Yalçın Bayer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yalçın Bayer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2020 Cumartesi

".. Hey Sen Didim'li!.. Sen Kaç 'G'lisin?.."



Güzel bir soru sorarak yazıya başladık? Didim’de kendisinin kaç "G"li olduğunu kaç kişi biliyor? Bilenler sussun, bilmeyenler bu yazıyı okusun o zaman... 
Ha bu arada yazı uzun olacak... Ancak yazımın sonunda Didim'de 5G teknolojisine geçişle ilgili bilgiler vereceğim... Bu konuda bildiklerimi aktarıp, endişelerimi dile getireceğim...

1980 yılından bu yana yaklaşık 40 yıldır hepimiz
çeşitli "G"lerde gezindik...  Gezindik de, bu "G"lerin ne olduğunu bilebildik mi? Biz istedikçe, talep ettikçe teknoloji gelişti, geliştikçe kullandık, "G"leri 40 yıl içinde tam 4 kez tükettik, şu anda 4.5'lu yılları tüketiyoruz, ancak bize yetmiyor, daha fazlasını istiyoruz, daha süratlisini istiyoruz, daha fazla telefonlarımızda ŞEY'ler yapmak istiyoruz... O zaman hemen söyleyeyim, 5G teknolojisinin ülkemize gelmesine çok az bir zaman kaldı, eli kulağında, yatırımlar devam ediyor...
Ancak 5G sürecine geçiş, dünyada olduğu gibi bizde de sıkıntılı olacak... Sebebi ise çalışacağı frekans ve insan üzerinde oluşabilecek etkileri... Hatta 5G sistemi kullanan dünyanın bazı yerleşim yerlerinde insanlarda görülen tuhaf rahatsızlıklar kullanıldıkça ortaya çıkıyor...

1998 yılında daha “2G” sistemli GSM kullanılırken H
ürriyet Gazetesi yazarı Yalçın Bayer "Yeter! Söz Milletin!" adlı köşesinde benimle bir röportaj yapmış, "GSM telefonlarının insanlığa maliyeti" başlıklı bir yazıyı kaleme almıştı... ( https://www.hurriyet.com.tr/yeter-soz-milletin-39031912 )

O r
öportajda ben; "900-1900 Mhz arasında çalışan bu sistemlerin (2G) çıkarmış olduğu elektromanyetik dalgalar ve radyasyon günümüz insanını etkilemektedir. Konuşulan frekansın özelliğinden dolayı bu frekansta yayın yapan GSM'ler insanlar için hayati tehlike oluşturmaktadır. Çünkü vücutla her an temasta olan cep telefonları bulundukları yerde -kemerlerine takılı olanlar dahil- bir elektromanyetik akım ve radyasyon üretmekte ve o bölgedeki hücreleri yoğun ışın bombardımanına tutmaktadır. Konuşma anında ise beyindeki sinir hücrelerini etkilemekte ve beyinde tümörler oluşturmaktadır. GSM'lerin aynı mikrodalga fırınlar gibi çalıştığını, bulunduğu yerdeki tüm elektronik cihazları da etkilediğini" söylemiştim...

Bu yazının
üzerinden tam 22 yıl geçti... Teknoloji ilerledikçe ilerledi... Hadi şimdi bu ilerlemenin nasıl olduğunu fazla teknik bilgilere girmeden yazalım... Geçirdiği aşamaları hep birlikte okuyup, öğrenelim...
Kablosuz telekomünikasyon sistemi, 1980'lerin başlarında ilk nesil (1G) mobil ağın tanıtılmasının ardından birkaç evrim aşamasından geçmiştir. ... Kablosuz telekomünikasyon, cep telefonları ve benzer cihazlar üzerinden iletişim kurmamızı sağlayan bir ağ olarak tanımlanabilir.

