Didim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Didim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2023 Pazar

"Torunum gibi tatlı" ...



Didim'in sevimli semt pazarcıları, sıradan bir iş gününde bile özgünlüklerini her daim koruyorlar. Ürünlerini satarken sadece ürünleri değil, yaşamlarındaki o eşsiz anların güzelliğini de tezgahlarına naif bir şekilde serpiştiriyorlar. 

Geçtiğimiz günlerde, bu pazarcı çiftimizin kızları dünyaya bir melek getirdi... Ve torun sevgisi, ikisinin de kalplerini kocaman bir neşeyle doldurdu. Dede ve anneanne olmanın ilk kez tatlı heyecanını yaşadıkları her hallerinden belli oluyordu. 

Soğan tezgahlarının üzerini, sımsıcak bir yazıyla bezemişlerdi: "Torunum gibi tatlı." Bu an, öyle naif ve içten bir hissiyatla doluydu ki, hemen bu özel anı ölümsüzleştirmek istedim.

Özel anları fark etmek, hem kendi hayatımızı hem de başkalarının hayatını daha anlamlı kılar. Bu anları paylaşarak, birbirimizin yaşamlarına renk katmaktan büyük mutluluk duyarız. 

Hayatta küçük detaylara dikkat ederek, her anın değerini bilerek ilerlemek, gerçek mutluluğu keşfetmemizi sağlar. Özel anları yakalayarak, her günümüzü anlamla doldurmak dileğiyle.

~ E.Y. (kocayurek, 4.6.2023)


 

4 Mayıs 2023 Perşembe

Serçe ...

 



Serçenin biri bir bahar günü dalgın dalgın uçuyormuş. Bir anda fark etmiş ki, yolun bir metre üstünde uçuyor ve karşıdan da  motosikletli bir adam son hız geliyor.

Her ikisi de çarpışmayı engellemek için ellerinden geleni yapmışlar. Ancak nafile... Serçe "çotaaank" diye motorcunun kaskına çarpıp yere düşmüş.

Motorcu sıkı bir hayvansevermiş. Doğal olarak hemen atlamış motordan; koşmuş serçenin yanına. Serçe yerde yarı baygın yatıyor…

Elbette ona kıyamamış, bırakamamış yolda; almış getirmiş evine.

Eskiden kalma bir de kafesi varmış evde... Yarı baygın serçeyi kafesin içine güzelce yerleştirmiş... Yanına da az biraz su, az biraz ekmek koymuş, vurmuş kafayı yatmış...

Bizim yarı baygın serçe bir müddet sonra ayılmaya başlamış... Daha tam da seçemiyormuş ortalığı, kafada hafif bulanıklık var yani...

Bir bakmış ki parmaklık, ekmek, su falan var bulunduğu yerde...
Birden dank etmiş vaziyet: "Hadiiii laan motorcuyu öldürmüşüz" demiş...

Elbette bunların hiçbiri olmamış yukarıda anlatılan sadece hayali bir hikaye. 

Dün buna benzer başımdan geçen gerçek öyküyü de ben size anlatıp yazımı sonlandırayım.

Didim girişindeki kavşaktan ev istikametine dönmek üzereyken yerde bir serçenin caddenin orta yerinde durduğunu ve kaçmadığını görünce arabayı kenara çekip koşa koşa yanına gittim.  

Belli ki o da mama uğruna bir araçla çarpışmış hem sersemlemiş hem de korkmuş. Öyle yolun ortasında kalakalmış. Yerinden kıpırdamıyordu.

Elime aldım, sağını solunu kontrol ettiğimde hiçbir yerinde bir sorun olmadığını görünce onunla birlikte arabaya bindik. 

Biraz sevip okşayınca hareketlendi ve elimden kaçarak arabanın içinde uçmaya başladı. Koltuğumun baş kısmına tüneyip üstünü başını düzeltmeye ve taranmaya başladı.  

Biraz ilerimizde ağaçlarla kaplı bir alan vardı ve oradan serçe sesleri geliyordu. Oraya gidip onu orada özgürlüğüne uğurlamak istedik. 

