29 Ekim 2011 Cumartesi

Bu ülkede Cumhuriyet Bayramı'nı kutlamak ve Youtube'a girmek YASAK'tır!!!



Hükümet ve hükümetin başı, yüreğimizi dağlayan 24 Şehit'imizin ardından Van'da yaşanan deprem felaketi nedeniyle, kurulduğu günden bu yana her 29 Ekim'de kutladığımız Cumhuriyet bayramımızın eğlence niteliğinde olan resepsiyonunu iptal etmeyerek, doğrudan doğruya bu önemli bayramımızın halkça kutlamasını da toptan iptal etti...

Ayrıca "Atatürk'e hakaret devam ediliyor" gerekçesiyle de dün akşam saatlerinden itibaren Youtube'a erişim yeniden engellendi... Youtube'a hiçbir DNS üzerinden girilemiyor...

Bu acı olaylar bahane gösterilerek resmi tören geçitlerini ve okullardaki etkinlikleri iptal etmek, laik cumhuriyet düşüncesini özümsememek ve bir şeyler yapmak için fırsat kollamak değildir de nedir diye insanın sorası geliyor ...

Cumhuriyet Bayramı'nı kutlamamamızın gerekçesi Van depremiyse "Kardeşim, deprem gecesi de dahil her gün TV programlarından eğlence eksik olmuyor. Bunları engellemiyorsun da Cumhuriyetimizin kuruluşunu kutladığımız ve bizim en büyük milli bayramımız olan Cumhuriyet Bayramımızı neden iptal ediyorsun!!.”  
diye sormazlar mı adama?

Müzik kanalları, eğlence programları, futbol maçları doludizgin devam ederken, ULUSAL YAS İLAN EDİLMEMİŞKEN NE HAKLA milli BAYRAMIMIZ İPTAL EDİLİYOR ki?

Kaldı ki ulusal yas ilan edilse bile, bayraklarımız yarıya inse bile bu durum RESMİ TÖRENLERİN İPTALİNE GEREKÇE de OLMAZ ki...
Cumhuriyet Bayramı bizim milli birlik ve bütünlüğümüzü dosta düşmana gösteren bir kutlama iken bu bayramın, özellikle milli birlik ve bütünlüğe en çok ihtiyaç duyduğumuz terörün hortladığı şu günlerde daha da önem ve ÖZENLE KUTLANMASI GEREKMEZ MİYDİ?.

Dün Youtube'a girmeyi engelleyen zihniyet, bugün Cumhuriyet Bayramı'nı da iptal etti... Ve yine Youtube'a erişimi engelledi...

Madem ki bu ülke yasaklar ülkesi haline getirilmek isteniyor o halde KURBAN BAYRAMI'nı da iptal etsinler.,.

 Evet evet, Kurban Bayramı da iptal olsun... Kimse hayvan kesmesin... Kurban paraları Merkez Bankası'nda toplansın... Ve oradan idare edilsin... Bu sebeple hem kurbanlık hayvanlar vahşice katledilmekten kurtulmuş olur, hem de toplanacak paralarla bu ülkeye daha yararlı hizmetlerde bulunulur...


3. Dünya ülkesi gibi Cumhuriyet Bayramı'nı iptal etmek ve Youtube erişimi yasaklamak kime ne yarar getirir ki... "ÇILGIN TÜRKLERİZ" biz kardeşim... Ne yapar, eder, bir yolunu bulur yasakları da deler, Youtube da girer, ayrıca Türk bayrağını alır sokaklarda Cumhuriyet Bayramımızı aslanlar gibi kutlarız... Hiç kimse unutmasın ki; "Mevzubahis VATAN'sa, gerisi TEFERRUAT'tır" bizim için ...

 Ertan Yurderi (ANONİM)



Cumhuriyet Bayramı törenleri eğlence değildir - İptal Edilemez!.. (Cumhuriyet Yazıları - 3)



Cumhuriyet Bayramı,
kendisini Türk olarak tanımlayan
tüm vatandaşlarımıza kutlu ve mutlu olsun. 


Cumhuriyet, kendi küllerinden doğan Türk Ulusunun ve Türk Devleti'nin tapu senedidir.
Emperyalizmi ve temsilcilerini dize getirerek kan ve emekle, büyük yokluklarla var edilmiştir.
Gericiliği, yobazlığın bağnaz yapısını kırarak,
Laiklik ve demokrasiyi içeren,
Ülkemizi ve Türk Toplumunu aydınlanma ve çağdaşlığa taşıyacak olan
Cumhuriyet rejimi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının,
TBMM'de Türk Ulusuna armağanıdır.

CUMHURİYET TÖRENLERİ BİR EĞLENCE DEĞİLDİR...