GSM teknolojisinin zaman içerisindeki gelişmesi 1G
, 2G, 3G, 4G olarak isimlendirilmektedir. Burada “G” generation (nesil) anlamındadır. Her bir Generation  bir öncekine göre kapsamlı yenilikler değişiklikler getirmekte her nesil bir öncekine göre kat be kat hızlanmakta yeni uygulamalara kapı aralamaktadır.
1G cep telefonu sistemlerinin ilkidir. Analog sistemle çalışır sadece ses taşıması için tasarlanmıştır. 1980'lerde kullanılmaya başlanmış, 1990'ların başlarına kadar kullanılmıştır.
2G Gerçek GSM sisteminin temeli sayılabilecek sayısal haberleşme temelli sistemdir. SMS bu sistemle beraber çalışan bir yeniliktir. GSM sisteminin dünya çapına bu versiyonu ile yayılmış ve bilinir olmuştur. 1990'ların başlarından 2000 yıllarının başlarına kadar kullanılmıştır. 2G teknolojisinin data hızı 64 Kbps tir.
Bu teknolojinin içine GPRS, EDGE ve MMS teknolojilerinin girmesiyle ismi 2.5G, 2.75G olarak tanımlanmıştır. Data hızı GPRS için 114Kbps, EDGE için 384 Kbps'lere kadar çıkabilir.
3G teknolojisiyle birlikte akıllı telefonlar kullanılmaya başlanılmış ses data görüntü transferi mümkün olmuştur. İlk görüntülü konuşma 3G teknolojisiyle mümkün olmuştur. Akıllı telefonlar üzerindeki web browserlar ve internet tabanlı oyun uygulamaları, VoIP uygulamaları kullanılmaya başlanılmıştır.
3G teknolojisi içerisine eklenen HSPA 3.5G ismi ile anılmaya başlamış ve hızı 14 Mbps ve daha sonra HSPA+ teknolojisi ile 3.75 G olarak anılmış ve hızı 168 Mbpslere kadar çıkmıştır.
4G Hareketli ve sabit alıcıların yüksek hızda data alışverişi yapabildiği bir teknolojidir. Tamamen IP tabanlı olarak çalışmaktadır. Wimax teknolojisinin devamı niteliğindedir. Beraber kullanıldığı LTE teknolojisi MİMO teknolojisine izin vermekte ve LTE+ teknolojinin birlikte kullanılmasıyla 4.5 G ismiyle anılmaya başlanılmıştır.
Data hızı sabit alıcılar için 1Gbps hareketli alıcılar için 100 Mbps hızlarına kadar çıkabilir.  4G değişik teknolojiler arasında sorunsuz geçiş yapabilme, mobil multimedya izleyebilme, geniş kapsama alanında az enerji tüketimi ile yüksek kaliteli bağlantı sağlama özelliklerine sahiptir.
Bu özellikleriyle kesintisiz ve HD video transferi, HD görüntülü konuşma, HD ve 3D oyun uygulamaları çalıştırmak ve çok yüksek hızda dosya transferi yapmak mümkündür.
5G Teknolojisi Nedir?
Yüksek hızda veri transferi ve daha az gecikmeye olan ihtiyaçtan dolayı yapılan yeni çalışmalar 5G adıyla anılmaktadır.
Yüksek veri akışını iyileştirmek için daha yüksek frekans spektrumunu kullanan 5G teknolojisinin bu yılın sonlarına doğru Amerika gibi bazı ülkelerde kullanıcılar için hizmete konulması planlanmaktadır. Dünya genelinde ve ülkemizde geçişin ise 2020’nin sonlarına doğru olabileceği  belirtiliyor.
5G’nin; Nesnelerin İnterneti teknolojisinde gereksinim duyulan hızlı veri aktarımını, bulut sistemini kullanan akıllı otomobiller gibi mobil sistemlerin ihtiyaç duyduğu az gecikmeli (low latency) iletim gibi iyileştirmeleri sunması beklenmektedir.
Düşük enerji tüketimi ise IoT nesnelerinin aylarca ya da yıllarca müdahale edilmesine gerek kalmadan çalışmasını sağlayacak önemli özelliklerinden biri olacaktır.
5G’nin drone’lar, nesnelerin interneti ve sanal gerçeklik gibi teknolojiler için kablosuz veri iletimi altyapısını güçlendireceği belirtilmektedir. 5G’nin saniyede 20 Gigabit’lere ulaşacak bir veri transfer hızı sunması beklenmektedir. Kısaca bir film indirmek saniyede gerçekleştirilecektir.

Peki, bunca bilgiyi neden verdik? İletişim teknolojisinin nereden nerelere ulaştığını göstermek için... Ancak teknoloji dur durak bilmiyor... Her yeni gün teknolojiyle ilgili yeni bir şeyler bulunuyor ve bu teknolojinin üzerine ekleniyor...

