su etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
su etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2020 Cumartesi

Didim’in içme suyu pahalı (mı?)

“Su hayattır, hayatta da su”… Elbette konu su, hele içme suyu olunca, medyadan su üzerine duyduğumuz her haber ilgimizi çekiyor haliyle…
Coronavirüs sebebiyle Türkiye’de birkaç belediye içme suyu fatura bedellerini yarıya indirirken, bir çok belediye de su faturalarında 2 ay erteleme kararı aldılar, bunları TV’den ve gazetelerin internet sitelerinden takip edip öğrendik…

Bu haberler üzerine ben de gözlerimi Aydın Büyükşehir Belediyesi’ne çevirdim. Onlardan gelecek olan güzel haberleri bekledim…
Haber geldi, geldi de … Bizleri pek ilgilendirmedi. İlgilendirmediği için de canımız sıkıldı…
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’ndan şöyle müjdeli haberler beklerdik. “Su fiyatlarını bu süreçte yarı yarıya indirdik, faturaları iki ay süreyle erteledik…”
Çerçioğlu’nun açıklamasındaki tek sevindirici müjde, 65 yaş üstü aboneleri ilgilendiriyordu…
O da Elektronik Kartlı Sayaçlı (EKS) sisteme dahil olan 65 yaş üstü su abonelerine 50 metreküp içme suyu yüklemesi yapılmış olmasıydı… Bu 50 metreküp su uzun süre 65 yaş üstü abonelerin ihtiyacını sokağa çıkmadan karşılayacaktı…
Peki 65 yaş altı su abonelerinin suçu neydi? Neden su birim fiyatlarında bir indirim sözkonusu olmadı ya da faturalı kullanıcılarda neden bir erteleme yapılmadı? Zor günler geçirdiğimiz bu süreç içinde işte bunu anlayabilmiş değilim…
Bu arada ben de EKS (Elektronik Kartlı Sayaç) kullanıyorum… İleride olası bir “sokağa çıkma yasağı” endişesi ile gidip kendime uzun süre yetecek kadar yükleme yaptırdım… Elbette kullandığımız su pahalı olduğu için bunun da bir ekonomik bedeli oldu bana…
Bizler de büyükşehirlerden kaçıp Didim’e gelip yerleşmiş emeklilerdeniz… Kış aylarında elektriğe büyük ücretler ödüyoruz… Neredeyse emekli maaşımızın dörtte biri elektrik parasına gidiyor…
Yaz aylarında da elektrik giderlerimiz azalırken, su giderlerimiz haliyle artıyor… Su için de her ay emekli maaşımızın nerdeyse onda birini vermek zorunda kalıyoruz…
Tamam biliyorum, Didim’in bir barajı yok. Tüm suyunu 32 adet su kuyusundan sağlıyor… Bu da epey masraflı bir yatırım bunu da biliyoruz… Ancak Aydın Büyükşehir Belediyesi hiç olmazsa bu süreç içinde yeni alınacak önlemlerle 65 yaş altı emekli, işçi ve memur kesimin su faturası ödemelerinde bir kolaylık sağlar, halka biraz rahat nefes alma olanağı sağlanır…

20 Şubat 2007 Salı

İlk Cemre Bugün Düştü!..




Kelime karşılığı olarak kor halindeki ateş anlamına gelen Cemre, halk arasında baharın müjdecisi olarak bilinir... Cemre, birer hafta arayla önce havaya, sonra suya ve en son olarak da toprağa düştüğüne inanılan bir ısıtıcı güçtür.

Cemre üç tanedir: Birinci Cemre Rumi takvimine göre Kasım Günleri'nin 105. gününe denk gelen 19-20 Şubat tarihleri arasında önce havaya, İkinci Cemre ise yine Rumi takvimine göre Kasım Günleri'nin 112. gününe denk gelen 26-27 Şubat günü ve Üçüncü Cemre de Rumi Takvimi'nin 119. gününe denk gelen 5-6 Mart tarihleri arasında toprağa düşer. Her cemrenin düşüşüyle birlikte hava sıcaklığı artar, ancak cemrelerin arasında ise sıcaklıkta küçük bir düşüş görülür...

