22 Nisan 2011 Cuma

"Ali Em, Boney M" ...


YSK Başkanı Ali Em'in adını son birkaç gün içinde ne kadar çok duyduk değil mi?..

TV kanallarındaki seçimle ilgili hemen hemen her haberde Ali Em adını duyunca da benim aklıma hep "Boney M" grubu geldi ...

Tekerleme gibi, dilime de dolandı bu... "Ali Em, Boney M" demeye başladım...

Belki pek genç olanlarınız bilmez ama Boney M grubu 1970'lerin efsanevi grubuydu... Grup; Bobby Farrell, Liz Mitchell, Marcia Barrett ve Claudia Barry'dan oluşuyordu, disko, pop müzik yapmışlardı...

Hit parçaları da; "Ma Baker," "Felicidad", "Rasputin", "Daddy Cool", "Sunny" gibi şarkılardı...

Neyse sözü fazla uzatmadan ...

YSK Başkanı Ali Em, açıklamalarıyla 72 saatte Türkiye'yi yerinden oynattı, sinir katsayımızı da tepetaklak etti... Bir de açıklamalarıyla Türkiye'ye ne yaptığının farkında değilmiş gibi, YSK'daki görevine girerken kapıdaki "şudur, budur" kısa açıklamalarını dinleyip durduk...

Sonunda YSK'dan Türkiye'yi biraz olsun rahatlatan kararlar çıktı, her şey normale döndü (mü acaba?) diyelim... Ve biraz olsun, içimiz rahat etti...

Keşke bu süreci Ali Em'in açıklamalarını beklemek yerine Boney M'i dinleyerek geçirseydik, hiç olmazsa biraz gerginliğimiz ortadan kalkardı...
"Ali Em, Boney M",
Hayde hayde Rasputin,
Hayde hayde Daddy Cool
"Ali Em, Boney M" ...

 
Ma ma ma ma - ma baker - she taught her four sons
Ma ma ma ma - ma baker - to handle their guns
Ma ma ma ma - ma baker - she never could cry
Ma ma ma ma - ma baker - but she knew how to die


Fırıncı kadın, dört oğluna silah kullanmasını öğretti
Kendisi hiç ağlayamazdı, ama nasıl ölüneceğini biliyordu...
Sunny, yesterday my life was filled with rain.
Sunny, you smiled at me and really eased the pain.
The dark days are gone, and the bright days are here ...


Sunny, dün hayatım rahmetle dolduruldu
Bana gülümsedin ve acım dindi
KARANLIK GÜNLER GİTTİ VE AYDINLIK GÜNLER GELDİ ...

Türkiye'min de üzerindeki KARANLIK günlerin gitmesi, AYDINLIK günlerin bir an önce gelmesi ümidiyle...

"Ali Em, Boney M"

Ertan Yurderi

20 Nisan 2011 Çarşamba

"Performans" altında ezilen doktorların isyanı ...




Yukarıdaki fotoğrafı hatırladınız mı bilmem. Bu fotoğraf, 2007 yılında Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın Burdur Kadın ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'ndeki incelemeleri sırasında “Hoşgeldiniz'' diyerek karşılayan bir pratisyen hekime ait... O gün o pratisyen hekim, "Doktor, hasta, eczacı ele ele verdik performans adına devleti soyuyoruz" yazılı döviz açmıştı. Bu tavıra öfkelenen Bakan Akdağ da, yanındaki yetkililere, “Buna ve arkadaşlarına soruşturma açın'' talimatı vermişti...

Aslında o gün o hekim bir sıkıntısını anlatmak isterken hakkında soruşturma açılan hekim konumuna düşmüştü...

Gerçekten de o günlerde doktorlarımız ve sağlık emekçilerimiz çıkartılan "Performans Yasası" sebebiyle öyle yoğun çalışmaya başlamışlardı ki...

Duyumlarımıza göre, hastanelere gelen hastaları daha yolda karşılar, onlara özel önem ve ihtimam gösterir hale gelmişlerdi... Hatta ve hatta kollarından tutup alınmadık "katarak", çıkarılmadık "safra kesesi" bile bırakmamışlardı...

Eh ne de olsa performans kaygısı var işin ucunda...
Gereksiz yere tanılar koymalar, inanılmaz cerrahi tedaviler, tetkikler, biopsiler vs.. vs.. vs..

Aslında bu arada gözden kaçırılanlar da vardı... Bu performans kaygısı yüzünden bütün sağlık fonlarının içi ve sağlığa ayrılan bütçenin tamamından fazlasını gereksiz istemler ve tüketimler yüzünden boşaltılıyordu...

