15 Mayıs 2022 Pazar

Her sene hep aynı terane.



Her sene hep aynı terane. O ne ya? Sosyal medya küfür arenası olmuş, birilerine küfür eden edene... 

Sen çocuklarına sırf kutsal kitabın Kur'an'da  yazıyor diye İsrailoğullarına gelen tüm peygamberlerin isimlerini koy, sonra İsraillilere kız, isyan et... Seninkinden önce gelmiş dinleri ve peygamberleri inkâr et, hem de üstelik küfür et  "Amentü"nü unutarak.  

Yahu sen değil misin doğan oğullarına Musa, Yusuf, Harun, Yakup, İbrahim, Zekeriya, Yahya, Üzeyir, İsmail, İshak, İsa, Davud, Ceyhun, Süleyman, İlyas, Bünyamin, Kenan ve şu anda hatırlayamadığım bir sürü adları koyan?.. 

Şimdi niye kızıyorsun ki ey Müslüman geçinen güruh? Kızma birader başka dinlere, onlara gelen kitaplara... Senin kitabının içinde de bunlar yazıyor, aç-oku-ögren içinde yazanları. Hâdis Müslümanlığından uzaklaş.  

Sen Arap isimlerini çocuklarına koyan grup sen de Araplara kızma... Niye kızıyorsun ki? Neden küfür ediyorsun ki durup dururken Arap soyuna? 

Hepiniz şahane özbeöz Türk isimlerini bıraktınız, Arapların ve İsrailoğullarının isimlerini çocuklarınıza isteyerek ve bilerek kendiniz koydunuz yahu... Yoksa bu isimleri koyarken bunların Musevi ve Arap isimleri olduğunu bilmiyormuydunuz? 

Hayırlı uğurlu olsun isimleriniz... Güle güle kullanın şimdi... Ancak unutmayın ki küfür ettiğinizde, dinlere ve onu getiren peygamberlere de küfür ettiğinizin farkına varın, daha fazla günah işlemeyin yeter!..


4 Şubat 2022 Cuma

Cumhuriyet'in kaçıncı yılında doğdunuz!..

 



100'üncü yılını 29 Ekim 2023'te kutlayacağımız Cumhuriyet'imizin kaçıncı yılında doğduğunuzu hiç düşündünüz mü? 

Ben; Genç Cumhuriyet'in 36. yılında (1959) Kocaeli'nde (İzmit) dünyaya gelmişim... Ve yaklaşık 63 senedir de bu Cumhuriyet'te, Atatürk İlkeleri'ne bağlı bir şekilde yaşantımı sürdürmeye çalışıyorum... 

Nedir bu ilkeler diyecek olursanız (bunları unutmuş güruha hatırlatalım);  Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkilâpçılık...

Cumhuriyet'in ilk kurulduğu günden beri öyle bir güruh var ki bugünlere kadar gelen, VATAN  toprağı saydığımız bu topraklar üzerinde bu ilkelerin içini günden güne boşaltarak bu Cumhuriyet'in yerine bambaşka bir rejim getirmeye çalışıyorlar, çabalıyorlar... 

Rahat bunlara batıyor... Huzur bunlara batıyor... Demokratik hak ve özgürlükler bunlara hep batıyor... 

Bu güruh, Cumhuriyet rejimini değiştirme emellerine ASLA ulaşamayacaklar... Bizler ATA'mız'ın izinden devam eden gençlik olarak, Atamızın bize emanet bıraktığı bu kutsal VATAN'ı asla bu güruhun "hain" emellerine bırakmayacağız, buna izin vermeyeceğiz...

Atamızın bize seslenişini kulaklarımızdan, zihnimizden ve yüreklerimizden çıkarıp atamazlar... 

Ey Türk Gençliği!..

Birinci görevin Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar korumak ve savunmaktır. 

Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel senin en değerli hazinendir.
Gelecekte de seni bu hazineden mahrum bırakmak isteyecek iç ve dış düşmanların olacaktır. Eğer bir gün, bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan göreve atılmak için içinde bulunduğun durumun olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin. 

Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve Cumhuriyeti'ne göz koyacak olan düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir zafer kazanmış olabilirler. 

Zorla ve aldatıcı düzenlerle sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesi işgal edilmiş olabilir. 

Bütün bu koşullardan daha acı ve daha korkunç olmak üzere yurdunda iş başında bulunanlar aymazlık ve sapkınlık hatta hainlik içinde bulunabilirler. 

