10 Kasım 2004 Çarşamba

"Gece Senfonisi..."



Ramazan ayı geldiğinde İstanbul'u çevre illerden hatta uzak illerden gelen davulcular basıyor... Bunu nerden mi biliyorum... Gelen bu davulcuların yüzüne baktığınızda hiçbirinde İstanbulluluk okunmuyor da ondan...

İstanbul'da davulcu yokluğundan kaynaklanıyordur bu herhalde diye düşünüyorum... Ramazan ayı geldiğinde müthiş bir davulcu sıkıntısı başgösterdiğinden olmalı ki tüm belediyeler davulcu ihtiyacını karşılamak için ilanlar verip, çevre illerden hatta uzak illerden böyle davulcuları İstanbul'a transfer eder hale geliyorlar... Her birine de yine ilgili belediyeler tarafından bir de tanıtım kartı verilip, İstanbul'u mahallemahalle, sokak sokak parselleyip mesleklerini icra ediyor bu zat-ı muhteremler... Buna bir diyeceğimiz yok, o adamcağızlar da para kazansınlar elbet...

Elin adamları uzaya giderken, uzayı araştırırken ve teknolojinin her nimetinden faydalanırken bizlerin her sahur zamanı davulla uyandırılması nostalji yerine işkence haline geldi bunu anlayan kalmadı sanırım...

Sahura kalkacak olanlar zaten elektronik saatlerini kuruyorlar... İstedikleri saat ve tam zamanında zaten sahura kalkabiliyorlar bu teknolojik araçlarıyla...

Davulcuların davul çalabilenlerinin yanında, bir de çalamayanları da var... Adamcağız kendince bir ritm tutturmuş ki, ne 3/4'lük ne 4/4'lük ne de 9/8'lik... Kendinden uydurduğu 5/18'lik ritmi bir türlü tutturamıyor sürekli kendince dörtlük aramak zorunda kalıyor... Gezinip duruyor davulun tokmağıyla davulun üzerinde... Eh durum böyle olunca bizler de gecenin en muhteşem zamanında uykumuzun en derin yerinde vaktinden evvel mecburen sahura kalkmak zorunda kalıyoruz ister istemez... Hani sahura yakın geçse davulcu amenna... Daha sahur zamanına 2 saat kala geçmesi sinirleri ayağa kaldırıyor...

Dedim ya elektronik çağda yaşıyoruz, uzay çağında yani... Üretilen her yeni arabada da en yeni alarm sistemleri var... Adamın arabasının değil üzerinden, yakınından bir sivrisinek geçtiğinde bile arabasının alarmı çalan alarm türleri de vardır bilirsiniz hani... Eh bu arabalar da bu davulcunun uygunsuz ritimleriyle sarsılınca başlıyor ötmeye gecenin en koyu saatlerinde... İşte o an pencereyi açıp, o davulcuya ve arabanın sahibine "uygun güzel sözler" söylemek istiyor adamın canı... Ama sizi engelleyen hane halkı sayesinde bozulan sinirlerinizle birlikte yeniden yatmak zorunda kalıyorsunuz, artık uyuyabilirseniz aşkolsun size...

Bir de bazen mahallenin ve sokakların gece el ayak çekildiğindeki asıl sahipleri olan köpeklerin de bu davulcunun verdiği enfes ritimsizlikteki davul konserine güzel havlama sesleriyle eşlik etmesi yok mu? Ortalık tam bir şenlik havasına bürünüyor... Bir yandan çalan arabaların alarm sesi, bir yandan davulcunun ritimsiz davul sesi, bir yandan mahallenin köpeklerinin havlama sesi hepsi birbirine karışıyor... Tam bir "Gece Senfonisi" ...

Bir de bu davulcular haftada bir gelip halinizi hatırınızı sormuyor mu işin komikliği burada başlıyor işte... "Ben sizin mahallenin davulcusuyum, bahşişimi istiyorum" diyor... Neyse ilk gelene bahşişinizi veriyorsunuz.. Daha aradan aradan yarım saat geçmeden bir başka davulcu daha gelip de o da aynı şeyi söylemiyor mu insanın tepesi o anda atıyor...

Gelen davulculara "Ulan artık karar verin, siz hangi mahallenin, hangi sokağın davulcususunuz" diyeceğiniz geliyor... Yine tutuyorsunuz veya hane halkı engelliyor sizi... Allah'tan şimdilerde hepsinin göğsünde hangi mahallede ve sokakta görev yaptığını belirten kartlar var da bu karışıklık olmuyor desek de, davulcu ahalisi tüm avanesiyle gezdiğinden bu kartları biri göğsüne takıp geliyor o bırakıyor, diğeri takıp geliyor...

Neyse şu ana kadar ben hiçbirine denk gelemedim.. Bizim hanım denk gelip, bahşişini vermiş bu mahalle davulcusuna...

Şimdi bayramda bu davulcu yine gelecek adım gibi eminim... Eh bayram zamanı biz de evde olacağız tabii ki de... "Abi bayramın kutlu olsun he he, ben sizin mahalle davulcusuyum he he, bahşiş he he" diyecek ya... O müthiş karşılaşma anını büyük sabırsızlıkla bekliyorum...

Davulcuya birlikte elindeki tokmakla o davulun üzerindeki gerili derinin üzerine vuruş denemeleri mi yaparız artık, yoksa o tokmağın başka işlevlerini mi anlatırım kendisine bilmiyorum...

Bunun benim ilk solo programım olacağından emin olabilirsiniz, davulcunun ise son solo programı olabilir belki de...

Ne demişler atalarımız, "son gülen iyi gülermiş"... He he he ...

Ertan Yurderi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Nasıl yazımı beğendiniz mi? Yorum bırakarak benim gelişimime katkıda bulunabilirsiniz... Şimdiden katkınız için teşekkürler... Sevgiler ve saygılar... Ertan Yurderi (kocayurek)