O günlerde hasta olarak bizler de "Doktorlar ne güzel bize bakıyorlar, bize ne güzel tahliller veriyorlar, bizi önemsiyorlar" diye, boşuna sevinip durmuştuk... Yine en büyük kazık bize gireceğinden haberimiz yoktu... Gün geldi çattı, bunun faturası yine hasta'ya ve hasta yakınlarına çıktı...

Ne mesai saati ne de performans konusunda denge, düzen, adalet ve hakkaniyet kalmamış, durum böyle olunca da, doktorlarımızda motivasyon da kalmamıştı...

Ha bu arada yaşlı ve genç hekimleri de birbirlerine düşürmüşlerdi. Oysaki ikisi de aynı gün 24 saat nöbet tuttukları halde, aldıkları maaşlar bile farklı oluyordu...

Tabii söz konusu performans olunca, hekimliğin kalitesine de değinmek gerekiyordu...

Söz konusu olan performans bazında yapılan hekimliğin değerlendirme ölçütü, hasta sayısı olmadığını, hastadan istenen tahliller de olmadığını, hastane performansı, hasta memnuniyeti hiç olmadığını da vurgulamak gerekiyordu...

Bu arada hastalar, "Ne güzel doktorlar benimle ilgileniyorlar, beni çok sevdiler, hatta öpülmedik bir yanağım kalmıştı, onu da nerdeyse öpecekler diye sevindirik" olurlarken aklı başında hastalar da ellerindeki tahlilleri gösterip "Doktor bey, ben karnım ağrıyor diye gelmiştim. Siz benden birçok tahlil istediniz ama hala muayenemi yapmadınız?" diye mızmızlanıyorlardı...

Tabii ki o zamanlarda muayeneler kısa sürerdi. Çünkü o sırada doktorumuz performans peşindeydi, yani cebini dolduracak para peşindeydi...

O günlerde çark böyle dönüyordu. Sistem, doktoru buna zorluyordu...

Performans takıntısı devam ettiği sürece hasta mutlu mutlu hastaneden ayrılıyor, doktor kesesini mutlu mutlu doldurmanın zevkini çıkarıyor, devletin sağlığa ayırdığı bütçe kasaları ise tamtakır boşalıyordu...

İşte reform paketinde sunulan performans yasası, hipokrat yemini etmiş hekimlerimizin iş ahlakını böyle bozuyor, bozmaya da devam ediyordu...

Ama arada kendi bakanına kafa tutan, pankart açan doktorlar da çıkmıyor değildi...

Tam bunlar yaşanırken, bu sefer tam gün yasası da çıktı... Doktorların üzerine daha fazla yük bindi... Doktor başına düşen hasta sayısında artışlar oldu... Doktorlar performansa dayalı ücretlendirilmeyle daha çok hastaya daha kalitesiz hizmet verip bakmaya zorlandılar.

Sonuçta bugünlere gelindi...

Bugün Sağlık Bakanlığı’na bağlı 1000 dolayındaki hastanede uzun süredir uygulanan “performans sistemi” nedeniyle üniversite hastanelerine göre daha niteliksiz sağlık hizmeti verildiği, Bakanlık hastanelerindeki doktorların meslek ahlakına uygun olmayan hizmet faaliyeti yürüttükleri, Bakanlığa bağlı devlet ve eğitim hastanelerindeki doktorların daha çok para kazanmak için gözü dönmüş bir biçimde daha fazla ameliyat, tetkik, muayene yaptıkları, gereksiz yere ilaç yazdıkları, üniversite hastanelerinde de performans sistemine geçildiği takdirde verilen nitelikli sağlık hizmetlerinin Bakanlık hastanelerindeki gibi bozulacağı, öğretim üyelerini eğitim ve araştırmadan uzaklaştıracağı ve akademik niteliğin yitirileceği ortaya çıktı...

Doktorlarımız sonunda greve gittiler... Ve performansa dayalı sağlık sisteminin iyileştirilmesini bu yüzden istiyorlar...

Umarım doktorların bu haklı sesine kısa sürede kulak verilir ve sağlık konusunda daha köklü reformlar yapılır..

Ertan Yurderi

Deveye "boynun eğri" demişler ...




Deveye "boynun eğri" demişler, o da "Nerem doğru ki?" demiş...

Bu cümlecik, "eleştiri" konusunda kullandığımız güzel bir atasözümüzdür...