Hatta iş başında bulunan bu kişiler kendi çıkarlarını yurduna girmiş olan düşmanların siyasal amaçlarıyla birleştirebilirler. 

Millet yoksulluk ve sıkıntı içinde bezgin ve bitkin düşmüş olabilir. 

Ey Türk geleceğinin çocukları!..

İşte bu ortam ve koşullar altında bile görevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyeti'ni kurtarmaktır. Bunun için gereken güç, damarlarındaki soylu kanda vardır.

Ey Yüce ATAM!.. Sen huzur içinde rahat uyu... 

Türk gençliği olarak; özgürlüğün, bağımsızlığın, egemenliğin, Cumhuriyetin ve devrimlerinin yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, her yerde ve her durumda senin ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize namus ve şeref sözü verip, kendimizi büyük Türk Milleti'ne adayanlarız.


13 Kasım 2021 Cumartesi

Her kuşun eti yenmez!..

 


Az önce kapı "zır zır zır" uzun uzun çaldı. Hemen koştum açtım kapıyı. Kapının önünde elinde etçi Nusret'ten alınma bir paket duran bu aşağıdaki vatandaşla burun buruna geldim.

- Buyrun kime bakmıştınız dedim haliylen.
- Ben "Bıçkın Bilo" diye söze girdi...

Almanya'dan komşuya misafirliğe gelmişmiş. Orada boksörlük yapıyormuş. Bizim Makbule'yi balkonda güneşlenirken görmüşmüş, ona fena kafayı takmışmış.. Ona talip olup "Allah'ın emriyle" istemeye gelmişmiş...

"Tanrı misafiri" deyip bir kahve içimi süreyle içeriye buyur ettik...

Koca bir endamla içeriye girdi. Gitti koltuğa çömdü. O sırada Makbule ortalarda yok... Ara ara ara, Makbule gitmiş gardrobun içine saklanmış...

- Kızım dedim bak görücü geldi. Çık bir hoşgeldin de.

Nafile. Makbule'yi değil odadan, gardroptan çıkarmak namümkün...

- İstemem de istemem... Ben evlenmem. Sizinle bir ömür boyu hayat süreceğim diye tutturdu tutturacağı kadar...

Eh ben de kızımın gönlünü kırar mıyım hiç... İçeriye geldim. "Bıçkın Bilo"ya ortada bir yanlış anlama olduğunu, ona verilecek kızımın olmadığını kibar bir dille söyledim. Hay söylemez olaydım...

Herifçioğlu boksördü ya hani... Çömdüğü yerden ne zaman havalandı ben anlayamadan, üzerime bir çullanış çullandı ki, ben avaz avaz bağırırken içerde öğlen uykusuna yatmış olan Makbule'nin ağabeyi Fırıldak ortaya çıkmaz mı?

Evin altı üstüne geldi haliylen... Kedi tüyünden ortalık toz duman. Neyse ki iyi bir karate eğitimi almış olan Fırıldak, Bıçkın Bilo'nun hakkından bir anda geliverdi... Herifçioğlunu zor attık evden...

Neyse siz siz olun... Öyle her görücüye kapıyı açmayın... Ne demiş büyüklerimiz "her kuşun" eti yenmez... Makbule'yi bu herife kaptıracak değildik yani.

Neyse etçi Nusret'ten gelen altın kaplamalı et de bizimkilere kaldı. Onlar da afiyetle onu yediler...

8 Eylül 2021 Çarşamba

 


Yıllar yıllar önce böyle bir şeye sahip olmak o günlerin biz çocukları için son derece lüks bir şeydi. Ayrıca sokak araları ya parke taşları ya da kaya taşları ile doluydu. Kayacak yer için tek yol beton olan kısa kaldırımlardı. O da komşu teyzelerin insiyatifindeydi. Kimisi kapı önlerinde belli bir süre kayılmasına müsaade eder, kimisi de bu kaykayın çıkardığı sesten şikayet ettiği için müsaade etmezdi.
Ben hiç sahip olamadım. Ama sahip olan arkadaşlarımın kaykaylarına ara sıra "bir tur atayım mı" diyerek bindim. Daha ilerleyen zamanlarda babam bana büyüklerin bindiği bisikletten alınca artık sokakların ve caddelerin fatihi ben olmuştum. Özgürce yolları arşınlayıp yeni yerler keşfedip durdum...
O güzel günleri yaşayan ve bu kaykaylara binen tüm çocuklara bugünlerden selam olsun.

