30 Mart 2019 Cumartesi

Herkes gibi 15 dakikalığına nasıl ünlü oldum!..

 


HERKES GİBİ 15 DAKİKALIĞINA NASIL ÜNLÜ OLDUM ... 😃
Pop Art'ın önemli temsilcilerinden Andy Warhol bu sözü ne zaman, nerede söylemiş bilmem ama, onun da dediği gibi “herkes” bir gün bir yerde “ünlü !!!” olabiliyormuş… 😃
Geçenlerde eşimle birlikte 3.5 ayda verdiğim 18 kilo üzerine ödül olarak Bodrum-Söke arasındaki Köfteci Yusuf’a gittik… Köftelerimizi söyledik… Ben önümdeki köfte-piyaza gömülmüşken bir ara piyazın soğanı biraz acı gelmiş olacak ki burnumun aktığını fark ettim… Elimle burnumu kontrol ettikten sonra, önümdeki peçeteyle de çaktırmadan burnumu siliverdim…
Bu sırada yan masada oturan daha sonradan Amerikalı olduğunu anladığımız ailenin küçük kızının yanıma küçük bir kağıtla birlikte gelip “Jack Uncle, are you signing, please?” türünden sözcük sarfetmesiyle afalladım birden…
O sırada köfteyle mi ilgileneyim, kızla mı ilgileneyim şaşırmıştım… Kızcağız Jack diyordu, ben “Çak” anlıyordum… O “signing” diyordu, ben de onu “sing” olarak algılayarak “şarkı mı söyleyeceğim, bana istek falan mı getirdi, ne alâkâ” falan diye düşünürken, kıza elimle “çak” yaparak, usulca başını okşadım. Memnuniyetsiz bir yüz ifadesiyle ailesinin yanına döndü. Ellerini göğüs hizasında bağlayıp, dudak büküp, somurtup oturdu, gözleri ağlamaklıydı…
Bu arada küçük kızın babası ve annesi yerinden kalktı, masamızın yanına kadar gelerek, yarım yamalak Türkçe’leriyle küçük kızlarının beni az önce hayranı olduğu “Jack Nicholson”a benzettiğini, kızlarına hayranı olduğu sanatçı olmadığıma ikna edemediklerini, onun imza istemek için bu yüzden yanıma geldiğini anlatınca durumu kavradım…
Eh küçük kızın bu isteğini ve hevesini kıramazdım tabii ki… Yanına gittim, uzattığı kağıdı aldım, güzel bir “Jack” imzası atıp bir de bu fotoğrafı kendisine hatıra olarak bıraktım…
Yerime otururken “Ah ulan soğan sen nelere kadirsin” diyordum eşime… Beni birkaç dakikalığına da olsa meşhur etti ya diye de gülüşüyorduk…
Bu sırada “kalk, kalk, kalk” sesleriyle uyanıverdim uykumdan… Eşim başıma dikilmiş, sabah kahvaltısına çağırıyormuş beni meğersem… Onun “kalk” deyişini ben “Jack” diye algılıyormuşum uykumda… Her şey bir rüyaymış… Rüyada da olsa “15 dakikalığına ben de meşhur oldum” ya… Varsın rüyada olsun… Belki bir gün gerçek olur, bu belli mi olur… Hani ne demiş büyüklerimiz, “Nazar etme ne olur, çalış senin de olur…”
Jack pardon Ertan

5 Mart 2019 Salı

Şanslı Kedi Tasması hakkında ...



Biliyorsunuz eşimle birlikte bizim de biri erkek biri dişi 2 kedimiz var (Fırıldak ve Makbule).

Onların sağlıklı ve güvenli kedi tasmaları takması bizim için çok önemliydi... Önce kendi kedilerimiz için elde tasma yapmaya başladık... Baktık ki her kedi tasması kedilerimizi mutlu etti... Zevkle kullanıyorlardı çünki...

Sonra değişik şekillerde ve günün önemli gelişmeleriyle ilgili (Yılbaşı, Cadı Bayramı, Sevgililer Günü, Dünya Kediler Günü vs..) kedi tasması modelleri üzerine çalışmaya başladık...