Bu atasözünü, "beceriksiz, cahil kimseleri, herhangi bir konuda eleştirdiğiniz zaman buna aldırış etmedikleri için" kullanırız... Çünkü onlar, haklı yere eleştirildiklerini iyi bilirler...

YGS'de şifre skandalı nedeniyle hedef haline gelen ÖSYM Başkanı da bu kişilerden...

Kendisini günlerdir eleştiriyorlar, fakat sesi soluğu her nedense çıkmıyor...

Kendisinin "intihalci" yani "kopyacı" birisi olduğu da ortaya çıktı. Fakat her ne hikmetse, ne muhteremin kendisinden ne de başkasından tık sesi bile yok...

YGS şifre skandalı sırasında Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile konuşmuştu. Konuşmalarıyla onları da "tatmin" etmiş, bizleri "tatmin" edememişti ...

Böyle bir kopyacının sözüne ne kadar itimat edilebilinir ki? Ve ne kadar "tatmin" olunabilinir ki?

Bence bu kişiye yakışacak hareket, adının başındaki tirt'ine ve başında bulunduğu kuruma daha fazla halel getirmeden ve kariyerini daha fazla zedelemeden başında bulunduğu kurumdan acilen istifa etmek olacaktır...

Ertan Yurderi

Zihinlerimiz her gün tecavüze uğruyor




Dün günümüzü Cemile'ye eski kocası tarafından yapılan tecavüzle, Ali'nin de "TATMİN" olmuş psikopat suratıyla kapattık...

Yeni Dünya Düzeni'nin iktidarları da, farklı gündemler yaratarak, sadece bedensel işkence yapmakla da kalmıyor, görsel ve yazılı medya araçlarını zihinsel tecavüz için kullanıyorlar...

Gündem dedik ya, asıl gelelim Türkiye'nin gündemine ...

Türkiye'nin Gündem'i bu, anı anına o kadar çabuk değişiyor ki, bir yerden yakalamak, peşinden koşmak çok zor...

48 saat içinde Türkiye'de neler neler olmadı ki? Neler yaşanmadı ki? İşte sadece birkaç önemli başlık

- YGS şifre mağdurları Taksim ve Galatasaray'da oturma eylemi yaparken, Başbakan "YGS mağdurlarının karşısında 5-10 bin kişi çıkartırım" dedi.

- Sanatçı Bedri Baykam ve asistanı Tuğba Kurtulmuş bıçaklandı.

- Yüksek Seçim Kurulu, 7'si BDP'li 12 bağımsız adayı veto etti.

- Yüksek Seçim Kurulu'nun veto kararını protesto etmek için Taksim'de toplanıp Aksaray'a doğru yürüyüşe geçen BDP'li grup, ortalığı savaş alanına çevirdi.

- Doktorlar haklarını aramak için gösteri yapıp, iki günlük greve gittiler

- YGS'de şifre skandalı nedeniyle hedef haline gelen ve istifası istenen ÖSYM Başkanı Prof. Ali Demir'in, 1990’da bir dergide başkasının makalesini kendi makalesi gibi yazıp intihal suçu işlediği ortaya çıktı...

- 118'li hatlar halkı çıldırttı

- Ve Cemile eski kocası tarafından tecavüze uğradı ...

Ülke gündemini yakından takip edenler, farklı iletişim araçlarıyla yukarıdaki bu haberleri FLASH veya SON DAKİKA olarak zihinlerine kazıdılar ...

Ülke gündemiyle ilgilenmeyenler, zaten onlar hep uykudalar ... Onları DÜRT'sen de fayda etmez... Onlara göre "ALAN da memnun, VEREN de memnun" ...

Bakalım bugün kimler ve hangi zihinler yine tecavüze maruz kalacak, kimler bu tecavüzden "memnun" ve "TATMİN" olarak günü tamamlayacaklar?

Ertan Yurderi

19 Nisan 2011 Salı

1. Taksim YGS Şifre Muharebesi



Ders: Tarih

Konu: 1. Taksim YGS Şifre Muharebesi

"Tarih tekerrürden ibarettir diyen" tarihçiler, bu muharebenin tarihini yıl olarak 2011 olarak vermişler, her nedense ay ve gününü muamma olarak belirtmemişlerdir...

Bu muharebenin yeri Taksim Meydanı'dır...

Bu muhareye, 1-2 bin YGS şifresi mağdurları ile karşılarına çıkartılan 5 bin kadar YGS şifresi verilip "tatmin" olmuş olanlar iştirak etmişlerdir...