Ağaçlık bölgede minik serçeyi özgürlüğüne kavuşturduk. Çığlıklar atarak ağaçlar arasında gözden kaybolup gitti.

Biz de minik bir canlıyı ezilmekten kurtarmanın ve yaşama döndürmenin mutluluğuyla eve döndük. 

Doğayı ve doğaya ait hayvanların yaşam alanlarını betonlaştırıp yok eden bizleriz. Onları dar bir çevrede yaşatan da bizleriz. Bizler ne kadar doğasever ve hayvansever olup mücadele versek de minik dostlarımızın yok olmasına engel olamıyoruz ne yazık ki... Yolların hayvan ölüleriyle dolu olması hepimizin suçu.

Bu konuda yazacak o kadar çok şey var ki aslında... Burada sonlandırayım en iyisi.


5 Mayıs 2021 Çarşamba

Bu işe en çok sevinen Miletli Thales oldu ...




Ne zaman Milet'e gidip gezinsem, Sinop'lu Diogenes (Diyojen) misali elimde fener ile Milet harabelerinde dolaşır, "adam gibi adam"ları arar dururum...


Beni g
üleç yüzüyle Thales ve ondan bir harf bile öğrenmeyi kâr sayan meraklı öğrencileri Anaksimandros ve Anaksimenes karşılar.

Onlarla birlikte sohbet ede ede gezinir dururuz binlerce yıllık tarihi kent i
çinde... Sohbetlerimiz hoş olur... Esprili olur... Aramızdaki binlerce yıllık uçuruma rağmen bu üç değerli filozofun anlatımları düşünce denizinde yüzmeme sebep olur, zamanın nasıl akıp gittiğini eve geriye dönüş yolunda farkına varırım ancak.

Yine b
öyle bir gezinti sırasında Thales'in kendisinin pratik becerikliliği ile anlattığı hikâyeye öğrencileriyle birlikte çok gülmüştük...

Bir g
ün göğe baka baka yürürken Thales bir çukura düşmüş. Bunu gören Trakyalı köle bir kız "Sen daha burnunun ucunu göremiyorsun, bir de kalkmış göğe bakıyorsun" diye alay etmiş... Oysaki Thales o gün yaptığı gözlemlere göre o yıl Miletos'taki zeytin ağaçlarının bol ürün vereceğini öngörmüş ve kıştan oradaki bütün zeytin preslerini kiralamış. Ürün zamanı gelince, bu presleri isteyenlere kendisi yüksek bir fiyatla kiralamış ve zengin olmuş...

O zamanlarda da filozoflar ve felsefeyle uğraşanlar tıpkı bug
ünküler gibi günlük yaşamda beceriksizlikleriyle ünlenmişler. Hafif hafif bu konuda alay edilirmiş onlarla. Hiç şüphe yok ki bazıları gerçekten beceriksizmiş günlük yaşamlarında. Ama kimileri, insanların çoğunun önem verdiği şeylere önem vermediği için, önem verenler tarafından beceriksiz görülürlermiş...

İşte yukarıdaki hik
âyedeki gibi Thales'in yaptığı, filozofların beceriksizlikten değil, zengin olmaya önem vermedikleri için zengin olamadıklarını, istedikleri takdirde zengin olabileceklerini göstermiş olması beni ziyadesiyle memnun etti bir kez daha...

Neyse nereden nereye geleceğim s
özlerimin sonunda... Yazının başlığında Thales'in bir konuda sevindiğimden bahsettim... Peki sevinmiş ama neye sevinmiş... Sıra artık ona gelsin...

Aradan ge
çen binlerce yıl sonra bu harabe kentte her zamanki gibi otlar bürümüş... Temizlenmesi gerekmiş... Ve temizlenmeye başlanmış...

Bu temizliği haber alan Didim Kaymakamımız Sayın Halil Avşar ve M
üze Müdürümüz Baran Aydın Miletos'a gelmişler, incelemeler yapmışlar... Hatta bu temizliğe bizzat kendileri de eşlik etmişler... Miletos'u bu katkılarıyla görülebilir hale getirmek için uğraş vermişler.

