20 Kasım 2015 Cuma

Konuşan gerçekten o mudur, yoksa “O”nun sesi midir?



Dün hayatımda değişik bir şey yaşadım, anlatayım…

Yaklaşık 18 gündür İstanbul’dayım… Bu süreç içinde hem günlük işlerimi hallediyor, hem de gitmek istediğim yerlerde dolanıyor, bir bakıma İstanbul özlemimi gideriyorum… 

Neyse lafı uzatmadan hemen konuya gireyim… 

Şehremini’nden Fındıkzade’ye doğru kaldırımda yürürken, Çapa Anadolu Öğretmen Lisesi’nin önünde, kaldırımın caddeye yakın kenarında duran ve yere açtığı tezgâhta çakmaklara gaz dolduran adamın biri, birden bire önümü keserek, yoluma devam etmemi engelledi…

İşaret parmağını yüzüme doğru sallaya sallaya ve bağırarak; yarı şiir okur, yarı şarkı söyler gibi aşağıdaki şarkı sözlerini ardı ardına hızlı bir şekilde söylemeye başladı…

"Birgün belki hayattan  
Geçmişteki günlerden 
Bir teselli ararsın 
Bak o zaman resmime 
Gör akan o yaşları 

Benden sana son kalan 
Bir küçük resim şimdi 
Cevap veremez ama 
Ağlar yalnızlığına 

Ve işte arda kalan 
Bir avuç anı şimdi 
Koyup da bir başına 
Bırakıp gittin beni 

Sen yalnız değilsin 
Biliyorum neredesin 
Bu üzerdi beni 
Yaşasaydın ve görseydin 

Birgün belki hayattan 
Geçmişteki günlerden 
Bir teselli ararsın 
Bak o zaman resmime 
Gör akan o yaşları..."

Ne yalan söyleyeyim, o an korkudan kaskatı kesildim. Ne yapacağımı, nasıl hareket edeceğimi, sağa mı, sola mı, ne yöne gideceğimi bilemedim, kararsız kaldım… Soluğumun kesildiğini ve nefes alamadığımı da hissederken, garip bir şekilde boğazım da düğümlendi ve gözlerimden yanaklarıma nedensizce süzülen gözyaşlarıma engel olamadım…

Kimdi beni bu denli duygulandıran ve gözyaşlarımın süzülmesine sebep olan adam? Ve nereden biliyordu bütün yaşanmışlıklarımı da geçmiş karşıma bana bu satırları parmağını sallaya sallaya okuyordu?

Kısaca bana ne anlatmak istiyordu?

Oysa o kaldırımdan Fındıkzade’ye doğru ağır ağır ilerlerken, acı ve hüzünlerle dolu yıllarımı geçirdiğim eski sokağıma girmeyi, yaşanmış anılarıma uzaktan bakmayı düşlüyordum… Güya izler arayacaktım o yaşanmış mekânların içinde…

Çabuk toparladım kendimi, sildim gözyaşlarımı alelacele elimle, yürümeye devam ettim…

Biraz ilerledikten sonra başımı çevirip geriye dönüp baktığımda; o adam kollarını havaya kaldırdı ve benim işiteceğim şekilde bana doğru bağırmaya devam etti... 

"Ne acı.. Ne acı.. İnsan kendine ne kadar da yenik,
Bulunmadı ihanetin ilacı ey kocayürek, bu bir karadelik…
Yapacak hiçbir şey yok, gönül bu.. sevdin, sevildin de üstelik,
Yeni bir ten, yeni bir heyecan, ben seni senden daha iyi bilirim üstelik…"

Bu duyduklarımdan sonra kendimi kontrol ettiğim an, koşarak oradan uzaklaştığımı fark ettim… 

İşte böyle sevgili dostlar…

Bazen yolda sebepsizce karşılaştığımız meczuplaşmış bir insan, bir vel’i olmaya çalışır en del’i halinle sizlere… İyi dinlemek lazım böylelerini… Konuşan gerçekten o mudur, yoksa “O”nun sesi midir  acaba?