YGS şifresi mağdurları ellerindeki döviz, pankart, sırt çantası, kurs kitapları, kalem, silgi ile kendilerini korumaya çalışırken, YGS şifresi verilip "tatmin" olmuş olanlar ise muharebeye Sıraselviler Caddesi üzerinden ağzından köpükler saçan develerle "Allah, Allah, Ya Allah, bu sene tüm üniversiteler bizim inşallah" diyerek savaş meydanına giriş yapmışlardır...

Çıkan olaylarda develerinden düşen YGS şifresi verilip "tatmin" olanlar ne yazık ki devesiz kalmışlar, bunu fırsat bilen YGS şifresi verilmemiş mağdurlar ise kitaplarıyla yere düşenlere vurarak, "Alın size ilim, irfan... Biraz adam olun, adam, olmayın imam" diyerek Atatürk Kültür Merkezi'ne doğru kovalamaya geçmişler, Taksim-Bostancı minibüslerinin orada sıkıştırılan YGS tatmincileri, güzelce dayak yemişler, eşek arabasıyla getirilen Zemzem Suyu'yla ayılanlar ise "iskele alabanda, haydi dörtnala, tabana kuvvet" deyip, Dolmabahçe istikametine doğru kaçmışlardır...

Etrafta başıboş kalan develer ise "Hani nerde saman? Bizi aldattılar mı ulan" diyerek önce Kızılkaya'lara gelip "Abi be, çok acıktık... Bize şurdan iki hamburger bir ayran" versene demişler, kuyrukta sıra beklemek istemeyen develer ise Galatasaray'a doğru hörgüçlerini sallaya sallaya giderlerken, kimisi İnci’de profiterol yemeye dalmış, kimisi DNR’da kitaba, kimisi Atlas Pasajı’na, kimisi Çiçek Pazarı'na uğrayıp kumpir, kokoreç vs. yemeyi de ihmal etmemişlerdir...

"Nevizade nerde abi" diye sokak sokak aranan bir deve Beyoğlu'nun arka sokaklarında kaybolurken, Babylon’a uğrayan bir deve ise kapıdaki bodyguard’lardan “DAMSIZ deve almıyoruz" diyerek deveyi geri çevirmişlerdir...

Ha bu arada birkaç deve de “Ulan Arabistan’dan kalktık taa buralara kadar geldik, Fransız Sokağı’na gidelim, Fransız kalmayalım” diyerek Fransız Sokağı’na doğru yollanmışlardır…

Evettttt, gelelim bu muharebenin sonucunaaaaa…

Bu kalemli, silgili ve kitaplı muharebenin sonunu merak ediyorsunuz değil mi?

Bunu merak edenler için şifreli tüyo veriyorum... Kulaklarınızı kepçe, gözünüzü de öküz gözü gibi açıp dinleyin... Bir daha anlatmam… Anlayanlar, anlamayanlara bilahare anlatsınlar…

Öncelikle annenizin babanızın binbir emekleriyle zar-zor, borç-harç biilaç biriktirdikleriyle dersaneye kursa gidiniz ya da TV'den Muhteşem Yüzyıl'ı sonuna kadar takip ediniz... Ne vakit Hürrem Sultan "Sülüman, Sülüman, ortalık artı çok sütliman" derse (aralarındaki gizli şifre budur) şifreleme olayı başlamış olduğunu anlayınız...

Sonracıımaa, bu öğrendiklerinizi önce twitleyiniz, ardından da face'de paylaşınız. Okunmuş pirinçlerinizi yanınıza alarak LYS sınavı'na gidiniz ve başınız ve kıçınız açık şekilde sınava giriniz ... (Onların taktiği bu, çakozladınız mı?)

Sınavda Tarih sorusu olan "1. Taksim YGS Şifre Muharebesi'nin sonucunda aşağıdakilerden hangi taraf kazanmıştır?" seçeneğini bulunuz ve “Mod Medyan, bulamayan hâlâ salakyan” olan doğru şıkkı işaretleyiniz..

A) YGS şifre mağdurları kazanmış

B) YGS şifre tatmincileri kazanmış

C) Fifty fifty yeni şifreler paylaşılmış, savaşın galibi yok

D) Taraf gazetesi kazanmış

E) Hiçbiri


Çaktınız mı köfteyi... Bundan sonra şıkları da, alt alta, üst üste, çaprazlama, balıklama, çivileme, derine dalma şeklinde dizerseniz, iyi edersiniz... Bir bakmışsınız tüm soruları çözmüş, istediğiniz üniversitedesiniz...