Cumhuriyet,
Ümmetten Ulusa dönüşün,
Bu yolda topraklara kan döken şehitlerimizin,
Türkiye'nin ve Cumhuriyet rejiminin kurulmasının
Devlet Kurumları ve vatandaşlar tarafından anılması,
Cumhuriyet'in kurulmasında temeli oluşturan Türk Silahlı Kuvvetlerinin,
Bu angıyı askeri törenlerle taçlandırmasıdır.

CUMHURİYET TÖRENLERİ BİR EĞLENCE DEĞİLDİR ....

Van Depremi nedeniyle ,
Eğlenceler, Cumhuriyet baloları ve resepsiyonlar iptal edilebilir,
Ama,
Cumhuriyeti anma Törenlerinin iptal edilmesi ,
Türk Ulusunun var oluş tarihine ihanet edilmesidir.

İrticanın odağı olduğu Anayasa Mahkemesi kararıyla tescillenmiş olan,
Cumhuriyet rejiminin süresini doldurduğunu açıklayan siyasetçilerin olduğu
Atatürk'ü ama törenlerini "sap gibi ayakta durmak" olarak niteleyen,
AKP Hükümeti,
Cumhuriyet törenlerini GİZLİ AJANDALARI NEDENİYLE İPTAL ETMİŞTİR.


DAHA DA ÜZÜCÜ OLANI İSE ;

Cumhuriyet'in kurucu direği olan Ordumuzun,
GENEL KURMAY BAŞKANININ DA,
Bu İPTAL KARARINA KATILMIŞ OLMASIDIR.


***

Değerli Yurttaşım,
Geçen Cumhuriyet Bayramında yazdıklarımı sizlerle bir kez daha paylaşacağım ;

Cumhuriyet'in kuruluşunun 87. yılını
Ne yazık ki işbirlikçilerin desteği ile ülkemize post seren
Örtülü bir küresel işgal ortamında kutluyoruz.
Kurtuluş savaşında olmayan bir orduyu var ederek,
Savaş meydanlarında ,
iki kişiye bir tüfeğin düştüğü askerlerini de
Tekalif-i Milliye adı verilen,
her evden toplanan çamaşır, çorap, çarık, yiyecekle
donatan, doyuran,
Güçlü, zırhlı donanımlı müttefik Devletleri ordularını ,
Vatan sevdasıyla yenen,
Var ettiği Ülkesini çağdaş ülkeler seviyesine getiren,
Bağımsız ve saygın bir ülkeyi var eden,
Gazi Mustafa Kemal Paşanın Türkiyesi,
elbet bu karanlık günleri aşacaktır.
Ulus bilinci köklü halkıyız...

Küresel EMPERYALİZM,
Ulus Devletlerin
ULUSAL GÜNLERİNİ ve ZAFERLERİNİ KUTLAMALARINI,
Ulus kahramanlarına olan sevgi ve saygının
Diri tutulmasını SEVMEZ.

Emperyal baronlar böylesi ülkeleri kolayca işgal edemezler.

Türkiye işte bu nedenlerle ,
iç destekli, ağır bir Dış saldırı altındadır.
Ulus Devlet ve Ulus bilinç kırılmaya çalışılıyor.
Çanakkale ve Sakarya'dan süzülerek gelmiş olan
Türk Ulusu ,
Mustafa Kemal Paşa'nın neferleri,
Er geç,
Türkiye'yi aydınlıklara yine çıkartacaktır.

Naci KAPTAN


1948 yılı Cumhuriyetin 45. kuruluş yıldönümü kutlamasından bir belgesel film...

http://www.britishpathe.com/record.php?id=56835

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun .. (Cumhuriyet Yazıları - 2)



Başbakan emir verdi: bu yıl Cumhuriyet Bayramı kutlanmayacakmış! Sebep: Van’daki deprem.

88 yılda bu ülke nice acılar yaşadı; Erzincan depreminde 33 bin, Kocaeli depreminde 17 bin kişi öldüğünde bile Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri iptal edilmedi de BUGÜN NEDEN İPTAL SÖZ KONUSU?

Amaç ölülere saygı, yaşanan acının tüm yurtça paylaşımı ise Cumhuriyet Bayramında davullu zurnalı, dansözlü kutlama yapılmıyor ki!!. Günün anlamının, Cumhuriyetin nasıl kurulduğunun, milli birlik ve bütünlüğün ne anlama geldiğinin ANLATILDIĞI KONUŞMALARIN YAPILDIĞIN BİR BAYRAMDAN BAHSEDİYORUZ. Bunun VAN’DAKİ DEPREMLE NE ALAKASI var ki törenler, kutlamalar iptal ediliyor anlamakta güçlük çekiyorum.

Kutlamamanın gerekçesi Van depremi olunca adama sormazlar mı “DEPREM GECESİ DE DÂHİL HALA HER GÜN TELEVİZYON PROGRAMLARINDAN eğlence eksik olmuyor. Bunu NEDEN ENGELLEMİYORSUN DA Cumhuriyetimizin kuruluşunu kutladığımız ve bizim en büyük milli bayramımız olan Cumhuriyet Bayramımızı iptal ediyorsun!!.”

