13 Haziran 2022 Pazartesi

Yaratıcılığın Gücü: Hayallerin Son Kullanma Tarihi Yoktur

 



Sabah sporu yürüyüşlerimden birinde yukarıdaki fotoğraftaki bu güzel enstantaneye denk geldim. Minik bir araba itina ile park edilmiş duruyordu büyük bir arabanın yanında... Ve eve dönünce başladım bu konuda bir yazı yazmaya... Bu satırları o minik arabanın sahibini o kadar çok aktarmak isterdim ki... Belki bir gün büyüdüğünde bu satırlara denk gelir, yıllar öncesinden kendisine bir sürpriz olur...

Hayal gücü, insanın en güçlü araçlarından biridir. Düşlerimizi hayal etmekle başlarız, onları hedefler haline getirir ve sonunda gerçeklikle buluştururuz. İşte bu süreçte yaratıcılığın ve azmin önemi ortaya çıkar. Bu yazıda, yaratıcı düşünce ve hayallerin gücü üzerine bir yolculuğa çıkacağız.

Yaratıcı Düşünce ve Hayal Gücü: Yaratıcı düşünce, hayal gücümüzü besleyen ve ilham veren bir süreçtir. İnsanlar, dilediklerini düşleyebilir, bu düşlerini hedeflere dönüştürebilir ve sonunda gerçeğe dönüştürebilir. Hayal gücü, yeni fikirlerin ortaya çıkmasını, yenilikçi çözümlerin bulunmasını ve sınırları aşmayı sağlar.

Hayallerin Gücü: Hayallerin bir son kullanma tarihi yoktur. Her hayal, bir potansiyel taşır ve gerçekleşme şansına sahiptir. Hayallerimiz bizi motive eder, umutla doldurur ve hedeflerimize ulaşma yolunda bizi yönlendirir. Minik arabamızın, yıllar içinde üstü açık son model bir spor arabaya dönüşmesi gibi, hayallerimiz de zamanla büyür ve gerçeğe dönüşebilir.

Asla Vazgeçmemek: Hayallerimize ulaşırken zorluklarla karşılaşabiliriz. Ancak asla vazgeçmemeliyiz. Derin bir nefes alarak, yeniden denemek ve hedeflerimize yönelmek önemlidir. Mantığımız bizi A noktasından B noktasına götürebilir, ancak hayallerimiz bizi her yere götürebilir. Cesaretimizi koruyarak, engelleri aşmaya ve hayallerimizi gerçeğe dönüştürmeye devam etmeliyiz.

Yaratıcılığın Sınırları: Yaratıcılığın sınırları yoktur. Her an yeni bir düşünce, yeni bir fikir ortaya çıkabilir. Hayallerimizi gerçekleştirmek için yaratıcılığımızı kullanmalıyız. Farklı bakış açılarıyla düşünmek, risk almak ve yenilikçi çözümler üretmek, hayallerimizin gerçeğe dönüşmesi için önemli adımlardır.

Hayallerin gücüne inanmak, yaratıcılığın ve azmin önemini kavramak, gerçek bir başarıya ulaşmanın anahtarıdır. Her ne kadar mantık sizi belirli hedeflere götürebilse de, hayalleriniz sizi sınırların ötesine taşır. İşte bu yüzden hayallerinize asla veda etmeyin. Onlar, sizi cesaretlendirir, ilham verir ve yeni ufuklara yönlendirir.

Hayallerimizin son kullanma tarihi yoktur çünkü insan sürekli olarak yeni hayaller kurar, yeni hedefler belirler. Çocukluğumuzdaki minik arabamızın üstü açık son model bir spor arabaya dönüşmesi gibi, hayallerimiz de zamanla büyür ve gelişir. Önemli olan, hayallerimizi gerçekleştirmek için adımlar atmaktır.

Bazen yolda zorluklarla karşılaşabiliriz, başarısızlıkla yüzleşebiliriz. Ancak, vazgeçmek yerine derin bir nefes alıp tekrar denemek önemlidir. Hayal gücünüz ve azminiz sizi ileriye taşır. Engellerle karşılaştığınızda, yeni çözümler bulmak için yaratıcılığınızı kullanın. İnanın ki hayallerinizin gerçekleşmesine her zaman bir yol vardır.

Sonuç olarak, hayalleriniz sizi nereye götürmek istiyorsa, onları gerçekleştirmek için çaba sarf etmekten vazgeçmeyin. Yaratıcı düşünce ve azimle, hayallerinizin peşinden gidin ve sınırları aşın. Hayallerinizin gücünü kullanarak, kendinizi keşfedin, yeni hedefler belirleyin ve gerçek potansiyelinizi ortaya çıkarın. Hayal gücünüz ve arzunuzla birlikte, başarıya giden yolda ilerlemeye devam edin.