Bu yaşanmışlığı hiç unutmayacağım ben de artık üstelik…

20.11.2015, İstanbul

20 Şubat 2015 Cuma

Benim "bilge oğlum" Şanslı'ya ne oldu?



Şanslı'dan bana, babişkosuna... :( :( 

Bir kardan kedi yapsak yine seninle,
Oyunlar oynasak...
Artık seni görmüyorum babişkom,
Sanki gittin uzak ülkelere...
Eskiden çok yakındık,
Şimdi ise çok uzak.
Nedenini bir anlasam keşke,
Kardan kedi yapsak seninle,
Sadece oyunlar oynasak,
Yine eski günlerdeki gibi birlikte... 



Benim bilge ve bir o kadar da akıllı ve eğitmen oğlumla olan 12 senelik birlikteliğimize son noktayı koymayı ve ara vermeyi gönülsüzce ve isteksizce de olsa hayatımdaki değişiklikler ve günün şartları zorladı… Aslında ne o benden ayrılmayı düşünüyordu, ne de ben ondan … Tek ayrılık belki ÖLÜM olabilirdi her ikimiz arasında… O da mukadderattı elbet…

Benim İstanbul’daki evimi satışım ve İzmir’e yerleşmeyi düşünmemle başladı bu ayrılık süreci… İzmir-İstanbul gidiş-gelişlerim aslında birbirimizden ayrılmanın provalarıydı… Uzun süreli ayrılıklar, dönüşümde birbirimize kavuşmalarımız ve aradan geçen kısa süre sonra yeniden ayrılışlarımız… Alışıyorduk birbirimize yokluğumuza bu provalarla…

Derken bir akşam bir dostumun eşi bana müjdeli haberi verdi… Şanslı’ya yeni bir yaşam ortamı bulunmuştu… Yıllarca çilekeş İstanbul’un bir semtinin çatı katına sıkışmış yaşantısını o da benim gibi terk edip bambaşka bir yaşama kucak açacaktı… Gideceği yer; İstanbul’un en mutena bir semtinde 3 katlı triplex bahçeli bir evde (kediler için düzenlenmiş bahçe) yaşantısını sürdüren ve kedileri çok seven doktor evsahibesinin yanıydı… Evsahibesinin kardeşi de aynı zamanda veterinerdi…

Kısaca; oğlum Şanslı, gerçekten adı gibi şanslı çıktı… Gittiği eve ve evsahibesine alışma süreci fazla uzun sürmedi… Şanslı zaten bilge bir kişilikti… Nasıl ki bana 12 sene boyunca çok şey öğrettiyse, gittiği yerdeki yeni insanlarına da bir şeyler öğretmeye hazırdı…

Yaşantımıza bir şekilde giren dostlarımız, günü geldiğinde yepyeni yolculuklara ve serüvenlere kucak açıyor, bunu biz değil aslında “Yaradan” ayarlıyor… Çünkü o minik DOST’lar, GÖNÜL okşamayı bilen ve GÖNÜL’lere SEVGİ’yi yeksenak verebilen yegâne VARLIK’lar …

Elbette zaman zaman minik dostlarımızın YOK’luklarının acısı bizleri etkiliyor, bu her zaman olacak… Ama biliyorum ki benim bilge kuyruklu oğlum ŞANSLI, gittiği yerde EĞİTMEN’liğine devam ediyor, var olduğu sürece yepyeni GÖNÜLLERİ eğitmeye devam edecektir…

YOL’u ve bahtı açık, eğitmenliği daim olsun… Tüm dostlara can-ı gönülden selam olsun…

İşte böyle güzel kedi fotoğrafları bulunca paylaşamadan edemiyorum, bu fotoğraflar üzerinden sevgimi ona gönderiyor, ayrılık acısını biraz olsun hafifletmeye çalışıyor ve bununla da mutlu olmaya çabalıyorum...