlet, Kurumlar Vergisi'nden bile benzinin yüzdeleriyle para toplayamıyorken ne gerek var zaten Kurumlar Vergisi'ne değil mi?...

Benzinin yanında bunların lafı mı olur, esamesini mi okunur.

Memur ve işçi kısmısı zaten hiçbir şeyi vergiden düşemediğinden dolayı maaşından kesintilerle babalar gibi ödüyor vergisini... Bırak kurumları, ne işin var kurumlarla senin... Sen devam et memurla, işçiyle, emekliyle... Nasılsa zavallılar bir yandan GSMH'leri yükselecek diye bekliyorlar, bir yandan da paket paket bulgur, makarna, un yolu gözlüyorlar...

Eskiden atalarımız: "Vergi kutsaldır"... "Verginizi mutlaka ödeyin" derlermiş...

Ayrıca cümlenin sonuna şu sözü de ilave ederlermiş:

"Vergilerinizi ödeyin, ödeyin kiiiii... Onlar bir gün size mutlaka Yol, Su, Elektrik ve Köprü olarak geri dönecektiiiirrrrr..."

Şimdiler de ise bırakın ödediğiniz kutsal vergiyi ve kutsal benzin katkısını, onlarla yapılanlar bile (Yol, Su, Elektrik ve köprü) bize tekrardan "Kol... böreği, Voyvoda Kazığı" olarak geri dönüyor vesselam.

Bari "hazır soyunmuşkene" şu cari açığı da kapatsak diyorum hani.

Ha gayret aslanlarım!.. Her gün, bol bol benzin alın, günde en az 3-4 kere köprü ve paralı yollardan geçin ne duruyorsunuz, haydi yollara ...

Alem FM'de Nihat Sırdar ve Sivrisinek "benzin fiyatlarını protesto için" bir ara flaşör yakma kampanyası yapıyorlardı ya yollarda, belli saatlerde... Siz onlara da bakmayın ne protestosu, neyin protestosu, bol bol benzin tüketin kardeşim... Bol bol benzin tüketin ...

Siz de katılın benim kampanyama... "Borç yiğidin kamçısıdır", "Türk'üz biz... Açıklarımızı her zaman kapatırız."

Cari açığımızı da kapatırız... Hatta biraz daha sıkarsak kemerlerimizi: Döt-dişimizi de...

"Hadi bir KOLLLL daha verin bana ya... Alıştık nasılsa..." dediğinizi duyar gibiyim aslanlarım!.. Sesiniz çok az çıkıyor ama, neyse varsın az çıksın... "Kolll gibi vergiler" nasılsa müstehak sana ...

Ertan Yurderi

3 Mayıs 2011 Salı

Yaşasın özgür ve bağımsız gazetecilik ...




Bugün tüm dünyada kutlandığı gibi ülkemizde de "Dünya Basın Özgürlüğü Günü"nü içimiz buruk bir şekilde kutlamaya çalışıyoruz...

Basın camiası içinde çalışmaya başladığım 1980 sonrasından bugüne kadar gazeteciler üzerindeki baskı ve yıldırma politikalarına hep şahit oldum... Taşeronlaşmalar ve sendikasızlaştırmalar yüzünden, tazminat ve yıpranma payları ödenmeden sokak önlerine konulan arkadaşlarımızın çektiklerine şahit oldum... Düşüncelerinden ve yazılarından ötürü hakkında dava açılan arkadaşlarımıza ve aralarından tutuklananlara şahit oldum... Gerçekleri tüm açıklığıyla ortaya çıkaran duayen gazeteci büyüklerimizin öldürüldüklerine şahit oldum... Ama bunlar bizi hiç yıldırmadı... Üzerimizdeki baskıya ve sansüre rağmen kamuoyunun bilinçlenmesi ve bilgilendirilmesi için hep mücadele ettik... Etmeye de devam ediyoruz...

Bizler; aşağıda imzasını okuyacağınız gazetecilik örgütlerinin üyeleri olarak ortak bir bildiri de yayınladık...