Yukarıda 5G'ye ge
çişin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sıkıntılı olacağını söylemiştim...

Bu konuda T
ürkiye'nin büyük kurumlarından olan "Basın İlan Kurumu", "5G teknolojisi insan sağlığına zararlı mı?" başlığıyla bir makale yayınlamıştı geçen yıl... Makalede; "Cep telefonu kullanımı ve radyasyonun insan vücudu üzerindeki olası etkilerine ilişkin korkularla birlikte, yeni teknoloji 5G döneminin insan sağlığına etkisi" konusundaki görüşler paylaşılmıştı... ( https://www.bik.gov.tr/5g-teknolojisi-insan-sagligina-zararli-mi/ )

Şunu unutmamak gerekir ki, frekans y
ükseldikçe Ghz'e doğru çıktıkça o frekansların özelliği ve kurulacak baz istasyonlarının gücü dolayısıyla insan sağlığı üzerinde de olumsuz etkiler oluşacaktır... Dünyanın çeşitli ülkelerindeki insanlarda oluşan korku şu an Türk insanında yok, yeterli bilgiye sahip değiller çünki. Bilgi alınacak kaynaklardaki bilgiler de 5G teknolojisinin getireceği ve sağlayacağı kolaylıklar üzerine yazılmış yazılar... Ancak insan sağlığı üzerindeki etkilerden hiçbir yerde bahsedilmemiş...

Neyse şimdi biz gelelim Didim'e...

Didim Kaymakamlığı internet sayfasının "Duyurular" b
ölümünde Didim'in 5G teknolojisine hazır olduğunu duyurarak; "Türk Telekom mobil altyapısı ileri teknolojiye geçiş projesi Didim'deki 44 vericinin tesis edilmesiyle başladı. Bu kapsamda Didimdeki tüm altyapı yenilenerek ileriki dönemlerde başlaması planlanan 5G ye uyumlu duruma getirildi. 17 adet yeni 4,5G verici ilavesi yapıldı ve 14 adet yeni 2G ilavesi yapıldı. İnternet çıkış kapasitesi % 60 artırıldı" diyerek “Didim halkımıza hayırlı olsun” denmiş...

Didim Kaymakamlığı'nın bahsettiği bu vericiler sadece Türk Telekom'un... Daha bunun Turkcell'i, Avea'sı ve Vodefone'u var...

Hadi bunlar T
ürkiye'nin bilinen 3 GSM operatörü... Aslında şu an Türkiye'de bilinen GSM operatör sayısı tam 47 tane... Bu üç GSM operatörünün yanında bunların da 5G teknolojisine geçtiğini bir düşünsenize... O zaman yandık gülüm, ketenhelva... Kızarmış piliç gibi pişeceğiz demek ki...

Tamam iletişim olanaklarının gelişmesi g
üzel , teknoloji güzel... Daha doğru dürüst GSM şirketlerinden hizmet alamadığımız bir dönemde birden bire tartışmalı 5G'ye geçmek ne derecede doğru, onu da araştırmak gerek... Üzerinde düşünmemiz gerek...

Ayrıca 5G teknolojisi denince akla ilk gelen;  ilçe i
çinde patlamaya hazır kanserojen etkili bomba oluyor...

Didim ger
çekten de her yerden kuşatılmış... Didim'in Kuzeydoğu'sunda bulunan VLF (Very Low Frequency) antenleri düşük frekanslardan (25 Khz'den başlayarak) uzak mesafelerle haberleşiliyor... O antenlerden çok yüksek güçler (watt'lar) gönderiliyor... O bir yana bir de şehrin her bir yerine yerleştirilen 4.5G ve 5G antenleri ile ilçe ablukaya alınmış bir şehir görüntüsü veriyor... Her bir verici, çeşitli frekanslardan (mikrodalga ev aletlerinin çalıştığı frekanslardan ve daha üstünden) kanserojen enerji yayıyor çünki...

Allah vere de il
çemizde OSB, JES, RES, derken 4.5G ve 5G yüzünden kanser vakaları artmaz, toplu ölümler yaşamayız umarım...

19 Mart 2007 Pazartesi

Baz İstasyonu'ndan Porno Bulaşır mı?



Dünkü Pazar gazetelerinin çoğunda olduğu gibi Hürriyet gazetesinde de çıkan "Baz istasyonundan porno bulaşır mı?" haberini okuyunca hınzırca gülümsedim...