“Ecdadımıza küfrediliyor” diye dizi filim hakkında RTÜK’ü göreve çağıran AKP’li milletvekilleri neden bu programların ekranlarda hala yayınlanıyor olması dolayısıyla aynı çağrıda bulunmuyor da BAYRAMIMIZIN KUTLANMAMASINI NORMAL KARŞILIYOR?

Müzik kanalları, eğlence programları, futbol maçları doludizgin devam ederken, ULUSAL YAS İLAN EDİLMEMİŞKEN NE HAKLA milli BAYRAMIMIZ İPTAL EDİLİYOR?

Kaldı ki ulusal yas ilan edilse, bayraklar yarıya inse bile bu durum RESMİ TÖRENLERİN İPTALİNE GEREKÇE OLMAZ.

Cumhuriyet Bayramı bizim milli birlik ve bütünlüğümüzü dosta düşmana gösteren bir kutlama iken bu bayramın, özellikle milli birlik ve bütünlüğe en çok ihtiyaç duyduğumuz terörün hortladığı şu günlerde daha da önem ve ÖZENLE KUTLANMASI GEREKMEZ MİYDİ?

Türkiye Cumhuriyetinin varlığını devam ettirmesini borçlu olduğumuz şehitlerimizin anısına bile bu bayram kutlamasından vazgeçmemişken neden deprem bahane edilerek kutlamalar iptal ediliyor?

Cumhurbaşkanı, valiler, kaymakamlar tebrikleri kabul edecek ama HALKIN İZLEYİP KATILABİLECEĞİ RESMİGEÇİT TÖRENİ OLMAYACAK bu NASIL BİR MANTIK?

Depremi en büyük ulusal bayramımızı iptal edecek kadar önemseyen BAŞBAKAN’IN DEPREMİN ÜÇÜNCÜ GÜNÜ ARAP ŞEYHİNE TAZİYE ZİYARETİNDE GİTMEMESİ DE GEREKMEZ MİYDİ?


Birkaç gün sonra Kurban Bayramı var. Tabi ki Kurban bayramı resmi bir bayram olmadığı için Başbakanın iptal etme yetkisi yok. Ancak bakalım ERDOĞAN “kurban kesmek yerine ona verilecek PARANIN DEPREMZEDELERE GÖNDERİLMESİ” YÖNÜNDE BİR ÇAĞRI DA BULUNACAK MI? Yoksa resmi bayramlar iptal edilirken DİNİ BAYRAMLARA BİR MUAFİYET Mİ UYGULAYACAK?

PEKİ YA HALK SİZİ DİNLEMEYİP KUTLAMA YAPMAYA KARAR VERİRSE, ya ellerinde Türk bayraklarıyla sokaklara akın ederse ve Cumhuriyetimizin en büyük bayramını iptal ettiğiniz için sizi protesto etmeye kalkarlarsa. İZİNSİZ GÖSTERİ YAPTIKLARI GEREKÇESİYLE TUTUKLAYACAK MISINIZ?

Kimse kusura bakmasın; AMAÇ GERÇEKTEN VAN DEPREMİ OLSAYDI ULUSAL YAS İLAN EDİLİRDİ, eğlence programları yayından kaldırılırdı, futbol maçları ertelenirdi, yardım için kesenin ağzını açmayan Arap şeyhlerine taziye ziyaretleri yapılmazdı, bakanlar oraya buraya dış ziyaretlerde bulunmazdı. 

Tüm bunlar yapılmış olsaydı biz de Başbakan Erdoğan depremi bahane edip ulusal varlığımızı ve milli birliğimizi borçlu olduğumuz, Mustafa Kemal Atatürk’ün ve şehitlerimizin anıldığı, bugünkü koşullarda yaşıyor olmamızı borçlu olduğumuz Cumhuriyetimizin kutlandığı bayramın iptalinin altında başka bir neden aramayı aklımıza getirmezdik.

Herkese ve her şeye inat “Ne mutlu Türküm diyene” diyebilen ve şehitlerimiz ile Mustafa Kemal Atatürk’ümüze minnet duyan herkesin CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN!

YA YOLUNDA YÜRÜRÜZ.. YA BU UĞURDA ÖLÜRÜZ..

Şebnem Özbek, 28.10.2011

Fırsat bu fırsat ... (Cumhuriyet Yazıları-1)



Bazen öyle zamanlar olur ki, okuduğunuz bir yazının altına "Ben de imzamı atarım" dersiniz ya... İşte başlığını okuduğunuz bu yazı da aynen öyle bir yazı benim için...

Sevgili büyüğüm, Cumhuriyet sevdalısı Emekli Cumhuriyet Savcısı Gündüz Akgül ağabeyimin bu fikirlerine ben de aynen katılıyor ve altına tereddütsüz imzamı atıyorum...