Hey sen küçük çocuk, umarım bir gün bir yerlerde bu fotoğrafa ve yazıya denk gelirsin... Senin düşlerin, benim de düşlerim oldu. Umarım bir gün sen bu düşlerini gerçekleştirmiş olursun...





15 Mayıs 2022 Pazar

Her sene hep aynı terane.



Her sene hep aynı terane. O ne ya? Sosyal medya küfür arenası olmuş, birilerine küfür eden edene... 

Sen çocuklarına sırf kutsal kitabın Kur'an'da  yazıyor diye İsrailoğullarına gelen tüm peygamberlerin isimlerini koy, sonra İsraillilere kız, isyan et... Seninkinden önce gelmiş dinleri ve peygamberleri inkâr et, hem de üstelik küfür et  "Amentü"nü unutarak.  

Yahu sen değil misin doğan oğullarına Musa, Yusuf, Harun, Yakup, İbrahim, Zekeriya, Yahya, Üzeyir, İsmail, İshak, İsa, Davud, Ceyhun, Süleyman, İlyas, Bünyamin, Kenan ve şu anda hatırlayamadığım bir sürü adları koyan?.. 

Şimdi niye kızıyorsun ki ey Müslüman geçinen güruh? Kızma birader başka dinlere, onlara gelen kitaplara... Senin kitabının içinde de bunlar yazıyor, aç-oku-ögren içinde yazanları. Hâdis Müslümanlığından uzaklaş.  

Sen Arap isimlerini çocuklarına koyan grup sen de Araplara kızma... Niye kızıyorsun ki? Neden küfür ediyorsun ki durup dururken Arap soyuna? 

Hepiniz şahane özbeöz Türk isimlerini bıraktınız, Arapların ve İsrailoğullarının isimlerini çocuklarınıza isteyerek ve bilerek kendiniz koydunuz yahu... Yoksa bu isimleri koyarken bunların Musevi ve Arap isimleri olduğunu bilmiyormuydunuz? 

Hayırlı uğurlu olsun isimleriniz... Güle güle kullanın şimdi... Ancak unutmayın ki küfür ettiğinizde, dinlere ve onu getiren peygamberlere de küfür ettiğinizin farkına varın, daha fazla günah işlemeyin yeter!..


4 Şubat 2022 Cuma

Cumhuriyet'in kaçıncı yılında doğdunuz!..

 



100'üncü yılını 29 Ekim 2023'te kutlayacağımız Cumhuriyet'imizin kaçıncı yılında doğduğunuzu hiç düşündünüz mü? 

Ben; Genç Cumhuriyet'in 36. yılında (1959) Kocaeli'nde (İzmit) dünyaya gelmişim... Ve yaklaşık 63 senedir de bu Cumhuriyet'te, Atatürk İlkeleri'ne bağlı bir şekilde yaşantımı sürdürmeye çalışıyorum... 

Nedir bu ilkeler diyecek olursanız (bunları unutmuş güruha hatırlatalım);  Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkilâpçılık...

Cumhuriyet'in ilk kurulduğu günden beri öyle bir güruh var ki bugünlere kadar gelen, VATAN  toprağı saydığımız bu topraklar üzerinde bu ilkelerin içini günden güne boşaltarak bu Cumhuriyet'in yerine bambaşka bir rejim getirmeye çalışıyorlar, çabalıyorlar... 

Rahat bunlara batıyor... Huzur bunlara batıyor... Demokratik hak ve özgürlükler bunlara hep batıyor... 

Bu güruh, Cumhuriyet rejimini değiştirme emellerine ASLA ulaşamayacaklar... Bizler ATA'mız'ın izinden devam eden gençlik olarak, Atamızın bize emanet bıraktığı bu kutsal VATAN'ı asla bu güruhun "hain" emellerine bırakmayacağız, buna izin vermeyeceğiz...

Atamızın bize seslenişini kulaklarımızdan, zihnimizden ve yüreklerimizden çıkarıp atamazlar... 

Ey Türk Gençliği!..

Birinci görevin Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar korumak ve savunmaktır. 

Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel senin en değerli hazinendir.
Gelecekte de seni bu hazineden mahrum bırakmak isteyecek iç ve dış düşmanların olacaktır. Eğer bir gün, bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan göreve atılmak için içinde bulunduğun durumun olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin. 

Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve Cumhuriyeti'ne göz koyacak olan düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir zafer kazanmış olabilirler. 

