Covid-19 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Covid-19 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2020 Cuma

“ .. Ya Ölüm, Ya Kalım!.. Karar Sizin!..”


Korona üzerine konuşulacak söz hiç biter mi?.. Bitmez elbet... Konu bitmedikçe bize de yazmak düşer... 


Bu sene ailecek Didim'de
öyle bir "Kurban Bayramı" dönemi geçirdik ki, şaşarsınız... Bayram öncesi 4 günlük ev ihtiyacımızı karşıladık ve sanki "sokağa çıkma yasağı" uygulanmışcasına evde 4 gün hapis hayatı yaşadık...

O ne kalabalıktı
öyle? Didim'in tüm kıyıları ve koyları tıklım tıklım doluydu. Sosyal mesafe ve maske kullanımı da hakgetireydi...

Eh T
ürkiye'nin hemen hemen her yerinde durumlar aynı olunca, salgının ikinci ayağının gelmesi çok muhtemeldi .. ki şu anki durum onu gösteriyor... Türkiye'nin hemen hemen her ilinden kritik uyarılar geliyor... Daha bu sabah gazetelerin internet sitelerinde bulaş yaşayan illerden veriler paylaşıldı. Tablo yavaş yavaş ortaya çıkıyor...

Elbette tabloya etki eden sadece bayram da değil... G
ünler öncesi onbinlerce kişi Sultanahmet Meydanı'nı doldurmuş, Ayasofya'nın cami olarak ibadete açılışına katılmıştı. Rakamı Cumhur'un başı açıklamıştı... Sayı 350 bin civarıydı... Eh bu sayıyı en az 4 (dört) ile çarpmak gerekiyor. Ve çıkan sayıyı da yine 4 (dört) ile çarpmak gerekir ki, bulaş sayısına ulaşabilelim...

Bunlardan bazıları bayram dolayısıyla sayfiye yerlerine de gittiler... Bayram ziyaretlerine birbirlerine de gittiler...

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, korona vir
üsü tedbirlerinin önemine ilk günden beri vurgu üzerine vurgu yapıyor... Kullandığı dil o kadar kaliteli, kibar ve ağdalı ki... Sosyal medyadan yaptığı paylaşımlarını okuyanlar sanki bu ülkede bu süreç çok güzel geçiyor gibi bir anlam çıkıyor...

Örneğin bugünkü Twitter'daki mesajında şöyle demiş: "Bugün maske takmayan, yarın Covid-19'un gerçek yüzünü görebilir"...

Bence; sadece bug
ün değil hiçbir gün maske takmayan bir kişi, eninde sonunda ebesinin örekesini görebilir...

Bizim millet b
öyle "tatlı sözler" duyduğu zaman, karşısındaki kral bile olsa TAKMAZ, karşısındakini hiç önemsemez...

Bence bu milletin kafasına DANK ettirecek S
ÖZ'ler ve yeni cümleler bulmak gerek... "BUGÜN MASKE TAK, ÖLÜM SANA TAKMADAN"... Ya da "BUGÜN MASKE TAKMAYANA, YARIN PAMUK TIKARLAR" gibi gibi veciz sözler üretilebilinir... Bu tür sözler ve cümleler HALK üzerinde daha etkili olur…

Fahrettin Koca
önceki mesajlarından birinde "Bu devirde, yakın mesafe cana yakınlık değil. Ne olduğunu, akciğeri su toplayanlar keşke anlatabilse..." demişti. Bizzat aynı durumu ben bir sene önce yaşadığım için anlatmak istiyorum...

Bir sene
önce (2019 yılı) Şubat ayında durup dururken bir anda sağ tarafımda bir ağrı oluştu. Ben ilk önceleri gaz sıkıştırması sandım. Daha sonra ne yaptımsa bu ağrıyı dindiremedim ve gittikçe bu ağrım artmaya başladı. Didim Devlet Hastanesi'nin Acil Servisi'ne ambulansla gittim. İlk gidişimde grip belirtisi diye bir ağrı kesici ve birkaç ilaç yazarak eve gönderdiler. Eve geldim, ilaçlarımı kullanmaya başlamıştım ki, o günün akşamı ağrı şiddetlenerek beni soluk alamaz hale getirdi... Yine ambulans çağırdık ve hastaneye kendimi zor attım. Şansıma o tarihlerde Covit belası yoktu (belki de vardı, bilmiyorum). Hemen oksijen maskesi takıldı yüzüme, bir gün önceki tahliller yeniden yapıldı ve yeniden ağrı kesiciler yapılarak eve gönderildim ve ertesi gün Poliklinik'te Göğüs Hastalıkları Bölümü'nde o yapılan tetkikler sonucu Pnömoni (Zatürre) başlangıcı olduğumu öğrendim...