Gündüz Akgül ağabeyim diyor ki yazısında;

Çukurca’daki terör olayında kaybedilen 24 şehidimiz ile Van depreminde kaybettiğimiz yurttaşlarımız tüm yurtta büyük bir üzüntü yaratmıştır.
Bu acılara yüreği yanmayan birini insan olarak kabul etme olanağı yoktur.
Ancak her iki olayı da siyasi getiri malzemesi yapmak ve bu olayları bahane ederek gizli bazı emellerini gerçekleştirmekte etik ve doğru bir davranış değildir.
Yüreğimizi dağlayan bu olaylar nedeniyle 29 Ekim'de kutlayacağımız Cumhuriyet bayramımızın eğlence niteliğinde olan resepsiyonunun iptal edilmesi doğru bir harekettir. Yapılmaması gerekirdi.
Fakat bu acı olaylar bahane gösterilerek resmi tören geçitlerini ve okullardaki etkinlikleri iptal etmek, laik cumhuriyet düşüncesini özümsememek ve fırsat kollamaktır.
Van depreminde hayatlarını kaybeden Cumhuriyet öğretmenleri bugün yaşamış olsalardı eminim ki Cumhuriyet'in 88. Kuruluş Yıldönümü'nü büyük bir coşku ile kutlayacaklardı. Onların kemiklerini sızlatmıyor muyuz?
Ne yazık ki ülkemizde bir Cumhuriyet karşıtlığı almış başını gitmektedir.
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün belirttiği gibi “Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir.”
Bu faziletin değerini bilmeyenler günün birinde pişman olacaklar, ancak iş işten geçmiş olacak ve "Atı alan Üsküdar’ı geçmiş olacak"tır.
Deprem bahane edilerek Cumhuriyet'in 88. Kuruluş Yıldönümü resmi kutlamalarının iptal edilmesini, bir CUMHURİYET SEVDALISI olarak şiddetle kınıyorum. 28.10.2011

Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı
gunduzakgul@hotmail.com

Gündüz Akgül ağabeyimin bu sözlerine katılıyor, bir CUMHURİYET SEVDALISI olarak ben de Van depremi bahane edilerek "Cumhuriyet'imizin 88. Kuruluş Yıldönümü" resmi kutlamalarının iptal edilmesini kınıyorum... 29.10.2011

Ertan YURDERİ

28 Ekim 2011 Cuma

"We came, we saw, he died ... Hah hah haa!.." (Geldik, gördük, o öldü ...)


Sezar,M.Ö.49 yılında Anadolu’ya geldi. Buradan Mısır’a geçen Sezar, tekrar Anadolu’ya dönüp, Partlar’la savaştı. Uzun yıllar doğuda kalan Sezar’a dostlarından bir mektup geldi. Mektupta bu kadar zamandır neler yaptığı soruluyordu. Sezar, dostlarına şu kısa ve ünlü cevabını verdi:

- "Veni, vidi, vici ..." ”Geldim, Gördüm, Yendim.”

ABD Dışişleri Bakanı Hillary CLİNTON Amerikan haber kanalındaki söyleşide Kaddafi’nin ölümü üzerine HİSTERİK bir tavırla AYNEN BÖYLE SÖYLÜYOR:

"We came, we saw, he died ..." bir de üzerine pis pis gülüyor: "Hah hah haaa!.." (12 saniyelik) videoda yukarıda gördüğünüz üzere…

Bu işi pek o kadar kolay başaramazdı, eğer sırtını Amerikan bayrağına dayamış Araplar bulamasaydı.


Bu işi bu kadar kolay başardıysa bunu BÜYÜK ÖLÇÜDE İSLÂMCILARA BORÇLU. Fotoğraflarda görüldüğü üzere, onlar ayaklandıklarından beri namazlarında AMERİKAN BAYRAĞINI HİÇ EKSİK ETMEDİLER. Dualarının ancak kim tarafından kabul edileceğini gayet iyi bildikleri de belliydi.

KURTULUŞ SAVAŞIMIZ sırasında BİZDE DE BÖYLEYDİ bu İSLÂMCI TAİFESİ. Emperyalistlerin, düşmanın yanında yer aldılar. Şeyhülislâmları ÖLÜM FETVASI yayınladı kurtuluş savaşçılarımız için… ‘HİLAFET ORDUSU’ oluşturdular düşmanın yanı sıra bir de onlar saldırmak için... Cepheyi geriden vurmak için YEŞİL BAYRAK açıp sayısız iç isyan çıkardılar.

Bunların bir kişiden fazlası ‘ALLAHUEKBER” diye bağırmaya başladığında da korkacaksın.