Meteoroloji folklörümüzdeki önemli yeri ve küresel ısınmada havanın ısınması konusunun önemi nedeniyle Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, cemrenin ne olup olmadığı konusunda "Bildiğiniz Havaların Sonu: Küresel İklim Değişimi ve Türkiye" (2001, Güncel Yayıncılık) başlıklı kitabında bizleri şöyle aydınlatıyor.

Cemre, havanın aşağıdan değil de sanki yukarıdan aşağıya doğru ısındığını ifade eder.

Öncelikle sanıldığı ve cemrenin açıklandığı gibi güneş ışınları atmosferimizi doğrudan ısıtmaz: Yeryüzeyi, güneş ışınlarını yutarak önce kendi ısınır, sonra atmosferi ısıtır. Açık bir günde, atmosferin alt tabakasından geçen güneş enerjisi, yeryüzeyi tarafından yutulur. Dolayısıyla yeryüzeyi ısınır. Yüzeydeki hava ısındıkça, yüksekteki havadan daha az yoğun hale gelir. Isınan hava yükselir ve daha soğuk olan hava çöker. Yükselen hava, genişler ve soğur. Su buharı, bulut damlacıkları şeklinde yoğunlaşarak, hal değişim ısısından dolayı, havanın ısınmasını sağlar. Bu sırada dünya karbondioksit ve su buharı tarafından yutulup tekrar yayınlanan kızılaltı ışınları yayınlar. Gazların yoğunluğu, dünya yüzeyinde daha az olduğundan yutma işleminin büyük bir kısmı, yüzeye yakın katmanlarda gerçekleşir. Dolayısıyla atmosferin alt tabakaları aşağıdan yukarı doğru ısıtılmış olur.

Cemre'nin diğer bir anlamı ise;

Müslümanların hac sırasında Mina vadisinde attığı taşlardan meydana gelen yığındır. Divan şairlerinin, cemre zamanlarında baharın gelmesi dolayısıyla önemli kişilere yazdıkları övgü şiirleri de Cemreviye olarak bilinir. Meteorolojik bir olay olarak bilinen cemre ise takvimlerde ilkbahardan önce birer hafta aralıkla havaya, suya ve toprağa düştüğü inanılan ısıtıcı (ısıl) güç veya sıcaklık yükselmesi olarak tanımlanır.

Bazı kaynaklara göre, cemre sözcüğüyle adlandırılan sayılı günlerin, takvim klimatolojisine nasıl girdiği bilinmiyor. Cemrelerin, yılın 180 gün süren soğuk yarısı olarak ayırt edilen Kasım döneminin 100.gününden sonra, sıcaklığın yükselmesiyle ilgili gözlem birikimini, kora benzetilen bir enerji kaynağıyla açıklama düşüncesinden kaynaklandığı söylenebilir. Birinci cemrenin 20 Şubat'ta havaya, ikinci cemrenin 27 Şubat'ta suya , üçüncü Cemre'nin 6 Mart'ta (artık yıllarda 5 Mart) toprağa düştüğü varsayılır. İstanbul'da 60 yıllık dönem için yapılan bir araştırma , cemrelerin kıştan bahara geçilirken ortalama sıcaklık eğrilerinin yükselmeye başladığı dönemin başlangıcını belirledikleri ve bu dönemde mevsim normallerinin üzerindeki az ya da çok bir sıcaklık artışıyla çakıştıklarını ortaya koymuştur. Cemreler arasındaki günlerdeyse, sıcaklıklarda az da olsa bir düşüş olduğu saptanmış. Aynı araştırmaya göre her üç cemre dikkate alındığında, bir iki günlük farklarla bu tarihlerde %42 olasılıkla, iki cemre dikkate alındığındaysa %74 olasılıkla belirgin bir ısınma gerçekleşmiş. Cemrenin tıptaki anlamı ise halk arasında karakabarcık, kabarcık, kabarcuki ateşgöynüğü ya da yanıkara adlarıyla bilinen iltihaplı çıban olarak tanımlanıyor.

Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimler Sözlüğü (1993)'ne göre:

Cemre, Şubat'ın 21, 28 ve Mart'ın 7 sinde havaya, suya ve toprağa düşüp bunları ısıttığına ihtimal verilen hadise için kullanılan tabir olarak belirtilmekte. Nevsal-i Ragıp'ta cemreler başlıklı yazıda (birinci sene, 1324 s. 195) Ahmet Rasim Bulüg-ul-ereb'in üçüncü cildinden tercüme ettiği kayıtlara şu şekilde ifade edilmektedir. "Cemre ve dönemleri" hakkındaki rivayetler üç kısma ayrılır. Bunun ikisi ananelere göre yapılmış.

Bazı rivayetlere göre Arapları bir kısmı çok soğuk dönemlerde mağaralara girerler ve kendileriyle birlikte koyun, inek, öküz ve sair hayvanları da yanlarına alıp kendilerine bir mevkii tayin ettikleri gibi hayvanları için de yerler tahsis ederek ateş yakarlardı.Soğuğun azaldığını hiisettikleri zaman sıra ile söndürürlerdi. İşte böylece "sukut-u cemerat" tabir ettiler ve her birine de "sukut-u cemre" dediler.

Diğer bir deyişe göre Çin zenginlerinden bazıları soğuğun şiddetli zamanlarında evlerinde üç soba ve ocak yakarlar, soğuk kırıldıkça sobaları birer birer söndürürlerdi Buna da sukutu cemerat denilirmiş. Bu tanımdan dolayı cemrelerin düşmesi tabiri, hava,toprak ve suda soğukluk şiddetinin kırılmasını ifade etmektedir. Ancak bu uzak bir ihtimal, çünkü sukut-u cemerat tabiri bir Arap tabiri olup Çinlilerin adetleri o dönemde Araplar arasında bilinmiyordu.

Bazı eserlerde belirtildiği üzere cemre üç yıldızdan ibarettir. Bunlar sıra ile tarf, hen'a ve cephe yönünde ve bunlara cemre denilmesinin sebebi parlak ve bir çeşit kırmızılığa meyilli olmalarıydı. Düştüğü denilmesi de gruba meyilleri anlamında kullanılıyordu. Şöyle ki Şubat'ın yedinci günü (miladi 21) güneşin doğumunda öğleye kadar olan vakitte guruba temayül edince suda ısınma meydana gelir. Şubat'ın on dördünci (miladi 28) sabahında guruba başlayınca havada ısınma belirtileri görülür. Şubatın yirmi birinci (miladi Mart 7) burç vakti toprakta ısınma meydana gelirmiş. Bu nedenle ilkine "cemre-ül-ma" ikinciye "cemre-ül-hava", üçüncüsüne de "cemre-üttürab" denilmiş.

Kış 180, yaz 186 gün

Eskiler seneyi Kasım (kış) ve Hızır (yaz) olmak üzere yılı ikiye ayırmışlar. Kasım 180, Hızır 186 gün sürermiş. Kasım günleri 8 Kasım'da başlar. Kasımın kırk altısında, kırkgün anlamına gelen erbain, seksen altısında elli gün anlamına gelen hamsin girer ve böylece kışın en soğuk zamanları sayılan doksan gün geçmiş olurmuş. Kasım'ın 105'inde (19-20 Şubat) birinci cemre havaya; 112'sinde (26-27 Şubat) ikinci cemre suya, 119'unda (5-6 Mart, Şubatın 29 çektiği dört senede bir 5 Mart'ta) üçüncü cemre toprağa düşer. Buna göre de önce havanın, sonra suyun, sonra da yerin ısındığı kabul edilirmiş.