5 Mayıs 2021 Çarşamba

Bu işe en çok sevinen Miletli Thales oldu ...




Ne zaman Milet'e gidip gezinsem, Sinop'lu Diogenes (Diyojen) misali elimde fener ile Milet harabelerinde dolaşır, "adam gibi adam"ları arar dururum...


Beni g
üleç yüzüyle Thales ve ondan bir harf bile öğrenmeyi kâr sayan meraklı öğrencileri Anaksimandros ve Anaksimenes karşılar.

Onlarla birlikte sohbet ede ede gezinir dururuz binlerce yıllık tarihi kent i
çinde... Sohbetlerimiz hoş olur... Esprili olur... Aramızdaki binlerce yıllık uçuruma rağmen bu üç değerli filozofun anlatımları düşünce denizinde yüzmeme sebep olur, zamanın nasıl akıp gittiğini eve geriye dönüş yolunda farkına varırım ancak.

Yine b
öyle bir gezinti sırasında Thales'in kendisinin pratik becerikliliği ile anlattığı hikâyeye öğrencileriyle birlikte çok gülmüştük...

Bir g
ün göğe baka baka yürürken Thales bir çukura düşmüş. Bunu gören Trakyalı köle bir kız "Sen daha burnunun ucunu göremiyorsun, bir de kalkmış göğe bakıyorsun" diye alay etmiş... Oysaki Thales o gün yaptığı gözlemlere göre o yıl Miletos'taki zeytin ağaçlarının bol ürün vereceğini öngörmüş ve kıştan oradaki bütün zeytin preslerini kiralamış. Ürün zamanı gelince, bu presleri isteyenlere kendisi yüksek bir fiyatla kiralamış ve zengin olmuş...

O zamanlarda da filozoflar ve felsefeyle uğraşanlar tıpkı bug
ünküler gibi günlük yaşamda beceriksizlikleriyle ünlenmişler. Hafif hafif bu konuda alay edilirmiş onlarla. Hiç şüphe yok ki bazıları gerçekten beceriksizmiş günlük yaşamlarında. Ama kimileri, insanların çoğunun önem verdiği şeylere önem vermediği için, önem verenler tarafından beceriksiz görülürlermiş...

İşte yukarıdaki hik
âyedeki gibi Thales'in yaptığı, filozofların beceriksizlikten değil, zengin olmaya önem vermedikleri için zengin olamadıklarını, istedikleri takdirde zengin olabileceklerini göstermiş olması beni ziyadesiyle memnun etti bir kez daha...

Neyse nereden nereye geleceğim s
özlerimin sonunda... Yazının başlığında Thales'in bir konuda sevindiğimden bahsettim... Peki sevinmiş ama neye sevinmiş... Sıra artık ona gelsin...

Aradan ge
çen binlerce yıl sonra bu harabe kentte her zamanki gibi otlar bürümüş... Temizlenmesi gerekmiş... Ve temizlenmeye başlanmış...

Bu temizliği haber alan Didim Kaymakamımız Sayın Halil Avşar ve M
üze Müdürümüz Baran Aydın Miletos'a gelmişler, incelemeler yapmışlar... Hatta bu temizliğe bizzat kendileri de eşlik etmişler... Miletos'u bu katkılarıyla görülebilir hale getirmek için uğraş vermişler.

Bu
çalışmalara kim sevinmez? Başta Thales... Öğrencileri ... Halk ... ve Didim'li BİZ'ler...

Thales belki de
önündeki çukuru otlar yüzünden göremedi ve düştü... Hatta o çukur bugünlerde basına da Aydın İl Turizm Müdürü Sayın Mehmet Umut Tuncer tarafından açıklanacak olan çukur olmasın sakın? Envanter kayıtlarında olmayan bir bölgede uzunluğu 10-15 metre uzunluğunda mağaramsı bir yer bulunmuş. Şu an içi su doluymuş. Ot temizliği sırasında bulunan bu mağaranın içindeki su temizlendikten sonra halka bilgi verilecekmiş...

Kıssadan hisse; Tarihe
önem veren ve onları koruyan "adam gibi adam"lar da yetiştiriyor bu ulus... Bu tarihi bölgeye sahip çıkan tüm değerli yöneticilerin varlığı Thales gibi bizleri de sevindiriyor... Katkısı olan, emek veren herkese can-ı gönülden sevgi ve selamlar olsun bu satırlardan...