Zorla ve aldatıcı düzenlerle sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesi işgal edilmiş olabilir. 

Bütün bu koşullardan daha acı ve daha korkunç olmak üzere yurdunda iş başında bulunanlar aymazlık ve sapkınlık hatta hainlik içinde bulunabilirler. 

Hatta iş başında bulunan bu kişiler kendi çıkarlarını yurduna girmiş olan düşmanların siyasal amaçlarıyla birleştirebilirler. 

Millet yoksulluk ve sıkıntı içinde bezgin ve bitkin düşmüş olabilir. 

Ey Türk geleceğinin çocukları!..

İşte bu ortam ve koşullar altında bile görevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyeti'ni kurtarmaktır. Bunun için gereken güç, damarlarındaki soylu kanda vardır.

Ey Yüce ATAM!.. Sen huzur içinde rahat uyu... 

Türk gençliği olarak; özgürlüğün, bağımsızlığın, egemenliğin, Cumhuriyetin ve devrimlerinin yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, her yerde ve her durumda senin ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize namus ve şeref sözü verip, kendimizi büyük Türk Milleti'ne adayanlarız.


13 Kasım 2021 Cumartesi

Her kuşun eti yenmez!..

 


Az önce kapı "zır zır zır" uzun uzun çaldı. Hemen koştum açtım kapıyı. Kapının önünde elinde etçi Nusret'ten alınma bir paket duran bu aşağıdaki vatandaşla burun buruna geldim.

- Buyrun kime bakmıştınız dedim haliylen.
- Ben "Bıçkın Bilo" diye söze girdi...

Almanya'dan komşuya misafirliğe gelmişmiş. Orada boksörlük yapıyormuş. Bizim Makbule'yi balkonda güneşlenirken görmüşmüş, ona fena kafayı takmışmış.. Ona talip olup "Allah'ın emriyle" istemeye gelmişmiş...

"Tanrı misafiri" deyip bir kahve içimi süreyle içeriye buyur ettik...

Koca bir endamla içeriye girdi. Gitti koltuğa çömdü. O sırada Makbule ortalarda yok... Ara ara ara, Makbule gitmiş gardrobun içine saklanmış...

- Kızım dedim bak görücü geldi. Çık bir hoşgeldin de.

Nafile. Makbule'yi değil odadan, gardroptan çıkarmak namümkün...

- İstemem de istemem... Ben evlenmem. Sizinle bir ömür boyu hayat süreceğim diye tutturdu tutturacağı kadar...

Eh ben de kızımın gönlünü kırar mıyım hiç... İçeriye geldim. "Bıçkın Bilo"ya ortada bir yanlış anlama olduğunu, ona verilecek kızımın olmadığını kibar bir dille söyledim. Hay söylemez olaydım...

Herifçioğlu boksördü ya hani... Çömdüğü yerden ne zaman havalandı ben anlayamadan, üzerime bir çullanış çullandı ki, ben avaz avaz bağırırken içerde öğlen uykusuna yatmış olan Makbule'nin ağabeyi Fırıldak ortaya çıkmaz mı?

Evin altı üstüne geldi haliylen... Kedi tüyünden ortalık toz duman. Neyse ki iyi bir karate eğitimi almış olan Fırıldak, Bıçkın Bilo'nun hakkından bir anda geliverdi... Herifçioğlunu zor attık evden...

Neyse siz siz olun... Öyle her görücüye kapıyı açmayın... Ne demiş büyüklerimiz "her kuşun" eti yenmez... Makbule'yi bu herife kaptıracak değildik yani.

Neyse etçi Nusret'ten gelen altın kaplamalı et de bizimkilere kaldı. Onlar da afiyetle onu yediler...

8 Eylül 2021 Çarşamba

 


Yıllar yıllar önce böyle bir şeye sahip olmak o günlerin biz çocukları için son derece lüks bir şeydi. Ayrıca sokak araları ya parke taşları ya da kaya taşları ile doluydu. Kayacak yer için tek yol beton olan kısa kaldırımlardı. O da komşu teyzelerin insiyatifindeydi. Kimisi kapı önlerinde belli bir süre kayılmasına müsaade eder, kimisi de bu kaykayın çıkardığı sesten şikayet ettiği için müsaade etmezdi.
Ben hiç sahip olamadım. Ama sahip olan arkadaşlarımın kaykaylarına ara sıra "bir tur atayım mı" diyerek bindim. Daha ilerleyen zamanlarda babam bana büyüklerin bindiği bisikletten alınca artık sokakların ve caddelerin fatihi ben olmuştum. Özgürce yolları arşınlayıp yeni yerler keşfedip durdum...
O güzel günleri yaşayan ve bu kaykaylara binen tüm çocuklara bugünlerden selam olsun.