İnsanlık dışı bir saldırıya niyetlendiler demektir. MENEMEN’DE OLDUĞU GİBİ…“KANLI PAZAR”DA olduğu gibi… KAHRAMANMARAŞ’TA, MALATYA’DA, ÇORUM’DA olduğu gibi… MADIMAK’TA OLDUĞU GİBİ…

İşte LİBYA’DA DA yine ‘ALLAHUEKBER’ sloganı ile bir iğrençliğe daha imza attılar.

http://www.globalpost.com/dispatch/news/regions/middle-east/111024/gaddafi-sodomized-video-gaddafi-sodomy adresinde (medyada yayınlanandan daha kapsamlı görüntülerle) Kaddafi’yi nasıl linç ettikleri yer alıyor. (Hele de videolara ancak katlanabilecekseniz bakın ama, kesinlikle çoluk çocuğa göstermeyin.)

Yaptıkları, zaten yaralı olan bir adama sadistçe saldırıp vurmaktan ibaret değil. İçlerinden birinin o saldırı sırasında KADDAFİ’NİN MAKATINA BİR SOPAYI SOKMAYA ÇALIŞTIĞI DA GÖRÜLMEKTE.

Bu kadar insanlıktan nasipsiz, aşağılık yaratıklar bunlar.

Ve de HÜKÜMETİN KARARIYLA, ülke olarak BİZ de bu kategoriden ADAMLARI DESTEKLEMİŞ KONUMA DÜŞTÜK.


Yazıklar olsun BİZ'lere ... Yazıklar olsun!..


Fotoğraflar için kaynaklar :

* http://www.buzzfeed.com/hotlist/congress-wont-authorize-military-mission-in-libya-3cvx
* http://arabnews.com/middleeast/article349925.ece
* http://www.transterramedia.com/american-flag-friday-prayer-benghazi
* http://uprootedpalestinians.blogspot.com/2011/10/biden-prescription-for-winning-wars.html

26 Ekim 2011 Çarşamba

Bir diktatörün 42 yıllık zulüm tablosu ...


Kaddafi'yi seversiniz ya da sevmezsiniz... Diktatör olarak görürsünüz ya da görmezsiniz... Ya da onun hakkında atıp tutanların gazına gelirsiniz veyahut gelmezsiniz... Bunlar sizin tercihinizdir ya da değildir...

Ya sizlerden bir şeyler saklanıyorsa, bunu hiç düşündünüz mü?... Ya da siz çok biliyorum havalarında hiçbir şey bilmiyorsanız... Veya sizi ve ülkenizi yöneten güçlerin görsel ve yazılı basın araçlarının etkisi altındaysanız?..

Neyse lafımı dolandırmak istemiyor, hemen konuya giriyorum...

Sıkı durun... Sizlere bir diktatörün 42 yıllık zulüm tablosunu teker teker aktarıyorum... Eksiklerim varsa şimdiden sizlerden özür dilerim...

- Libya'da evlerde kullanılan elektrik bedavaydı.

- Su ve doğalgaz zorunlu ihtiyaç kapsamında olduğu için bedavaydı.

- Libya'da eğitim ve sağlık hizmetleri bedavaydı.

- Libya devleti, tüm hastalara ilacı hiçbir ücret talep etmeden veriyordu.

- Benzinin litresi 0.08 Avro, yani bir Libyalı'nın bir litre benzine ödediği para Türk Lirası'yla yaklaşık 20 kuruştu... Sadece bizim paramızla 20 KURUŞ... (Gözlerinizi iyi açın...)

- Libya ulusal bankaları faiz almıyordu.

- Libya vatandaşları hiçbir şekilde vergi ödemiyordu.

- Libya hem Afrika'da hem de tüm dünyada en borçsuz ülkeydi.

- Libya'da arabalar fabrika çıkış fiyatına satılıyor, nakliye bedellerini ise devlet karşılıyordu.

- Yurtdışında burslu okuyan öğrencilere Libya devleti iadesiz olarak aylık 1650 Avro burs veriyordu.

- Libya'da tüm üniversite mezunları bir iş bulana kadar maaşa bağlanıyordu.

- Libya'da evlenmek isteyen tüm çiftlere devlet 150 metrekarelik daire veriyordu.

- Libya'da istisnasız olarak her aile aylık 300 Avro, yaklaşık 760 Türk Lirası AİLE YARDIMI alıyordu.

- Petrol gelirlerinin yüzde 90'ı Libya halkına gidiyordu.

Yukarıdaki cümleler artık "GEÇMİŞE MAZİ DERLER"e dönüştü...

Libya halkı ve dünya halkları bir diktatörden kurtuldu.

Şimdi soruyorum: BÜTÜN BUNLARI YAPAN KADDAFİ DİKTATÖRSE, ÜLKEMİZ DAHİL, DİĞER ÜLKE LİDERLERİNE NE DEMEMİZ GEREK?



