19 Haziran 2020 Cuma

"Temizlik imandan gelir, bu Didim'e ne zaman gelir?"


Didim'de sabah yürüyüşlerinin en ideal saatleri TAN vakti zamanı oluyor yaz aylarında... Sabahın serinliğini de katınca yanınıza, yürüyüş mesafenizi uzatmak için elinizden geleni yapıyorsunuz... İlk önceleri birkaç kilometre ile başlayan sabah turlarımız, artık çift haneli rakamlara çıktı... 10, 12, 14 km. yol yapmaya başladık vücut alıştıkça... Bu yaklaşık 2.5-3 saatimizi alıyor... Yürüdükçe yürüyeceğimiz geliyor o muhteşem sabah serinliği saatlerinde...

Didim turumuza o saatlerde kuş cıvıltıları ve k
ümes hayvanlarının sesleri de eşlik ediyor... Envayi türden kuşların ötüşleri bize derin bir huzur veriyor... Hele ki sokak aralarında belirli yerlerde beslenen kümes hayvanlarının çıkardığı sesler bize köy yollarında yürüyormuşcasına da zevk veriyor...

Bazı zaman sokakları mesken tutmuş kocamış k
öpekler, bilge bakışlarıyla ve sempatiklikleriyle  kendi belirlediği mıntıkasının sonuna dek eşlik ediyorlar bizim yanımızda... Artık her gün onlarla karşılaşa karşılaşa "tanış" haline geldik... Bizleri uzaktan görür görmez, hemen yanımıza koşup geliyorlar, hem kendilerini sevdiriyorlar, hem de bize eşlik ediyorlar...

Öyle yollardan yürüyoruz ki bazen,  10, 15, 20 dakika yürüdüğümüz halde bir tek Allah'ın kuluyla karşı karşıya gelmiyoruz... Ne bir araba, ne bir insan... Tabiatın kendi sessizliğiyle başbaşa kalıyoruz bazen konuşmayarak da... Sabah esintisi bazen kuzeyden oluyor, bazen güneyden... Bazen kıble, bazen keşişlemeden...

Ge
çenlerde Yeşilkent tarafına doğru yürürken, keçi ve koyun sürülerinin uzaktan çan sesleriyle birlikte yavrularının melemelerine de denk gelince, kendimizi çok şanslı hissettik... Mis gibi hava, bol güneş, muhteşem manzara,  sabah çiğ'i yemiş kır çiçeklerinin mis gibi kokusu... Bizi aldı, bambaşka yerlere doğru götürüverdi birden...

Ancak
öyle bir AN'a denk geldik ki, eşimle birlikte ikimizin de ağzından aynı sözler dökülüverdi birden: "Aman Tanrım bunlar da ne?" diyerek... İşte tam o AN, tüm bu güzellikler gözümüzden siliniverdi birden...

Her yer "maske tarlası" gibiydi... Yolların kenarları, umarsızca atılmış cam şişe ve plastik su petleriyle doluydu... İnşaat molozlarının o yollarda ne işi vardı? İnşaat molozlarının yanında kullanılmış ev eşyalarının, tencere ve kırılmış tabakların ne işi vardı?

Bir taraf "maske tarlası", bir taraf "moloz tarlası", bir taraf "atık ev eşyası tarlası"... Sigara izmariti
öbeklerinden hiç bahsetmeyeceğim... Onlar Didim içinde her yeri yeterince işgal ediyor zaten...

Çok affedersiniz bazı yerlerde ise kullanılmış çocuk bezlerine ve kadın ped'lerine rastgelince de, artık belirlediğimiz o güzergahtan yürümeme kararı aldık...

" .. Ya bizim millet ne menem bir millettir ki, t
üm pisliğini evinden dışarı atmakta bir sakınca görmüyor?.." Kendi evi pırıl pırıl olsun. Ama ya sokaklar, caddeler, boş araziler, tarlalar... Oraları düşünen yok... Oradaki canlıları düşünen yok... Kendi evi, kendi yaşam alanı temiz olsun, gerisini boş veriyor... Bir de bu insanlar,  temizlik konusunda "mangalda kül bırakmayan" konuşmalar yaparlar zaman zaman... "Temizliğin imandan geldiğinden" falan dem vururlar ya hani...