Yukarıda belirtildiği üzere, cemre olayı hakkında birbirinden farklı birçok açıklama mevcuttur. Bunun yanısıra incelenen bütün kaynaklardan, cemre ifadesinin çok eski zamanlardan beri kullanıldığını görmekteyiz. Ancak cemrelerin düşme tarihleri hakkındaki bilgiler kaynaklara göre değişmektedir. Bu da cemrelerin tarihlerinin tam olarak bilinemediğini ortaya koymaktadır.

Cemre olayına benzer olarak ABD'deki "Ocak erimesi" örnek gösterilebilir. Amerikan Meteorological Society'in (AMS, 1959) tanımına göre ; meteorolojik bir tekillik karakteristik meteorolojiksel şartın belli bir takvim zamanında veya yakınında oluşmaya eğilim gösterir. Örneğin "Ocak Isınması" ABD'nin kuzeydoğusunda Ocak ayının son haftalarında her yıl tekrarlanan bir hava olayıdır.

Yararlanılan kaynaklar:
(Meydan Larousse, 1969)
(Ana Britannica, 1986)
"Bildiğiniz Havaların Sonu: Küresel İklim Değişimi ve Türkiye", Prof. Dr. Mikdat KADIOĞLU, 2001 Güncel Yayıncılık.


Ertan Yurderi


13 Şubat 2007 Salı

Eyvah, suyumuz bitiyor!..

Küresel ısınmanın arttığı son günlerde kuraklıktan İstanbul da nasibini aldı... Son 50 yılın en düşük yağışını alan güzel kentimiz Istanbul'un sadece 8 aylık suyu kalmış...

İSKİ Genel Müdürü Dursun Ali Çodur'un yaptığı açıklamada, İstanbul'un suyu için;

"10 yıldan fazla süredir ilk defa aralık ve ocakta yağmur bu kadar az düştü. Şubatta da gidişat çok iyi değil maalesef. Bu sene bugün itibariyle barajlarımızdaki toplam doluluk oranı yüzde 55. 475 milyon metreküp de suyumuz var. Bu yaklaşık sekiz ay. Geçen yıl barajlardaki doluluk oranı yüzde 94'tü. Geçen yılın aynı gününe göre bu barajdaki suyun oranı yüzde 40 daha az" demiş..

Eyvah ki ne eyvah!..

Bu arada bu haberlere sevinenler de var elbet.. Bunlar kim mi?

İçme suyu satan şirketler, su deposu satıcıları. Su pompası ve hidroforu satan şirketler... Ellerini oğuşturarak müşteri beklemekteler...

İnsanların zaaflarından yararlanarak zenginliklerine zenginlik katanlar, suyumuza bile göz diktiler...

Yıllardır başgösterecek su sıkıntısına önlem almaya çalışan İSKİ yönetimi bakalım bu susuzluğa nasıl çare bulacaklar...

Susuz bir yaza da hazırlanmak gerek... Ama nasıl?

Yine su deposu satıcılarının kucağına düşeceğiz anlaşılan...

Suyu en pahalısından içeceğimiz de muhakkak...

Ne yapmalı acaba? Nereye kaçmalı... Suyu bol olan yere tabii ki de...

Suyu elinde bulunduran devlet bu konuda şanslı ülke olacak... Türkiye de öyle... Doğu bölgelerimiz aldığı yağış oranıyla suyu bol olan ülkelerden...

Türkiye'nin batısını kuraklık beklerken, doğusu su zenginliğini kullanacak anlaşılan...

Ne yapmalı? Doğu'dan biz de yabancılar gibi sulak arazilerden toprak mı almalıyız bilmiyorum...

Manşete düşen bu haberden sonra bu düşüncelerimi sizlerle paylaşayım istedim...

Ertan YURDERİ