Bir de o şerefsiz eli sopalı muhalif var ya, hani (şu Global Post'un paylaştığı fotoğraftan bahsediyorum) o ölmek üzere olan bir adama sopayla cinsel tacizde bulunan şahsiyetsiz Libyalı muhalif ona da soruyorum.. "Asıl bundan sonra o elindeki EMPERYALİST sopa senin ve LİBYA HALKI'nın neresine girecek? Ben asıl onu merak ediyorum, hep birlikte izleyip göreceğiz Seydi, İNŞALLAH! Ve de MAŞALLAH!..."

Ertan Yurderi

Kaynak: www.ulusalkanal.com.tr

25 Ekim 2011 Salı

Ne kadar çadır talebi bekliyordunuz ki Sayın Bakan? Sadece 100-200 tane mi?


Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay, depremin ardından Van'da çadır konusunda bu kadar yüksek bir talep beklemediklerini belirterek, “Evi yıkılan ve çadır ihtiyacı olan vatandaşımızın ihtiyacı karşılanmıştır. Ekstra çadır isteyenler için çalışmalar sürüyor” demiş...

İyi demiş... Fakat şu anda Van, Erciş ve köylere 15 bin civarında çadır ulaştırılmış. Bir sonraki güne kadar da ulaştırılan çadır sayısı 25 bine ulaşacakmış...

Ancak o bölgedeki çoğu vatandaşlarımız, evleri sağlam bile olsa evlerine girmekten çekindiklerinden dolayı daha fazla çadır talebinde bulunuyorlarmış... "100 bin hane çadır talebinde bulunulduğunda onu nasıl karşılayacağız?" diye TBMM'deki kürsüden soruyor Sayın Atalay...

Bunu kime soruyor? Bunu bize yani halka mı soruyor, yoksa milletvekillerine mi?

Farz edelim ki, (Allah göstermesin!!!) yarın İstanbul'da bu şiddette bir deprem oldu... Onbinlerce ev değil, yüzbinlerce ev yıkıldı... Peki yıkılan bu evlerdeki hane sahipleri çadır yok diye bu kış kıyamette ortada mı kalacak?..

O zaman da aynı şeyi mi söyleyecekti veya soracaktı Sayın Bakan?

Bu ülkenin elinde 100 bin çadırı mı yok allasen?

Halktan bağış ve yardımlarla toplanan paralar hangi hizmetlere harcanıyor ki böylesi bir afet sonucu millete verilecek çadır bulunamıyor?

Bunu sorgulamak hepimizin hakkı elbet...

Tüm komşu ülkelere yine kendimizi güldürdük... Japonya misali, tek başımıza bir afete dahi sahip çıkamadık... 3 gündür efelendik, yardım almamak için kıvrandık durduk... "Biz hallederiz" dedik... "Biz bize yeteriz" dedik... Ama olmadı işte... Sonuçta hükümet, 30'dan fazla ülkeden çadır ve prefabrik konut talebinde bulundu. Söz konusu ülkeler arasında efelendiğimiz İsrail bile var.

Demek ki neymiş efendim... Ülkesinin dört bir yanı fay hattında bulunan bir ülkeye 100 bin değil, belki 500 bin, belki 1 milyon, belki onlarca milyon çadır gerekliymiş...

Hükümet yetkililerine ve cumhurun başına trilyonlarca lira harcanarak araç, uçak ve jammer alınacağına böylesi bir afete hazırlıklı olmak gerekliymiş...

Tanrı gerçekten bu ülkeyi koruyor galiba ... Aynı anda birkaç bölgede deprem ve depreme bağlı doğal afetler de yaşansa idi, halimiz haraptı demek... Ülkemizin elinde 100 bine yakın çadır yokmuş çünki...

- Huuu, komşu, komşu...
- Kızılay size geldi mi?
- Geldi.
- Ne getirdi?
- Çadır ve yemek getirdi.
- Kime kime?
- Sadece sana, bana...
- Başka kime?
- Başka kimseye yok?
- Diğer çadırlar nerede peki?
- Suya düştü.
- Su nerede?
- İnek içti.
- İnek nerede?..


Ahh, arada bul o ineği!.. Bulabilirseniz tabii ki!..


Ertan Yurderi

Muhabbet kuşu ve etbeyinliler


Yukarıdaki muhabbet kuşu kadar akılları yoktur bazı ETBEYİN'lilerin ... Gaf üzerine gaf yaparlar da kendilerini yine aklayacak yolu bir şekilde bulurlar...

Yukarıdaki fotoğrafta adı sahibince bilinen, ancak bizlerce bilinmeyen muhabbet kuşu, sahibesi Nazan'ı ve iki çocuğunu deprem bölgesinde yıkıntıların arasından yerini belirler ve "İşte onlar burada, burayı kazın" telaşlanmasıyla ve cıvıldamasıyla kurtarma ekibinin dikkatini çekerek kurtulmalarına sebep olur da kimseciklerin haberi olmaz...