5 Mayıs 2021 Çarşamba

Bu işe en çok sevinen Miletli Thales oldu ...




Ne zaman Milet'e gidip gezinsem, Sinop'lu Diogenes (Diyojen) misali elimde fener ile Milet harabelerinde dolaşır, "adam gibi adam"ları arar dururum...


Beni g
üleç yüzüyle Thales ve ondan bir harf bile öğrenmeyi kâr sayan meraklı öğrencileri Anaksimandros ve Anaksimenes karşılar.

Onlarla birlikte sohbet ede ede gezinir dururuz binlerce yıllık tarihi kent i
çinde... Sohbetlerimiz hoş olur... Esprili olur... Aramızdaki binlerce yıllık uçuruma rağmen bu üç değerli filozofun anlatımları düşünce denizinde yüzmeme sebep olur, zamanın nasıl akıp gittiğini eve geriye dönüş yolunda farkına varırım ancak.

Yine b
öyle bir gezinti sırasında Thales'in kendisinin pratik becerikliliği ile anlattığı hikâyeye öğrencileriyle birlikte çok gülmüştük...

Bir g
ün göğe baka baka yürürken Thales bir çukura düşmüş. Bunu gören Trakyalı köle bir kız "Sen daha burnunun ucunu göremiyorsun, bir de kalkmış göğe bakıyorsun" diye alay etmiş... Oysaki Thales o gün yaptığı gözlemlere göre o yıl Miletos'taki zeytin ağaçlarının bol ürün vereceğini öngörmüş ve kıştan oradaki bütün zeytin preslerini kiralamış. Ürün zamanı gelince, bu presleri isteyenlere kendisi yüksek bir fiyatla kiralamış ve zengin olmuş...

O zamanlarda da filozoflar ve felsefeyle uğraşanlar tıpkı bug
ünküler gibi günlük yaşamda beceriksizlikleriyle ünlenmişler. Hafif hafif bu konuda alay edilirmiş onlarla. Hiç şüphe yok ki bazıları gerçekten beceriksizmiş günlük yaşamlarında. Ama kimileri, insanların çoğunun önem verdiği şeylere önem vermediği için, önem verenler tarafından beceriksiz görülürlermiş...

İşte yukarıdaki hik
âyedeki gibi Thales'in yaptığı, filozofların beceriksizlikten değil, zengin olmaya önem vermedikleri için zengin olamadıklarını, istedikleri takdirde zengin olabileceklerini göstermiş olması beni ziyadesiyle memnun etti bir kez daha...

Neyse nereden nereye geleceğim s
özlerimin sonunda... Yazının başlığında Thales'in bir konuda sevindiğimden bahsettim... Peki sevinmiş ama neye sevinmiş... Sıra artık ona gelsin...

Aradan ge
çen binlerce yıl sonra bu harabe kentte her zamanki gibi otlar bürümüş... Temizlenmesi gerekmiş... Ve temizlenmeye başlanmış...

Bu temizliği haber alan Didim Kaymakamımız Sayın Halil Avşar ve M
üze Müdürümüz Baran Aydın Miletos'a gelmişler, incelemeler yapmışlar... Hatta bu temizliğe bizzat kendileri de eşlik etmişler... Miletos'u bu katkılarıyla görülebilir hale getirmek için uğraş vermişler.

Bu
çalışmalara kim sevinmez? Başta Thales... Öğrencileri ... Halk ... ve Didim'li BİZ'ler...

Thales belki de
önündeki çukuru otlar yüzünden göremedi ve düştü... Hatta o çukur bugünlerde basına da Aydın İl Turizm Müdürü Sayın Mehmet Umut Tuncer tarafından açıklanacak olan çukur olmasın sakın? Envanter kayıtlarında olmayan bir bölgede uzunluğu 10-15 metre uzunluğunda mağaramsı bir yer bulunmuş. Şu an içi su doluymuş. Ot temizliği sırasında bulunan bu mağaranın içindeki su temizlendikten sonra halka bilgi verilecekmiş...

Kıssadan hisse; Tarihe
önem veren ve onları koruyan "adam gibi adam"lar da yetiştiriyor bu ulus... Bu tarihi bölgeye sahip çıkan tüm değerli yöneticilerin varlığı Thales gibi bizleri de sevindiriyor... Katkısı olan, emek veren herkese can-ı gönülden sevgi ve selamlar olsun bu satırlardan...

Ertan Yurderi