Bu
çalışmalara kim sevinmez? Başta Thales... Öğrencileri ... Halk ... ve Didim'li BİZ'ler...

Thales belki de
önündeki çukuru otlar yüzünden göremedi ve düştü... Hatta o çukur bugünlerde basına da Aydın İl Turizm Müdürü Sayın Mehmet Umut Tuncer tarafından açıklanacak olan çukur olmasın sakın? Envanter kayıtlarında olmayan bir bölgede uzunluğu 10-15 metre uzunluğunda mağaramsı bir yer bulunmuş. Şu an içi su doluymuş. Ot temizliği sırasında bulunan bu mağaranın içindeki su temizlendikten sonra halka bilgi verilecekmiş...

Kıssadan hisse; Tarihe
önem veren ve onları koruyan "adam gibi adam"lar da yetiştiriyor bu ulus... Bu tarihi bölgeye sahip çıkan tüm değerli yöneticilerin varlığı Thales gibi bizleri de sevindiriyor... Katkısı olan, emek veren herkese can-ı gönülden sevgi ve selamlar olsun bu satırlardan...

Ertan Yurderi

7 Ağustos 2020 Cuma

“ .. Ya Ölüm, Ya Kalım!.. Karar Sizin!..”


Korona üzerine konuşulacak söz hiç biter mi?.. Bitmez elbet... Konu bitmedikçe bize de yazmak düşer... 


Bu sene ailecek Didim'de
öyle bir "Kurban Bayramı" dönemi geçirdik ki, şaşarsınız... Bayram öncesi 4 günlük ev ihtiyacımızı karşıladık ve sanki "sokağa çıkma yasağı" uygulanmışcasına evde 4 gün hapis hayatı yaşadık...

O ne kalabalıktı
öyle? Didim'in tüm kıyıları ve koyları tıklım tıklım doluydu. Sosyal mesafe ve maske kullanımı da hakgetireydi...

Eh T
ürkiye'nin hemen hemen her yerinde durumlar aynı olunca, salgının ikinci ayağının gelmesi çok muhtemeldi .. ki şu anki durum onu gösteriyor... Türkiye'nin hemen hemen her ilinden kritik uyarılar geliyor... Daha bu sabah gazetelerin internet sitelerinde bulaş yaşayan illerden veriler paylaşıldı. Tablo yavaş yavaş ortaya çıkıyor...

Elbette tabloya etki eden sadece bayram da değil... G
ünler öncesi onbinlerce kişi Sultanahmet Meydanı'nı doldurmuş, Ayasofya'nın cami olarak ibadete açılışına katılmıştı. Rakamı Cumhur'un başı açıklamıştı... Sayı 350 bin civarıydı... Eh bu sayıyı en az 4 (dört) ile çarpmak gerekiyor. Ve çıkan sayıyı da yine 4 (dört) ile çarpmak gerekir ki, bulaş sayısına ulaşabilelim...

Bunlardan bazıları bayram dolayısıyla sayfiye yerlerine de gittiler... Bayram ziyaretlerine birbirlerine de gittiler...

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, korona vir
üsü tedbirlerinin önemine ilk günden beri vurgu üzerine vurgu yapıyor... Kullandığı dil o kadar kaliteli, kibar ve ağdalı ki... Sosyal medyadan yaptığı paylaşımlarını okuyanlar sanki bu ülkede bu süreç çok güzel geçiyor gibi bir anlam çıkıyor...

Örneğin bugünkü Twitter'daki mesajında şöyle demiş: "Bugün maske takmayan, yarın Covid-19'un gerçek yüzünü görebilir"...

Bence; sadece bug
ün değil hiçbir gün maske takmayan bir kişi, eninde sonunda ebesinin örekesini görebilir...

Bizim millet b
öyle "tatlı sözler" duyduğu zaman, karşısındaki kral bile olsa TAKMAZ, karşısındakini hiç önemsemez...