SEVGİ'dir bunun adı ... Belki de sevginin de ötesidir yaşanan... Bir muhabbet kuşu bizlere, biz insanoğluna ders verircesine yardım elini uzatmıştır, onu çok seven, ona her gün bakan, onunla zamanını geçiren ve sevgisini veren ailesine minnet duygularıyla...

Ama dedim ya, bir kuş kadar akıldan, vicdandan ve SEVGİ'den yoksun etbeyinliler de çıkar, faşizanca söylemlerle yürekleri bir kez daha yakar ve yıkarlar kin duygularıyla...

Ne olmuştur bu insanoğlu denilen yaratılmışa... Gönüllerimiz neden böylesi SEVGİ'den uzaklaşmıştır? Neden NEFRET, ÖFKE, İNTİKAM ve KAN bürümüştür her birimizin yüzüne... Hangi unsurlar ve şartlar BİZ'leri BİZ olmaktan çıkartmış ve birbirimize düşman edindirmiştir... İş işten daha fazla geçmeden tüm bunları acilen sorgulamamız lâzımdır...

Kuş ve kuşbeyinli deyip böylesi SEVGİ'yle dolu hayvanlara umarsızca bakıp geçenlere yüreklerinde ve vicdanlarında SEVGİ'yi kaybetmişlere gelsin son sözlerim...

Etbeyinleriniz bir kuşbeyini kadar etmiyor ne yazık ki... Yenilmişsiniz insani duygularınıza... Yazık, çok yazık ...

Ertan Yurderi

17 Ekim 2011 Pazartesi

Zıkkımın kökünü içsinler!..


Sigaraya zam gelmiş bana ne gam!..
Sigara içmem, alkol de almam...
Ama öyle kırk yılın başı, bir bira veya bir duble rakı içesim vardır...
Böyle ehl-i keyf zamanımda bile sigara tüttürmem...

Yıllarca sigara içilen bir ortamda çalıştım...
Hiç içmedim desem de, pasif içici sayılırım...
Allah'tan bu içicilik bende bağımlılık yapmadı, kendimi bu konuda şanslı hissediyorum ...

Neyse efendim, sigaraya zam gelmiş ...
Şu kadar olmuş, bu kadar olmuş ...
Olsun kardeşim, bana ne?..
O ZIKKIM'ı içenler düşünsün ZAM'mı, MAM'mı ...

ZIKKIM yerine ZIKKIMIN KÖKÜ'nü de içebilirler, içebilecek cesaretleri varsa...
Hesaplarını iyi yapsınlar işte ...

Bu arada sağlıklı olmak fena bir şey midir?
Değildir elbet ...
Sigara ve alkole harcanan paralarla bedene ve ruha daha yararlı şeyler de yapılabilinir...

Örneğin, deniz kenarına gidilip bir çay bahçesinde oturulur... O manzaraya karşı şöyle güzel tavşan kanı bir çay içilir...
Ne bileyim, bir kitap alınıp, okunur...
Güzel bir müzik CD'si alınır, dinlenilir...
Ya da güzel bir film DVD'si alınıp seyredilebilinir... Vs... Vs.. Vs..
Veyahut o paralar aylık olarak biriktirilir, yaz tatillerinde tatile bile çıkılır...

"Yaz tatiline çıkılır" deyince niye güldünüz ki...
Hiç gülmeyin yahu...
Elbette içilmemiş sigaranın parasını biriktirince, tatil imkanı yaratırsın kendine...

Nasıl mı?
Şöyle anlatayım isterseniz...

Bir paket sigara 10 TL oldu değil mi?...
Günde bir paket içen kişi ayda sigaraya ne kadar papel ödeyecek... 300 TL...
Çarp bunu 11 ayla ... Ne etti?
3.300 TL etti değil mi?...
Bu para da adamı hastaneye değil, ölüme hiç değil, tatile götürür arkadaş, tatile...

Sigarayı bırakabilenler mutluluğu ve sağlığı yeniden yakalarken, bırakamayanlara da geçmiş olsun diyelim artık...
İster zıkkımın kökünü içsinler, ister zakkumun kökünü... Banaaa neee?

Öyle ZAM geldi, MAM geldi diye de AH'layıp VAH'lamayın...
Onu sandıkta "olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi" diyen padişahınıza oy atarken düşünecektiniz, şimdi de BİZEEE NEEEE !!!...

Ertan Yurderi

6 Ekim 2011 Perşembe

Ölüm postayla gelmişti ...

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bahriye Üçok, 6 Ekim 1990’da Ankara’daki evine gönderilen bir kitabın içine yerleştirilen bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirmişti.

İslam dininin yanlış yorumlandığını söyleyerek karşı çıkan Üçok, oruç tutmanın zorunlu olmadığını, İslam’da başörtüsü kavramının bulunmadığını konuşmalarında vurguluyordu.