Soluk alamamak
çok zor bir şey... Resmen boğuluyor gibi hissediyorsunuz kendinizi... Dünya değiştirecek gibi oluyorsunuz, şaftınız kayıyor resmen... Bu durumu bir sene önce ben de yaşadım...

Fahrettin Koca demiş ya; "Akciğeri su toplayanlar keşke anlatabilse" diye... Ben
çok az bir bölümünü anlattım... Bunu ancak yaşayan ve çeken bilir...

Şimdiki pandemi s
ürecindeki Covit-19 belası daha fazlasını yapıyor insanlara... Soluk aldırmıyor ve entübe hale dönüşüveriyorsunuz... Boğazınıza bir  hortum takılıyor ve öyle soluk almaya başlıyorsunuz... 2 tür kurtuluşunuz var... YA ÖLÜYORSUNUZ, kurtuluyorsunuz... Ya da şansınız yaver gidiyor, bir şekilde ÖLÜMDEN KURTULUYORSUNUZ... Yani yazımın başlığı gibi "Ya Ölüm, Ya Kalım" hali yaşıyorsunuz...

Fahrettin Koca twitlerinden birini daha paylaşıp yazıma son vereyim isterseniz... Demiş ki yine kibar dille muhterem; "Hayatımızın y
önetimini salgına mı bırakacağız, yoksa tedbirlerle salgını biz mi kontrol altına alacağız. Başarabiliriz. Tedbirde teyakkuz istiyoruz..."

Yukarıdaki Koca'nın s
özlerinden ne anladınız? Kaymaklı şöbiyet ya da sütlü nuriye tadında konuşan bakanın bu konuşması ne derece etkiledi sizi? Tedbir alacak mısınız? Korona'ya yakalanmamayı başarabilecek misiniz? Saldım çayıra, mevlam bizi kayıra bir hayat sürmeye devam mı edeceksiniz? N'apacaksınız Allahaşkına söyleyin...

Artık bu durum "Ya
Ölüm, Ya Kalım!.." meselesi... Karar sizin keyfinize kalmış... Ya gerekli tedbirleri alarak salgını kontrol altında tutup yakalanmamayı becereceksiniz; ya da umursamayıp ağır hasta olmayı, belki de entübe olmayı kabullenip, dört kolluyla birlikte istikamet Karacaahmet'i düşünmeye başlayacaksınız... Hakkınızda hayr'lısı Türkiye’m…

19 Haziran 2020 Cuma

"Temizlik imandan gelir, bu Didim'e ne zaman gelir?"


Didim'de sabah yürüyüşlerinin en ideal saatleri TAN vakti zamanı oluyor yaz aylarında... Sabahın serinliğini de katınca yanınıza, yürüyüş mesafenizi uzatmak için elinizden geleni yapıyorsunuz... İlk önceleri birkaç kilometre ile başlayan sabah turlarımız, artık çift haneli rakamlara çıktı... 10, 12, 14 km. yol yapmaya başladık vücut alıştıkça... Bu yaklaşık 2.5-3 saatimizi alıyor... Yürüdükçe yürüyeceğimiz geliyor o muhteşem sabah serinliği saatlerinde...

Didim turumuza o saatlerde kuş cıvıltıları ve k
ümes hayvanlarının sesleri de eşlik ediyor... Envayi türden kuşların ötüşleri bize derin bir huzur veriyor... Hele ki sokak aralarında belirli yerlerde beslenen kümes hayvanlarının çıkardığı sesler bize köy yollarında yürüyormuşcasına da zevk veriyor...

Bazı zaman sokakları mesken tutmuş kocamış k
öpekler, bilge bakışlarıyla ve sempatiklikleriyle  kendi belirlediği mıntıkasının sonuna dek eşlik ediyorlar bizim yanımızda... Artık her gün onlarla karşılaşa karşılaşa "tanış" haline geldik... Bizleri uzaktan görür görmez, hemen yanımıza koşup geliyorlar, hem kendilerini sevdiriyorlar, hem de bize eşlik ediyorlar...

Öyle yollardan yürüyoruz ki bazen,  10, 15, 20 dakika yürüdüğümüz halde bir tek Allah'ın kuluyla karşı karşıya gelmiyoruz... Ne bir araba, ne bir insan... Tabiatın kendi sessizliğiyle başbaşa kalıyoruz bazen konuşmayarak da... Sabah esintisi bazen kuzeyden oluyor, bazen güneyden... Bazen kıble, bazen keşişlemeden...