Tam ben, "Hadi geçmiş olsun gençler iyisiniz" diyecekken, TV karşısında şekerleme yaparken, derinnnn uykuya daldığımı anladım… Uykulu gözlerle haberlere bakarken, bir baktım ki ortalık yine karışmış...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan YGS’deki iddialara gönderme yaparken şöyle avazlanıyor:

"Taksim’de bin kişiyi, iki bin kişiyi yürütmek, iki bin genci yürütmek problem değil. Onlar YGS sınavının karşısında tavır ortaya koyuyorlar. Biz de kalkarız onların karşısına 5 bin, 10 bin genci koyarız" ...

CHP bu konuşmaya yanıt vermez mi? Verir elbet...

CHP Genel Başkan Yardımcıları Engin Altay ve Umut Oran yazılı açıklama yaparak, Başbakan'ın bu konuşmasını "bir çete reisi açıklaması" olarak nitelendirip;

"Yapılan açıklama, ülkeyi kaotik bir ortama sürükleyecek tarzdadır. Büyük bir tahriktir, bölücülüktür, ayrımcılıktır, nerede oturduğunu bilmemektir.

Demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine saygı duyan ve insanlıktan birazcık nasiplenen biri bu açıklamaları yapmaz, yapamaz.

ÖSYM’de tezgah kuracaksın, yandaşlarına sınav şifresi vereceksin sonra da kalkıp emeğine, geleceğine sahip çıkan gençlerimizi tehdit edeceksin.

Eğer herhangi bir gencimizin burnu kanarsa, ya da gençlerimiz karşı karşıya gelirse bunun sorumlusu Erdoğan’dır. Böyle bir durumda dünyayı Erdoğan’ın başına yıkarız."
demişlerdir...

Eh benden de bu kadar vakanüvis olur ha... Yaz babam yaz, hiç bitmiyor…

Rahmetli Tarih hocam Rabia Çalçene hanım bunları okusaydı, saçını başını yolar, herhalde beni Tarih'ten sınıfta çaktırırdı...

-FINE- (Fransız kalmayın, "bitti" demek)

Vakanüvis-el-kocayurek ....

18 Nisan 2011 Pazartesi

Bedri Baykam'a yapılan bıçaklı saldırıyı kınıyorum ...


Az önce tüm haber ajansları Bedri Baykam'a yapılan bıçaklı saldırıyı SON DAKİKA Flash Haber olarak geçince, TV başına koşuşturdum...

TV'den izlerken de çok üzüldüm... Hem çevredeki insanlar ne olduğunu bile anlayamadığı için Bedri Baykam'ın çığlıklarına umursamaz şekilde bakıyorlardı... Hem de arabalar umursamız şekilde kapılarını açmıyorlardı... Elini bir kapıya uzattı, o arabanın sahibi arkasına dahi bakmadan çekip gitti...

İnsanlık bu kadar işte... İnsanlık bitmiş...

Olayın gelişimini TV'ler şöyle aktarıyordu...

Bedri Baykam bu sabah Akatlar'da bulunan Beşiktaş Kültür Merkezi'nde Kars'ta yıkılma kararı alınan "İnsanlık Anıtı" ile ilgili bir toplantıya katılmış ve orada heykelin yıkılmasına tepki göstermiş. Heykel yıkımını Afganistan'da Taliban'ın Buda heykellerini yıkmasına benzeten Baykam, "Dünya Türkiye'yi ikinci Taliban vakası olarak yansıtacak" demiş...

Toplantı çıkışında Bedri Baykam arabasına doğru ilerlerken çığlıkları duyulmaya başlamış... Çevredekiler kapkaççılık olayı diye zannetmişler... Ancak kanlar içinde kalan Baykam, "Beni hastaneye götürün", "Ambulans" diye bağırmaya başlayınca bıçaklandığını anlamışlar...

Bu haince saldırıyı kınıyorum... Ayrıca "UCUBE" diye nitelenen heykelin yıkılmasını da protesto ediyorum...

Türkiye Afganistan değildir, olmamalıdır da...

Saldırıyı gerçekleştirenler hemen yakalanmalı, meçhul bir saldırı olarak kalmamalıdır...

Bedri Baykam dostumuza geçmiş olsun diliyorum... Kendisi en kısa zamanda iyileşip aramıza dönüp mücadelesini sürdürecektir ... Ama Türkiye sanatçıya yapılan bu saldırı asla unutmayacaktır...

Ertan Yurderi