Her yeni model geliştirdiğimizde bu iş bizim için zevkli bir hale gelmişti... Ve bunu diğer kedisever dostlarımızla da paylaşmaya başladık...

Her yaptığımız yeni modeli önce kendi kedilerimizde deniyor, sonra da sanslikeditasmasi adını verdiğimiz instagram sayfamızda onları zevkle paylaşıyorduk...

Arada bir de onların muzırlıklarını da anlatıyorduk... Derken iyi geriye dönüşler aldık ve beğenildik biz de yaptığımız işi büyüttük ve şimdi de kediseverlerle bunları ücreti karşılığında paylaşmaya karar verdik...

Ne dersiniz sizler de tamamı el yapımı olan şirin kedi tasmalarını kedilerinizde deneyip onları mutlu etmek istemez misiniz? :)


Ayrıca kedilerimizin günlük hayatındaki maceralarını Mırkca adını verdiğimiz instagram sayfamızdan izleyebilirsiniz...

Link1: http://instagram.com/sanslikeditasmasi
Link2: http://instagram.com/mirkca_

6 Kasım 2018 Salı

50 sene önce biz de çocuktuk




Yaş 60'a 1 var... Yarım asır yaklaşık 50 sene önce biz de çocuktuk... Tek eğlencemiz sokaktı... Her türlü etnik kökenden arkadaşlarımızla birlikte kardeşcene ve dostça sosyalleştiğimiz tek yer sokaktaki oyunlarımızdı...

Neler oynamazdık ki ... "Eksik minder", "Bezirganbaşı", "Dön Baba Dönelim Hacılara Gidelim", "Mendil Kapmaca", "Sek Sek", "İp Atlamaca", "Gazoz Kapağı", "Telli Araba Sürmek", "Patanaj", "Ortada Sıçan", "Kukalı Saklambaç", "Saklambaç", "Bir İki Üç Zımba", "Ende Tura Güzellik", "Mahalle Maçları", "Birdir Bir", "Uzun Eşek", "Yakar Top", "İstop", "Körebe", "Misket", "Topaç Çevirme", "Lastik Çevirme", "Çelik Çomak", "Üç Taş", "Beş Taş" ve daha hatırlayamadığım kendimizce yarattığımız onlarca oyun... Gerisini siz tamamlayın artık...

Bizler gerçekten çocukluğumuzu iyi yaşamışız ya... Şimdilerde kimse çocuklarını sokağa bırakamıyor ya da korka korka bırakıyor. Çocuklar çocukluklarını yeteri kadar yaşayamıyor... Çocuklar evde bilgisayar ya da TV karşısında körelip gidiyor, sosyalleşmede zorluk çekiyorlar...

30 Ekim 2018 Salı

Atların kaderi ...

 


Ne zaman ata sarılmış bir kişinin fotoğrafını görsem hüzünlenirim... 

2011 yılında ünlü yönetmen Bela Tarr'ın jübilesini yapıp sinema yönetmenliğini bıraktığı The Turin Horse / Torino Atı filmini izlerken çocukluğumda şahit olduğum bir atın öldürülmesi olayını hatırlayıp çok hüzünlenmiştim... O güne kadar at gördüğümde ya da faytonları çeken atları gördüğümde neden ben de gözyaşlarıma hakim olamadığımı daha iyi anlamıştım...

Friedrich Nietzsche de, 1889’da Torino’da yürürken bir fayton sürücüsü ile karşılaşır. Faytoncunun, tüm baskılarına rağmen hareket etmeyi reddeden atını öfkeyle kırbaçlaması sonucunda, Nietzsche bir anda faytona atlar ve hüzünle atın boynuna sarılarak ağlamaya başlar. 

Bu olayın sonrasında evine kapanır ve önce günlerce sürecek olan bir katotoniye maruz kalır, ardından ölümüne dek devam eden suskunluğu başlar. 

Nietszche’nin bu yoğun duygusal durumuna sebep olan nedir? Daha da önemlisi, ata ne olmuştur?

Nietzche kırbaçlanan ata sarılıp ağladığında 19. yüzyıl bitmemişti daha.

Biz bugün, bir avuç insan faytonları tartışmaya ancak başlayabildik ne yazık ki ...