Bence bu milletin kafasına DANK ettirecek S
ÖZ'ler ve yeni cümleler bulmak gerek... "BUGÜN MASKE TAK, ÖLÜM SANA TAKMADAN"... Ya da "BUGÜN MASKE TAKMAYANA, YARIN PAMUK TIKARLAR" gibi gibi veciz sözler üretilebilinir... Bu tür sözler ve cümleler HALK üzerinde daha etkili olur…

Fahrettin Koca
önceki mesajlarından birinde "Bu devirde, yakın mesafe cana yakınlık değil. Ne olduğunu, akciğeri su toplayanlar keşke anlatabilse..." demişti. Bizzat aynı durumu ben bir sene önce yaşadığım için anlatmak istiyorum...

Bir sene
önce (2019 yılı) Şubat ayında durup dururken bir anda sağ tarafımda bir ağrı oluştu. Ben ilk önceleri gaz sıkıştırması sandım. Daha sonra ne yaptımsa bu ağrıyı dindiremedim ve gittikçe bu ağrım artmaya başladı. Didim Devlet Hastanesi'nin Acil Servisi'ne ambulansla gittim. İlk gidişimde grip belirtisi diye bir ağrı kesici ve birkaç ilaç yazarak eve gönderdiler. Eve geldim, ilaçlarımı kullanmaya başlamıştım ki, o günün akşamı ağrı şiddetlenerek beni soluk alamaz hale getirdi... Yine ambulans çağırdık ve hastaneye kendimi zor attım. Şansıma o tarihlerde Covit belası yoktu (belki de vardı, bilmiyorum). Hemen oksijen maskesi takıldı yüzüme, bir gün önceki tahliller yeniden yapıldı ve yeniden ağrı kesiciler yapılarak eve gönderildim ve ertesi gün Poliklinik'te Göğüs Hastalıkları Bölümü'nde o yapılan tetkikler sonucu Pnömoni (Zatürre) başlangıcı olduğumu öğrendim...

Soluk alamamak
çok zor bir şey... Resmen boğuluyor gibi hissediyorsunuz kendinizi... Dünya değiştirecek gibi oluyorsunuz, şaftınız kayıyor resmen... Bu durumu bir sene önce ben de yaşadım...

Fahrettin Koca demiş ya; "Akciğeri su toplayanlar keşke anlatabilse" diye... Ben
çok az bir bölümünü anlattım... Bunu ancak yaşayan ve çeken bilir...

Şimdiki pandemi s
ürecindeki Covit-19 belası daha fazlasını yapıyor insanlara... Soluk aldırmıyor ve entübe hale dönüşüveriyorsunuz... Boğazınıza bir  hortum takılıyor ve öyle soluk almaya başlıyorsunuz... 2 tür kurtuluşunuz var... YA ÖLÜYORSUNUZ, kurtuluyorsunuz... Ya da şansınız yaver gidiyor, bir şekilde ÖLÜMDEN KURTULUYORSUNUZ... Yani yazımın başlığı gibi "Ya Ölüm, Ya Kalım" hali yaşıyorsunuz...

Fahrettin Koca twitlerinden birini daha paylaşıp yazıma son vereyim isterseniz... Demiş ki yine kibar dille muhterem; "Hayatımızın y
önetimini salgına mı bırakacağız, yoksa tedbirlerle salgını biz mi kontrol altına alacağız. Başarabiliriz. Tedbirde teyakkuz istiyoruz..."

Yukarıdaki Koca'nın s
özlerinden ne anladınız? Kaymaklı şöbiyet ya da sütlü nuriye tadında konuşan bakanın bu konuşması ne derece etkiledi sizi? Tedbir alacak mısınız? Korona'ya yakalanmamayı başarabilecek misiniz? Saldım çayıra, mevlam bizi kayıra bir hayat sürmeye devam mı edeceksiniz? N'apacaksınız Allahaşkına söyleyin...

Artık bu durum "Ya
Ölüm, Ya Kalım!.." meselesi... Karar sizin keyfinize kalmış... Ya gerekli tedbirleri alarak salgını kontrol altında tutup yakalanmamayı becereceksiniz; ya da umursamayıp ağır hasta olmayı, belki de entübe olmayı kabullenip, dört kolluyla birlikte istikamet Karacaahmet'i düşünmeye başlayacaksınız... Hakkınızda hayr'lısı Türkiye’m…