önyargı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
önyargı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2010 Pazartesi

Önyargı üzerine ...


Kelime anlamıyla önyargı; Bir kimseyle ya da şeyle ilgili olarak, belirli bir olaya, duruma ya da görmeye dayanan, önceden edinilmiş olumlu ya da olumsuz kanıya varmak demektir...

Toplumbilimsel anlamda önyargı ise; Bir bireyde, öteki bireylere ya da toplumsal kümelere karşı sevgi ya da düşmanlık duygusu uyanmasına yol açan, koşullanmış bir duygusal tutumu yansıtan sığ inanç diyebiliriz...

Ruhbilimsel anlamda önyargı ise; Kişinin, herhangi bir konuda, yeterli kanıta dayanmayan, karşıtı kanıtlansa bile değiştirilemeyen olumlu ya da olumsuz yargısı demektir...

Bu üç farklı tanımı şöyle harmanlayıp yoğurup kısaca önyargı üzerine şunu diyebilir miyiz acaba?..

Önyargı; İçinde yaşadığımız toplumdaki bir çok sorunun ana nedeni, bireylerin yeterli bilgiye sahip olmadan olayları yorumlamasıdır..

Çevremizi olup olmadık yerde hep yargılarız. Bilip bilmeden hep laf üretip dururuz...

Hayatımız "olsaydım"larla doludur. Ama insanlar yapılması gerekeni layıkı ile yapmazlar.

Bulunduğu konumda ve mevkide yapmamız gerekenleri yapmayız.

Ön yargılar birçok istenmeyen sonuçlar da doğurur.

Önyargı üzerine düşündükçe çok şey üretebilirsiniz...

Peki önyargıya görsel olarak bir örnek vereyim ister misiniz?...

Önyargının da görselliği mi olur demeyin... Bu söylemime önyargıyla yaklaşmayın lütfen...

Peki... Şimdi aşağıdaki fotoğrafa iyi bakın... İlk baktığınızda ne görüyorsunuz?...


Çok güzel söylediniz... Bir çalılık üzerinde oturan kurbağa değil mi?...

Ne kadar da ön yargılısınız... Yanıldığınızı söylesem bana kızmazsınız değil mi?..

Bakın resim belli bir süre sonra hareket ediyor, ediyor...

Neymiş...

Bir at başı...

Demek ki; "HAYATTA HİÇ BİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ OLMAYABİLİR..."miş değil mi?..

Önyargısız olan kişiler, yaşama farklı gözle bakabilen kişilerdir...

Önyargının zararı üzerine şu aşağıdaki hazin hikayeyi de sizinle paylaşmak istiyorum...

Hikayeye göre uzaklarda bir köyde, kocası, çocuğu doğmadan ölmüş, tek başına yaşayan hamile bir kadın kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar.

Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşır.

Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadır.

Günler geçer ve kadın bir gün bir kaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır...

Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır.

Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelinciği ve kanlı ağzını görür.

Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta öldürür hayvanı.

Tam o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur.

Anne odaya yönelir... Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür.

Evet kadın ne kadar önyargılı davranmış değil mi? Bu hikaye önyargı üzerine çok güzel kıssadan bir hissedir bize...

Ne zaman bir olaya önyargıyla yaklaşacak olursanız, kurbağa'nın at başına dönüşebileceğini hiç unutmayın...


Önyargısız ve yargısız infazlardan uzak bir dünya dileğimle...

Not: http://www.biertijd.com/mediaplayer/?itemid=3954  adresinde yer alan filmi izledikten sonra önyargılı olmanın ne kadar yanlış olduğuna bir kez daha kanaat getiriyor insan. Bence siz önce izleyin sonra biraz gülümseyerek düşünün ve bu yazımı öyle yorumlayın...

Ertan Yurderi

28 Ocak 2010 Perşembe

"Damla balığı" ve "önyargı"larımız ...



Ulusal gazetelerin birkaçının internet sitesinde "dünyanın en çirkin yaratığı" diye anonsu verilen "Damla balığı"nın fotoğrafını görünce içim "cız" etti doğrusu...

Ne demek "dünyanın en çirkin yaratığı" ?..

Böyle bir "değerlendirme" yapmayı ve bunu "çirkin yaratık" etiketiyle sunmayı kendilerine nasıl hak olarak görüyorlar bu haberi yazanlar?..

"Önyargılı" oldukları ise muhakkak...

Haber yazan gazetecilerin bu tür konulara dikkat etmesi gerekmez mi?..

Onlara göre böyle bir balık türü "çirkin" gelebilir... Bu onların kendi yorumlarıdır...
Kendilerine saklasalardı bu düşüncelerini... Bizlere ne?..

Onların beni yönlendirmelerine, onlar gibi düşünmeye zorlamalarına benim ihtiyacım yok...
İşte bu yüzden bu haberi bile, böyle sunmalarına anlam veremiyorum...

Haberi şöyle verebilirlerdi... "Eti yenmeyen, nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan bir balık türü" ...

Yorumu ise bana bıraksalardı...

Neyse, tüm okuyucuların aklına "çirkin yaratık" diye soktular bir kere...

Bana göre ise bu balık türü hiç de öyle "çirkin yaratık" gibi gelmiyor...
Üstelik "sevimli" de geliyor... Sanki bir şeye üzülmüş de, ağlayacak gibi bir hali var...

Bu sevimli damla balıkları Avustralya ve Tazmanya denizlerinin 900 metre derinliğinde yaşıyorlarmış... İnsanlar onları bu yüzden pek sık görmüyorlarmış... Zaten doğal hayatı koruma dernekleri de bu balık neslinin tehdit altında olduğunu söylemişler...

Aman zaten bazı "insan türleri" bu balıkları hiç görmesinler... Bu tür İnsanlardan uzak olsunlar ve korunsunlar... Hatta "canavar" yakıştırmalı önyargılı insanlardan "korunma altına" bile alınsınlar...

Bu tür önyargılı olanlara Yunus Emre'nin şu veciz cümlesini bir kez daha hatırlatmak isterim..

Ne demişti Yunus Emre: "Yaradılanı severim, Yaradan'dan ötürü..."

"Yaradan'ın yarattığı her şeyi, Yaradan'a olan sevgisinden dolayı sevdiğini" çok iyi anlatmaz mı bu cümle?

İşte böyle...

İnsanoğlu "önyargılı" düşüncelerinden kurtulamadığı sürece ne tekamül edebilir, ne de bir adım tekamül ettirebilir kendini...

Her Yaradılan'ın bir sebebi vardır ...
Biz insanoğlu bunun farkına bir varabilsek?
Ne güzel yaşanılası yer olurdu bu dünya o zaman muhakkak...

Ertan Yurderi