Ertan Yurderi

2 Aralık 2020 Çarşamba

Sevdiklerimizi BİR'er BİR'er kaybederken ...

 


1, 3, 5 .. sevdiklerimizi BİR'er BİR'er kaybediyoruz gözle görünmeyen, mikroskopla bile zor görünebilen bir virüs yüzünden... İşte o minik virüs, tüm sevdiklerimizi elimizden BİR'er BİR'er alıyor... Sevdiklerimiz yitip, gidiyor .. o güzel insanlar AT'larına bile binemeden, yaşamlarının en verimli çağında, güzel yaşamlar süremeden ebediyet denilen yere hızla göç ediyor...

Korkar oldum Facebook sayfamı açmaya artık... Bilmem kaç küsur tanıdık veya dost edindiğim insanlar var sayfamda... Her birinin ya anası, ya babası, ya dedesi, ya kardeşi, ya amcası, ya dayısı ve diğerleri .. BİR'er BİR'er hayatını kaybediyor bu virüsten dolayı... Günde en az 20-30 kişinin profil sayfasına taziye mesajı yazarken, üzüntüm denizleri aşıp, okyanuslara ulaşıyor... Boğazım her defasında düğümlenmekten helak oluyor... Yaklaşık 8 aydır gözpınarlarımda akacak yaş, süzülecek damla kalmadı... O kadar çok dost kaybettim ki bu arada... Kimi askerlik arkadaşımdı, kimi eski çalıştığım iş arkadaşımdı, kimi de tanıdığım ailelerin büyükleri ve tanıdıklarıydı...
Facebook profilleri gazetelerin ölüm ilanları verilen sayfalarına ve taziye yerine dönüşüp dururken, her akşam vaka sayıları ve ölüm sayıları katlanırken, insan nasıl aklı selim yaşam tarzı düşünebilir ki artık...
Yaşlar 50'nin üzerini aşıp 60'lı yaşlar 70'li yaşlara ulaşan biz yaştaki insanlar bu durumlardan daha fazla etkilenirken, vurdumduymaz diyeceğimiz bizlerden yaşça genç insanların umursamazlığı da işin içine eklenince .. asap katsayılarımızın direnci zayıfladıkça zayıflıyor...
Kimseye bir şey anlatamıyorsun ki... Herkes birbirinin katili haline dönüştürülürken (hatta dönüşmüşken), önlem alma lüksünden uzak hayat sürenlerin yaşam tarzları, insanı çileden çıkartıyor...
Elbette bu duruma gelinmesinde siyasilerin de katkısı çok... Bilim kurulunun da... Vesairesinin de... Doğru dürüst anlatılamayan öldürücü bir salgınla mücadele verilirken her şey açık açık halka anlatılmalıydı... Anlatılmalıydı ki halk önlemini iyice alabilsin...
Sadece haber saatlerinde ve kanallarında bunlar anlatılmayacaktı ki... Haber seyreden kaç kişi bulabilirsiniz gençler arasında... Haber saatlerinde millet gidiyor absürd kanal seyrediyor, müzik dinliyor vs. vs...
Bu bir sürü yüzlerce absürd TV kanalının tamamı günde 10'ar dakika aynı anda, aynı saatte, (herkesin en çok seyrettiği saatte) ortak yayına geçip, milletin gözünün içine baka baka .. "Önlem alın, almazsanız ÖLÜP gidersiniz" bilincini yayacaklardı... Bunu da sık sık yapacaklardı... Bu kamu spotu halinde olacaktı... Bunu böyle yapmadılar ne yazık ki... Birkaç kendini bilen kanal kamu spotu yayınladı o kadar...
Sağlık Bakanı her gün öyle bir konuştu ki aylardır; sanırsınız önemsiz bir salgın var. Önlem almaya gerek yok. Yaşam tarzını değiştirmeye gerek yok...
Neyse fazla çene yaptım biliyorum bu satırlara kadar, hep bilinen söylemler benimkisi... Okuduğunuz için teşekkür ederim...
Ebediyete göç etmiş tüm tanıdık ve sevdiklerimizin yolu ışık olsun, mekânları cennet olsun... Sevdiklerini kaybedenlere de sabırlar ve metanetler diliyorum...
Kendinize iyi bakın, sağlıkta kalın, sağlıklı kalın...