13 Ağustos 2018 Pazartesi

Gittigidiyor.com gibiyiz her birimiz ...




 Sanki benim de çok dövizim varmış gibi dolar ve euro artışı ile ilgili bir şeyler yazayım, çieyim, karalayayım diyorum, ülke zaten bu yüzden yangın yerine dönmüş, gittigidiyor.com gibiyiz... Biraz yaşlandık galiba, doların artış hızına, piyasaların değişkenliğinin hızına bir türlü yetişemiyorum...

Bizimkilerin ağızlarıyla kuş tutsalar artık önlem mönlem alamayacaklarını düşünenlerdenim... Pek umutlu bakamıyorum artık yarınlara...
Geçmişte, 90'lı yılların başları aklıma geliyor... O zamanlar bir günde ellerinde birikmiş doları veya markı olanlar, köşe üzerine köşe dönüyorlardı...
Şu an itibariyle haber ajanslarına düşen haberde BDDK açılmamış piyasalara müdahale etmiş gibi görünse de, döviz düşmüş gibi görünse de bizim halk yarın sabah (pazartesi) bir çaresini yine bulacak... Dövizini ya bankalardan çekecek, ya da bankadaki TL'sini çekip dövize yatıracak ve parasını ya yastık altı yapacak ya da yurt dışındaki hesaplarına aktarak/kaçıracak...
Damat her ne kadar "Mevduatlara el konulmayacak" dese de bir kere halkın kulağına kar suyu kaçırdılar... Sabah piyasaların faaliyete geçip, açılmasını beklemekten başka çareleri yok bu işlerle ilgilenenlerin...
Ha bu arada tüm yandaş TV ve gazetelerin dolar artışı ile ilgili sayfaları bir anda geriye döndü ve eski kurda sabit kaldı...
Sanki ortalık süt liman, Asya piyasalarında her şey normalmiş gibi, hiçbir şey olmamış gibi... Esas fırtına yarın sabah kopacak sanırım... Hadi hayırlısı... 🙂

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Paçalı kızımız "EV"lendi ...

 



Paçalı kızımız "EV"lendi ... 

Didim'in sıcak havası, minik yavru bir dişi güvercini bizim balkona susuz ve aç şekilde düşürmüştü... Yaklaşık bir haftadır bizim misafirimiz olan bu "Paçalı" güzel kız bugün yeni yuvasına kavuştu, kısaca "ev"lendi...

Onu balkonumuzda bulduğumuzda çok susamış ve bitkindi... Kana kana su içti elimizden... Karnı açtı... Özel güvercin yemleriyle besledik... Artık palazlanmıştı, kendine gelmişti... Ve kendi cinsleriyle birlikte yaşayacağı yeni bir "ev" arayışı içine girmiştik...

Sonunda aranan "ev" yani yeni "yuva" bulunmuştu...  29 kişilik kalabalık bir kuş ailesiydi bulduğumuz yer... Herkes "çift"ti o ailede... Tek bir erkek kuşun eşi yoktu... Daha yeni ölmüştü... Üzüntülüydü... Yitirdiği "aşk"ının ıstırabını çekiyordu...

Ancak bizim "paçalı" kızı gören bu "erkek" güvercin, bunalıma girdiği yuvasından dışarıya ilk kez çıktı. "Paçalı kız"la gözgöze geldi... Etrafında dans etmeye başladı ve yanağına bir öpücük kondurdu bu aşk dansı sırasında... 

O AN'ı görmenizi ve yaşamınızı isterdim... Öyle güzel bir mutluluktu ki... Gözyaşlarıma hâkim olamamıştım bu manzara karşısında... Yaklaşık bir haftadır bize misafir olan "paçalı kız"ımızı orada "mutlu ve huzurlu" bırakarak kendi evimize doğru yola çıktık, tekrar gelip "paçalı kızı"mızı ziyaret etmek sözleri alarak...

Evet dostlar, yaşamımıza giren böyle özel konuklar bizlere pek çok şey öğretiyor muhakkak... Biz de "paçalı kız"ımızdan çok şey öğrendik... Teşekkürler Tanrı'm bize minik kullarınla çok şey öğrettiğin için...