Nerede bunlarda o "iman", nerede onlarda bu "izan", nerede onlarda bu "ahlak", nerede onlarda bu "
çevre sorumluluğu”... Başka canlılara "yaşam hakkı" nerede? Yaşadıkları "in"leri temiz olsun yeter bu "mağara kaçkınları"nın...

Nasıl ki "maske takmayanlar"a uygulanan cezalar varsa, "maskesini yere atanlara da" ceza uygulansın bence... Boş arazilere moloz d
ökenlere ve çöp atanlara da aynı cezalar uygulansın...  Yerlere balgam tükürenlere de, sigara izmaritini atanlara da  bu cezalar uygulansın... Öyle birkaç yüz lirayla falan da kurtulamasınlar... Sıfır sayıları çoklu rakamlarla cezalar kesilsin ki bu "mağara kaçkınları"na, akılları başlarına gelsin... Bir daha yapma cesaretini görmesinler kendilerinde...

Bu "temizliğin imandan geldiğinden" dem vurup t
üm bu pisliğini dışarıya saçan güruh bunu çok iyi bilsin ki;  Bir insanın evinin içi ne kadar temizse, yaşadığı ilçenin ve çevresinin de aynı temizlikte olması gerekir...

Şimdi gidin canım kıyılarımıza ve koylarımıza... Kumların i
çine gömülmüş sigara izmaritlerine, gazoz ve bira şişesi kapaklarına, naylon torbalara, meyve kabuk ve çekirdeklerine, hatta çocuk bezlerini bile kumların içine gömülmüş bir vaziyette bulacağınıza eminim... Çöpe atmak yerine kuma gömmek onlara daha kolay geliyor herhalde...

Kendi evlerinde değiller ya, sağa sola konulmuş
çöp tenekelerine gidip atmaya çok üşeniyorlar ya, ellerine ne geçtiyse sağa sola bırakıp bırakıp evlerine dönüyorlar bu "temizlik imandan gelir" sözünü bilip de uygulamayanlar...

Ve ben de bir kez daha soruyorum b
öyle davranan o güruhun insanlarına: "Temizlik imandan gelir, bu Didim'e ne zaman gelir?.. Gelince size de uğrar mı?"


15 Haziran 2020 Pazartesi

SU’suz yaz olmasın, Didim turizmsiz kalmasın!..

“Didim'in suyu bir gün bittiğinde!..” diye başlık atmıştım yazıma. Yazımın sonuna geldiğimde bambaşka bir konu karşıladı beni. Bu yüzden böyle bir başlıktan vazgeçip, yukarıdaki başlığı attım yazıma...

Ge
çenlerde oturduğum evin hidroforu arızalandı. Neyse hemen tamirci çağrıldı ve kısa sürede tamir edildi ve yaklaşık 2 bin küsur lira para ödendi...

Peki Didim'de iki -
üç katlı evlerin üst katlarına su çıksın diye hidrofor gerekli midir? Suyunu zengin kaynaklardan sağlayan başka bir yerleşim yerinde olsa gelen su basınçlı geleceği için hiç gereği yok bence... Ancak burası su fakiri Didim…

Didim'de su, 32 adet kuyudan
çıkarılıp ilçeye dağıtıldığı için bazı yerlerde hidrofor gerekiyor(muş)!.. Bunu diyen ben değilim, Didim'deki hidrofor ve güneş enerjisi kurulumu yapan esnafların çoğu aynı fikirdeler...

Edindiğim bilgiye g
öre Didim'deki ASKİ'ye ait kuyuların tamamı Mavişehir bölgesinin arka taraflarına denk geliyormuş... Oralardan su yaklaşık 60 ile 120 metreden çıkarılıp, Didim'in içine getiriliyormuş...

Ayrıca Didim i
çinde bazı özel sitelerin ve evlerin kendi su kuyuları varmış, onlar da yeraltı suyunu hidroforlarla çekip, hane halkına dağıtıyorlarmış...

Aydın ASKİ'nin ge
çenlerde müjdeli bir haberi daha vardı yerel gazetelerin çoğunda... Didim'e 5 adet yeni su kuyusu açılacağı ile ilgiliydi bu haber...