Ge
çenlerde Yeşilkent tarafına doğru yürürken, keçi ve koyun sürülerinin uzaktan çan sesleriyle birlikte yavrularının melemelerine de denk gelince, kendimizi çok şanslı hissettik... Mis gibi hava, bol güneş, muhteşem manzara,  sabah çiğ'i yemiş kır çiçeklerinin mis gibi kokusu... Bizi aldı, bambaşka yerlere doğru götürüverdi birden...

Ancak
öyle bir AN'a denk geldik ki, eşimle birlikte ikimizin de ağzından aynı sözler dökülüverdi birden: "Aman Tanrım bunlar da ne?" diyerek... İşte tam o AN, tüm bu güzellikler gözümüzden siliniverdi birden...

Her yer "maske tarlası" gibiydi... Yolların kenarları, umarsızca atılmış cam şişe ve plastik su petleriyle doluydu... İnşaat molozlarının o yollarda ne işi vardı? İnşaat molozlarının yanında kullanılmış ev eşyalarının, tencere ve kırılmış tabakların ne işi vardı?

Bir taraf "maske tarlası", bir taraf "moloz tarlası", bir taraf "atık ev eşyası tarlası"... Sigara izmariti
öbeklerinden hiç bahsetmeyeceğim... Onlar Didim içinde her yeri yeterince işgal ediyor zaten...

Çok affedersiniz bazı yerlerde ise kullanılmış çocuk bezlerine ve kadın ped'lerine rastgelince de, artık belirlediğimiz o güzergahtan yürümeme kararı aldık...

" .. Ya bizim millet ne menem bir millettir ki, t
üm pisliğini evinden dışarı atmakta bir sakınca görmüyor?.." Kendi evi pırıl pırıl olsun. Ama ya sokaklar, caddeler, boş araziler, tarlalar... Oraları düşünen yok... Oradaki canlıları düşünen yok... Kendi evi, kendi yaşam alanı temiz olsun, gerisini boş veriyor... Bir de bu insanlar,  temizlik konusunda "mangalda kül bırakmayan" konuşmalar yaparlar zaman zaman... "Temizliğin imandan geldiğinden" falan dem vururlar ya hani...

Nerede bunlarda o "iman", nerede onlarda bu "izan", nerede onlarda bu "ahlak", nerede onlarda bu "
çevre sorumluluğu”... Başka canlılara "yaşam hakkı" nerede? Yaşadıkları "in"leri temiz olsun yeter bu "mağara kaçkınları"nın...

Nasıl ki "maske takmayanlar"a uygulanan cezalar varsa, "maskesini yere atanlara da" ceza uygulansın bence... Boş arazilere moloz d
ökenlere ve çöp atanlara da aynı cezalar uygulansın...  Yerlere balgam tükürenlere de, sigara izmaritini atanlara da  bu cezalar uygulansın... Öyle birkaç yüz lirayla falan da kurtulamasınlar... Sıfır sayıları çoklu rakamlarla cezalar kesilsin ki bu "mağara kaçkınları"na, akılları başlarına gelsin... Bir daha yapma cesaretini görmesinler kendilerinde...

Bu "temizliğin imandan geldiğinden" dem vurup t
üm bu pisliğini dışarıya saçan güruh bunu çok iyi bilsin ki;  Bir insanın evinin içi ne kadar temizse, yaşadığı ilçenin ve çevresinin de aynı temizlikte olması gerekir...

Şimdi gidin canım kıyılarımıza ve koylarımıza... Kumların i
çine gömülmüş sigara izmaritlerine, gazoz ve bira şişesi kapaklarına, naylon torbalara, meyve kabuk ve çekirdeklerine, hatta çocuk bezlerini bile kumların içine gömülmüş bir vaziyette bulacağınıza eminim... Çöpe atmak yerine kuma gömmek onlara daha kolay geliyor herhalde...

Kendi evlerinde değiller ya, sağa sola konulmuş
çöp tenekelerine gidip atmaya çok üşeniyorlar ya, ellerine ne geçtiyse sağa sola bırakıp bırakıp evlerine dönüyorlar bu "temizlik imandan gelir" sözünü bilip de uygulamayanlar...

Ve ben de bir kez daha soruyorum b
öyle davranan o güruhun insanlarına: "Temizlik imandan gelir, bu Didim'e ne zaman gelir?.. Gelince size de uğrar mı?"