Çünki aynı sorunu (ya da soruyu diyelim) yarın bizim hoca takımı da TV'lerdeki açık oturumlarda tartışmaya başlayabilirlerdi...

Hatta ve hatta daha da ileriye gidilip ellerde bir kameralı telefon ve içindeki çok özel porno görüntülerle milletin gözüne gözüne sokularak gizli kamera kullanılarak "SON DAKİKA" haberleriyle önümüze sunulup, kamuoyu oluşturulmaya başlanabilirdi...

Neymiş efendim sorun ya da sorumuz: "Baz istasyonundan porno bulaşır mı?" Sizin de yüzünüzde hınzırca gülümsemelerin oluştuğunu görür gibiyim... Doğru mu?..

Efendim aslında konu şu: İngiltere'de kilise ve katedraller için çok önemli bir gelir kaynağı olan baz istasyonları, "cep telefonundan pornografik sitelere erişim olması" nedeniyle yasaklanabilirmiş...

İki kilisenin baz istasyonu başvurusu, bu nedenle reddedilmiş... Karar, en üst başvuru makamı olan Archer Kilise Mahkemesi tarafından da onaylanırsa, ülke genelindeki bütün kiliselerde bulunan baz istasyonları sökülecekmiş...

Bizimkiler uyuyor bu arada tabii ki... Eh İngiltere'de en üst başvuru makamı olan Kilise Mahkemeleri tarafından onaylanırsa, bizimkilerin de elleri armut toplamayacak ya... Yarın öbür gün bizim de en üst yetkililerimizin alacağı kararlarla, tüm camilerin minareleri ya da kubbeleri üzerine monte edilmiş olan baz istasyonlarının ruhsatları iptal edilebilir diye düşünmeye başladım... Belki de başlamıştır bile bu haberden sonra diyeceğim ama, maalesef durum hiç de sizin sandığınız gibi değil... Satırlarımı okumaya devam ederseniz, bunun neden sandığınız gibi olmadığını göreceksiniz...

Tıpkı ülkemizde olduğu gibi İngiltere'nin yüzlerce kilisesinde baz istasyonları bulunuyormuş. Bir kilise yılda yaklaşık olarak bir baz istasyonundan 10 bin sterlin (yaklaşık 27 bin YTL eski deyimle 27 milyar Törkiş lira) kazanıyormuş...

Bizim cami hocalarının bu baz istasyonlarından ne kadar kazandığını pek bilemem ama, onlar da azımsanamayacak kadar para alıyorlardır herhalde GSM şirketlerinden şu sıralarda... Kulağıma fısıldayan kuşlardan duyduğuma göre bizimkiler de aylık 1 milyardan yılda 12 milyar lira kazanıyorlarmış... Tabii ki önemli mevkilerdeki camilerle ne kadara anlaşıyorlar GSM'ciler bunu bilemem...

Zaten camilere baz istasyonları kurulması konusu 2002'de gündeme gelmişti... O zamanlar yine Hürriyet'te çıkan şu haberde ( http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2002/01/24/79517.asp ) Minareye baz istasyonu kurmanın bedeli 4 bin 500 dolar olarak açıklanmıştı...

Bu habere göre, GSM şirketleri, Diyanet İşleri Başkanlığı'na yıllık 4 bin 500 dolar ödeyerek minarelere baz istasyonu kurabilecekti. Minarelere baz istasyonu kurulması ve elde edilecek gelirin kullanımına ilişkin protokol, Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanmıştı... Bu protokole göre de, baz istasyonu kurulacak camileri Diyanet İşleri Başkanlığı belirleyecek, tarihi camilere baz istasyonu kurulmasına izin verilmeyecekti. Elde edilecek gelir ise öncelikle mülkiyeti Hazine'ye ve Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne ait tarihi camilerin bakım, onarım, temizliği ve çevre düzenlemesinde kullanılacaktı...

2002 senesinde Türkiye'de 75 bini aşkın cami bulunurken, bunlardan 500'ünde baz istasyonu olduğu bildirilmişti... Baz istasyonu kurulması kararını Diyanet İşleri Başkanlığı verirken, Türkiye Diyanet Vakfı da kira kontratı, paranın tahsili, hukuki ve güvenlik sertifikasına ilişkin işlemleri yürütecekti...