Bu bildiriyle;

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla dünyanın dört bir yanında zor durumda olan ve basın özgürlüğü mücadelesi veren meslektaşlarımızla dayanışma içinde olduğumuzu ilân ederken, ülkemizdeki yetkilileri de basın özgürlüğüne darbe vuran girişimlerden kaçınmaya ve mevcut engelleri kaldırmaya çağırıyoruz.

Basın özgürlüğünü; gazetecilere özgü bir hak olduğu için değil, demokratik toplumların ve demokratikleşmenin “olmazsa olmaz”larından biri olduğu için önemsiyor ve talep ediyoruz.

2000’ler Türkiyesinde, bir yandan “Basın Yasası ile gazeteciler için hapis cezası tarih oldu” diyen hükümetin, öte yandan yeni Türk Ceza Kanunu ile ağır hapis cezaları getirmiş olmasını vahim bir hata olarak görüyoruz. Yeni TCK’nın değiştirilmeden yürürlüğe girmesiyle sansür ve otosansür günlerinin başlayacağını, “neyi nasıl yazarsam hapis cezası almam” diye endişeye kapılan gazetecilerin özgür habercilik yapamayacaklarını anımsatmak isteriz.

Haber, yorum ve karikatürlerinden dolayı gazeteciler hakkında davalar açılmasını eleştiri hakkına tahammülsüzlük olarak değerlendirirken; toplumsal olaylar sırasında atılan sloganları yayımlayan gazete hakkında dava açılmasını hayret ve endişeyle karşılıyor, ifade ve basın özgürlüğünün kullanımına bir müdahale sayıyoruz. Bu davanın görüldüğü tam da bugün, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde, hâlâ mahkemelerimizde yargılanan gazetecilerin olması Türkiye için utanç verici bir manzaradır. Karikatürler ve sloganlar için mahkemelere gitmenin yol olduğu bir ülkede demokratik yönetim anlayışının ağır bir yara aldığının kavranmasını umuyoruz.

Dünyada ise gazetecilerin sansür baskısını, işkence, hapis ve rehin almaları yaşadıkları çok sayıda ülke var... Geçtiğimiz yıl, tarihin en çok gazeteci öldürülen dönemi oldu. Irak’ta ABD güçlerinin doğrudan hedef alarak öldürdüğü gazetecilerin dosyalarının ciddi soruşturmalar yapılmadan kapatılmasını protesto ediyoruz.

Savaş bölgelerinde çalışan meslektaşlarımızın özel bir statüsü olmasını ve bu statünün bütün hükümetlerce tanınmasını istiyoruz.

Medya şirketlerini, savaş alanlarına gönderdiği gazeteciler için her türlü güvenlik önlemini almaya çağırıyoruz.

Medya sahiplerinin, ticari çıkarları her şeyin önünde tutan ve halkın haber alma hakkını bu çıkarlar yüzünden zedeleyen yaklaşımlara girmemelerini bekliyoruz.

Dünyanın pek çok yerinin bir yangın alanına döndüğü günümüzde, bütün meslektaşlarımızı her türlü şiddete karşı çıkarak, barış, demokrasi ve insan hakları için çalışmaya davet ediyoruz.

Mesleğin etik ilkelerine uymanın, ırkçı ve şoven bir dil kullanımından kaçınmanın bugün her zamankinden çok daha önemli olduğunu anımsatmak istiyoruz.

Yaşasın özgür ve bağımsız gazetecilik.

GAZETECİ ÖRGÜTLERİ PLATFORMU (G-9)

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Parlamento Muhabirleri Derneği (PMD), Foto Muhabirleri Derneği (FMD), Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD), Diplomasi Muhabirleri Derneği (DMD), Profesyonel Haber Kameramanları Derneği (PHKD), Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği (RTGD), Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Ankara Şubesi, Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ) Türkiye Temsilciliği, Haber-Sen.

Ertan Yurderi