Olaydan bir gün sonra polisin yaptığı araştırma sonucu, bombalı kitabın İstanbul"da Ekspres Kargo Perşembe Pazarı Şubesi’nden postalandığı ortaya çıktı.
Şirketin teslim alma bölümünde görevli olan ve paketi teslim edenleri gören görevli Gülay Calap, ifadesinde zanlıların eşkallerini tarif etti ve kayıplara karıştı.

Calap, daha sonra İzmir’de Türkiye Devrimci Halk Partisi"nin bölge sorumlusu olarak yakalandı. Ancak Bahriye Üçok cinayetiyle ilgili umut olarak görülen Calap, yakalandıktan sonra verdiği ifadede bombalı paketi getirenleri tanımadığını söyledi.

Soruşturmanın ilk adımlarında, NATO kökenli olarak açıklanan patlayıcının cinsi sonradan yapılan açıklamalarda Ortadoğu kökenli örgütlerin kullandığı Çekoslovak malı C4 olarak değiştirildi. Diğer faili meçhul cinayetlerle birlikte aydınlatılamayan Bahriye Üçok cinayeti dosyası, 1999 Eylül ayında tekrar açıldı.

Dönemin Ankara Emniyet Müdür Vekili Kemal İskender’in koordinatörlüğünde faili meçhul kalan olayların aydınlatılmasıyla ilgili ‘Faili Meçhul Olayları Analiz Birimi’ adı verilen özel bir birim kuruldu.

Mayıs 2000’de Mumcu cinayetiyle ilgili başlatılan Umut operasyonu kapsamında ortaya çıkan ipuçları, Bahriye Üçok cinayetinin çözümüyle ilgili umut ışığı oldu.

Kışlalı cinayetinin çözümünde de ipucu olan zanlıların ifadeleri üzerinde yoğunlaşan polis, Üçok cinayetini çözmek için araştırma yapmaya başladı.



İlk İpucu

Umut operasyonu sürerken Hizbullah örgütü üyelerini sorgulayan polis, Muammer Aksoy ve Üçok cinayetiyle ilgili önemli ipuçlarına ulaştı.

Örgüt üyelerinin sorguları sonucunda İslami Hareket ve Mumcu eylem grubunun dışında ‘Kayserililer Grubu’ adıyla yeni bir eylem grubunun varlığı ortaya çıktı.

Mumcu suikastıyla ilgili tutuklanan Mehmet Şahin, ifadesinde bombalı paketin patlamasıyla yaşamını yitiren Üçok’a gönderilen bombalı kitabı Ankara’da gördüğünü söyledi.

16 Mayıs 2000’de Ankara Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin, gözaltında tutulan Hasan Kılıç, Necdet Yüksel, Ferhan Özmen adlı kişileri sorgulaması sonucu Bahriye Üçok’a yapılan saldırı da aydınlatıldı.

Parmak İzi örtüştü

19 Mayıs"ta Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde gözaltında bulunan ‘Tekin’ kod adlı Ferhan Özmen"in parmak izi Üçok"un öldürülmesi olayında kullanılan pakette tespit edilen parmak iziyle örtüştü. Bu bulgu üzerine tekrar sorguya alınan Özmen, cinayeti ayrıntılarıyla anlatırken, cinayetle bağlantısı olan ve bu olayda kendisini yönlendirenle yardımcı olanların isimlerini verdi.

Emniyet yetkilileri, Üçok cinayetiyle ilgili tüm ayrıntıların ortaya çıkarıldığını, ancak olayla ilgili bazı kişilerin firarda olduğunu, bu kişilerin yakalanması için çalışıldığını kaydetti.

Sosyal demokrattı

1971 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından kontenjan senatörü seçilen Üçok"un aktif siyasi yaşamı da bu şekilde başlamış oldu. Beş yıl süresince Cumhuriyet Senatosu divan üyeliği yaptıktan sonra 1977"de CHP"ye katılan Bahriye Üçok, 1983 yılında Halkçı Parti"nin kurucu üyesi oldu.

1984"te yapılan genel seçimlerde bu partiden Ordu milletvekili seçilerek TBMM"ye girdi. 1986 yılında SHP"ye geçen siyasetçi, Kasım 1988"de katıldığı bir TV programında "İslam"da örtünmenin ve oruç tutmanın zorunlu olmadığını" açıklaması üzerine "İslami Hareket" adlı örgütten tehditler almaya başladı.

1990"da parti meclisi üyesi olarak seçildikten kısa bir süre sonra Üçok, 6 Ekim 1990 günü Ankara"daki evine gönderilen kitap paketini açmaya çalışırken içine yerleştirilen bombanın patlaması sonucu hayatını yitirdi. Siyasetçi o dönemde partisi SHP için bir laiklik raporu hazırlıyordu.

Alıntı: BİRGÜN - 7 Ekim 2008