2005'te yılında ise, Devlet Bakanı Mehmet Aydın camilerin ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için buralara baz istasyonu kurulabileceğini belirtmiş ve "cep telefonu teknolojisine sahip olmak ve bunun getirdiği kolaylıklardan istifade edilmek isteniyorsa bu sistemin altyapısını oluşturacak baz istasyonlarının kurulmasının kaçınılmaz olduğunu" da bildirmişti...

Aynı bakanımız, firmaların baz istasyonu için yaptıkları başvurulara, camilerin bakım ve onarımı için gerekli mali kaynağın bir kısmının temin edilebileceği düşüncesiyle olumlu yaklaşıldığını belirtmiş, Diyanet İşleri Başkanlığı’nca, camilere baz istasyonu kurdurma görevinin Dini ve Sosyal Hizmetler Vakfı’na verildiğini ifade etmişti...

Bu arada da baz istasyonlarından yayılan elektromanyetik radyasyonun insan sağlığına etkisini değerlendirebilmek için bilimsel çalışmaların yakından takip edildiğini bildirmişti... Aydın, elektromanyetik radyasyon hakkında, kamuoyunda kavram kargaşası ve yanlış bilgilendirmeden kaynaklanan tepkiler olduğunu da ifade etmişti...

Yönetmeliğe uygun davranıldığını belirten Devlet Bakanı Aydın, baz istasyonlarının, başka ülkelerde meskun mahallerde bulunan çeşitli binalara monte edildiğini belirterek, cep telefonu teknolojisine sahip olmak ve bunun getirdiği kolaylıklardan istifade edilmek isteniyorsa bu sistemin altyapısını oluşturacak baz istasyonlarının kurulmasının kaçınılmaz olduğunu da bildirip, Dini ve Sosyal Hizmet Vakfı’nın, Telekomünikasyon Kurumu’nca yayımlanan baz istasyonlarına ilişkin yönetmeliğe uygun olarak çalışmalarını yürüttüğünü de belirtmişti...

O günden bu güne 75 bin caminin sayısı elbette 75 binde kalmadı... Artış gösterdi... Baz istasyonlarının sayısı da artış gösterdi... O günlerde 500 olan sayı, bugünlerde kimbilir kaç binleri buldu...

Yani hükümet eliyle sağlık terörü yaşatmışlar bugüne kadar bizlere de haberimiz yokmuş... Masum dedelerimiz ve ninelerimiz, ellerinde bastonlarla camilere gidip ibadetlerini huşu içinde gerçekleştirirken, aslında ruhlarının huzura kavuşması için ellerini Yaradan'a açarken, ebediyete kısa yoldan bilet de kesiyorlarmış haberleri yokmuş... Gidenlere yazık, kalanlar ise sağolsunlar... Amin diyelim...

Gelelim akıllı İngiliz GSM'cilere... Onlar biraz daha kurnazlık yapmış bizim GSM'cilerden... Kilisenin görüntüsünün bozulmaması için öyle taktikler geliştirmişler ki, o kilisenin üzerinde baz istasyonu olduğunu bir türlü anlayamıyormuşsunuz... Baz istasyonlarının görünüşünü gizlemek için birçok yöntem ve teknik geliştiriyorlarmış. Örneğin çarmıh biçiminde baz istasyonlarını düzenliyorlarmış. Üzerine bazen Hz. İsa figürü bile koyuyorlarmış...

Hemen bizim camilerin üstü gözümün önüne geldi... Bizim akıllı GSM'ciler de acaba camilerin üstüne huri yüzlü melek görüntüleri koyarlar mı koyalar valla ... Akıllı bir GSM'ci bu önerimi kaçırmaz... İlgilenenlere duyurulur bu arada... Gelsinler kendilerine bu konuda taktik verelim...

Neyse şaka bir yana, bizim GSM'ciler ise kabak gibi çanakları minarelerin üzerine ya da kubbelerin yanına dikiveriyorlar. Çirkin bir görüntü oluşturuyorlar elbette... Belki de hiç gizleme gereğini duymuyorlardır... Üstelik halk sağlığını tehdit ede de, insanların gözlerinin içine baka baka, alay edercesine bu çirkin şeyleri dikiyorlar her yere...