Bu elbette sevindirici bir gelişme.
Çünki günden güne büyüyen Didim'e ne 32 kuyudan su yeter, ne de 37 kuyudan su yeter... Zaman içinde bir çok kuyu daha açılır bu gidişle...

Sosyal medyadan bir arkadaşımız kendi sayfasından ş
öyle bir soru sormuş... "İstanbul’da suyun metre küpü 4.84 tl iken, Didim'de aynı miktar suyun 8.76 tl olmasının mantıklı bir nedeni var mıdır?" diye.

Arkadaşımızın bu sorusunun yanıtı
çok basit...

İstanbul'daki su kaynakları barajlar, g
öletler, göller, ırmaklar vs.. vs..

Hatta bu kadar da su yetmiyor koca Megakent’e, taaa Sakarya'dan bile İstanbul'a borularla su getiriyorlar... Hatta bir ara t
üm çevrecileri ayağa kaldıran projesi vardı İSKİ'nin, o projeyle Bulgaristan sınırındaki Rezve Deresi’nden İstanbul’a su getireceklerdi. Kırklareli İğneada Longoz Ormanları’nı tahrip edeceği gerekçesiyle tepki alan projeyi Karamandere’de bir baraj projesine çevirdiler. Bu projeyle 118 milyon m3/yıl kapasiteli Karamandere Barajı’nın da DSİ tarafından planlama çalışmaları günümüzde devam ediyor. Bu planlama ve proje çalışması sonucu Rezve Deresi’nden de yıllık 235 milyon m3 su almayı planlıyormuş İSKİ… Tabii ki su kaynakları böyle bollaşınca İstanbul’daki suyun metreküp fiyatı elbette suyunu kuyudan çıkaran yerlere göre (Didim’e göre) daha ucuz oluyor...

Yukarıdaki satırlarda Didim'de
32 kuyudan su çıkarılıyor demiştik. Şu anda mevcut kuyulara 5 yeni kuyu daha ekleniyor da demiştik... Bu rakamlar resmi ASKİ bilgisiydi...

Didim'deki (i
çilemeyen) suyun metreküp fiyatının pahalı olmasının başlıca sebebi 60 metreden veya 120 metre derinlikten büyük maliyetlerle çıkarılması. Bu maliyetlerin en başında o kadar derinlikten çekilen su için harcanan elektrik parası... Diğer tüm giderler gibi, onun parası da Didim halkından tahsil ediliyor büyük ihtimalle... 

Yaz aylarında su harcamalarımız bir kat daha arttığı i
çin verilen para da ceplerimizi yakıyor her ay...

Ancak benim endişelerim bambaşka bir şey i
çin...

Gerek Didim i
çinde, gerekse de çevresinde kaya ve kayaç araziden çıkarılan su yüzünden dipsuları ne yazık ki günden güne azalıyor ve nerdeyse bitmek üzere...

Çünki kış aylarında yeterince yağış da almıyor Didim... Yakın gelecekte artan nüfus yüzünden 120 metreden değil de belki 250 metreden su çıkarılmaya başlanacak...

Ve bir gün yeraltı suları tamamen çekilip bittiğinde Didim ne yapacak? Derinlerden su çıkarıldıkça maliyetler arttığı için suyun fiyatı da artacak haliyle...

Bununla da bitmiyor endişelerim...

Suyu
boşalan kaya ve kayaçların altı boşalacağı için OBRUK'lar açılma ihtimali var. Tıpkı Konya Ovası'nda açılan OBRUKLAR gibi...

Haberlerden hatırlayın… Konya Ovası'nda aşırı sulama nedeniyle yeraltı suları
çekildiği için olur olmaz yerlerde büyük obruklar açılıyor... Ya yarın öbür gün aynı şey Didim'de de olursa ne olacak? Bunu yetkililer düşünüyorlar mı acaba?

Umarım Didim'e yakın
çevrelerden su takviyesi olur bir gün... Ve Didim susuz KIŞ'lar ve YAZ'lar geçirmez gelecekte... Turizm kenti olmak için çabalayan Didim'in yetkilileri bunu da düşünüyorlardır umarım...

Şu tekerleme gibi cümleyi hiç akıldan çıkarmamak gerekiyor: “SU'suz yaz olmasın, Didim turizmsiz kalmasın!..”