Daha çok değil geçenlerde (8 Mart'ta) Antalya'nın Santral Mahallesi'nde yaşayan aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu yaklaşık 50 kadar kişi, mahallerine bir GSM şirketine ait baz istasyonu kurulmasına tepki göstererek, Hacı İsmail Balcı Camii'nde protesto gösterisi düzenlemişti hatırlarsınız... O mahalleli adına açıklamada bulunan mahalle muhtarı Yavuz Karacan, "Mahallemizde 10 bini kişi yaşamaktadır. Çocuklarımızın baz istasyonunun yaydığı radyasyonun etkisi altında yaşamasını istemiyoruz. İbadet ettiğimiz camilerin ticarethane gibi kullanılmasına da karşıyız. Kimse bizim sağlığımızla oynayamaz" demişti... (http://www.kanalvip.com.tr/haber_detay.asp?ID=20606&baslik_id=1)

Eh bu mahalle muhtarımız insan sağlığı konusunda duyarlı bir muhtarmış... Muhtarlığın asli görevlerini de unutmayıp titiz davranmış... Gerçekten de baz istasyonları yaydığı elektromanyetik dalgalar ve radyasyon etkisiyle sağlığımıza çok zararlı olmaya devam ediyor.

Bu arada da Google'dan yaptığım araştırmalarda da GSM baz istasyonlarının elektromanyetik zararları konusunda bilinçlenen halkımız tepkilerini ortaya koymaya başladılar bile... Güzel yurdumun dört bir köşesinde baz istasyonları için gösteri, yürüyüş ve toplantılar yapıyorlar... Mahallelerine, okullarına, apartmanlarına ve camilerine baz istasyonları koydurtmama konusunda haklı olarak eylemlerine devam ediyorlar... (http://www.halkinsesi-tv.com/arsiv/2005/13Haziran2005.html)

Kısaca GSM'lerden trilyonlarca lira kazananlar, halkın sağlığını bozmaya devam ettikleri sürece de bu eylemler artarak sürecektir...

Ben aslında bu konuya çok önceleri takmıştım... Yıl 1998'di... GSM operatörleri daha yeni yeni her yere antenlerini dikmeye başlıyorlardı... Ben de boş durur muyum araştırıyordum bu konuyu...

Derken bir gün, Hürriyet yazarı Yalçın Bayer'in "Yeter Söz Milletin" köşesinde bir okurunun cep telefonlarının yaydığı elektromanyetik dalgalar ve radyasyon tehlikesi konusunda bilgi istemesi üzerine oturdum ve bir yazı kaleme aldım... Yalçın Bayer'in kendisine ulaştırdım.. O da sağolsun... Böylesi hassas bir konuda kendisi de hassas davranıp bu yazımı, köşesinin en baş haberi olarak geçmişti o yıllar... (http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1998/08/02/58995.asp)

Bu haberimde o senelerde görevde bulunduğum derneğin Genel Sekreteri olarak açıklamalarda bulunmuştum...

Şimdi ve her zaman da aynı konuya dikkat çekeceğim...

Bu arada rahipler "baz istasyonlarından porno bulaşır mı bulaşmazmıyı tartışadursunlar" ben bu yazımı okuyan tüm dostlarımı cep telefonları ve GSM baz istasyonları konusunda hassas davranmaları için uyarıyorum... Yarın öbür gün Kilise Mahkemesi kararı alır ve bu olay İngiltere'nin gündemine oturursa bakalım bizim hoca takımı ne yapacaklar? O zaman camilerden baz istasyonlarını indirecekler mi.. Yoksa tatlı kazançlarına devam edecekler mi?

Bu arada da tüm dostlar, lütfen cep telefonlarınızı kullanırken dikkatli olunuz... Sağlığınız üzerindeki etkilerini gözardı etmeyiniz...

O gün de tekrarladığım gibi bugün de aynı şeyleri tekrarlıyorum...

Gerçekten de iletişimin bizi yakalayacağı ve hasta edeceği değil, bizim iletişimi bilinçli yakalayacağımız sağlıklı bir Türkiye umudumu yineliyorum...

Ertan Yurderi

Not: Bu satırlarımla tekrar Yalçın Bayer'e bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum. O günlerde bu konu üzerinde örnek bir gazetecilik tavrı sergilediği için... Yeter Söz Milletin - GSM'lerin insanlığa maliyeti