Onpunto etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Onpunto etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2010 Pazar

Nostaljik başlıklarla haber turu


Bugün burada yapmak istediğim, bundan iki sene kadar önce zevkle ve heyecanla yazı yazdığımız Hürriyet Gazetesi'nin Onpunto adlı kişisel blog sayfalarında ve ana sayfasında yayınlanmış başlıklarla kısa kısa haberler oluşturmak...

Bakalım ne kadar becerebileceğim bunu...
 
Evvelallah bunu da kıvırırız da... Hani ajanslardan haber kovalamaktansa, böyle eski başlıkları kovalamak yeğdir diye düşündüm.

Aradan geçen iki senelik süreç içinde, bugün de haberlerde değişen bir şey yok... Eski tas, eski hamam yani...

Hadi çıkalım şöyle Sadabada, Babıali'nin kıyı köşesinden yollanalım Medyatelli'ye...
Aşıralım geçmiş küflenmiş başlıkları, yapalım kısa memleket haberlerini...

Bazen öyle başlıklar ardı sıra geliyor ki; birbirini tamamlıyor adeta...

Ülke gündemine düşen haberlerin yanında, magazinsel yaşantımızı da ortaya koyuyor çoğu başlıklar...



Kimimiz aş, kimimiz iş, kimimiz dertlerden dert beğenme derdinde...


Kimimiz ise "Al Gülüm, ver Gülüm"ü düşünerek üreme derdinde... Sahi ya, "Karışma kardeşim insanların üremesine... Sana mı kaldı, milletin uçkur derdi..."


Pencerenizin perdesini, açın gösterin yüzünüzü... Görmek için biz yüzünüzü, hilafeti kaldırıp, Cumhuriyet'i kurup da geldik...


TRT haberleri, İstiklal Marşı yerine "Besmele" ile açılmazsa, "Meclis'teki abime söylerim, seni TRT'nin başından alıp, bir güzel dövdürürüm mü demek istiyorsunuz" acaba?...


Hoppala yarim yaz geldi, Çarşı'ya kiraz geldi... Birileri "aklından zoru olan erkek" mi dedi... Erkekleri gülmekten ağlatmayın yahu!...



Ekonomiye gel vatandaş, ekonomiye... Bir mini etek, bir kırmızı ruj... Neresinden tutsan elinde kalacak bir olay... Milletin parasına her gün enflasyon canavarı ile tecavüz... Elde avuçta kalmadı birader!.. Ekonomi kan ağlıyor, kan...


Kim mi yalan söylüyor. Birileri fena halde söylüyor da... Valla billa ben söylemiyorum... 
Peki bizleri kimler kurtaracak? Birileri kurtaracak...  Bunlar kim mi olacak? İşte orası muamma...


O zamanlar da spordan hiç anlamazdım. Şimdi de spordan hiç anlamam... Top yuvarlaktır diyorlarsa doğrudur, bir bildikleri vardır herhalde... Kupaya doğru hangi takım daha çok kayırılıyor peki? Kim şampiyon olacak peki... Orası hiç ama hiç belli değil...

Bu yazımı okuyan eski Onpuntocular hepinize selam olsun, yeni okuyanlara da elbette...

Bloglarımızda yeniden buluşmak üzere...

Hepinize güzel bir ülke ve güzel gündem başlıkları dileğimle, selamlar...

Ertan Yurderi

26 Mart 2010 Cuma

Gelin UFO'canlar tanış olalım!..


Aslında aşağıda okuyacağınız yazımın bir bölümünü 18.06.2008 günü kaleme almış, Hürriyet gazetesinin şu an var olmayan blogu "Onpunto"sunda da yayınlamıştım...

Aradan epey bir zaman geçti... Çoğu şeyleri unuttuğum gibi bu yazımı da unutmuştum arşivimin tozlu byte'larında...

Ancak bugün Facebook'ta yeni bir video paylaşımıyla bu unuttuğum yazımı yeniden günyüzüne çıkartma gereğini duydum...

Paylaşılan videoda Japon asıllı Amerika Birleşik Devletleri doğumlu fizik teorisyeni olan Michio Kaku, "Kainat ve dünya dışı zeki yaşam" konusunu anlatıyor, bu uçsuz bucaksız evrenin içinde ve dışında nice evrenlerin varolabileceğini bize fizik kuramlarıyla açıklamaya çalışıyordu...

İşte o video...




Evet şimdi gelelim benim bu konuda daha önce de paylaştığım düşüncelerime...

Şu kâinat denilen sonsuz âlemde bir tek canlı varlık olarak dünyalıların olmasını düşünmek ne kadar doğru bir düşüncedir?..

Bilimsel olarak tek akıllı varlık olarak biz dünyalıları mı görmek zorundayız?..

Kendi galaksimizin (Güneş sistemimizin)dışında bizim galaksimize benzer milyarlarca galaksi varken oralarda da dünya benzeri farklı gezegenler ve yaşamlar olamaz mı?

Onların bilimsel ve teknolojik gelişmeleri bizlerden üstün olamaz mı?..

Önyargılardan ve dinsel düşüncelerden uzak olarak bu satırlara yazılamayan milyonlarca düşünceyi felsefi olarak da sorgusalınıza aldığınızda bir çok varsayımlar çıkarabilirsiniz kendinize...

Şöyle bir soruyu yöneltelim kendimize...


- Uzaylılar bir gün biz dünyalılarla iletişime geçmeye karar verirlerse gerçekten hangi ülkenin insanlarını tercih ederler? Amerikalıları mı, Japonları mı, İngilizleri mi, yoksa "UFO taşlamak" gibi sabıkası olan biz Türkleri mi tercih ederler?

Diğer hangi ülke insanlarını tercih ederler bilemem ama şu an ilk önce Türkleri tercih etselerdi, bu konuya hepimizden en fazla meraklı Sirius Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi Başkanı Haktan Akdoğan'la temas etmelerini isterdim doğrusu...

Şundan eminim ki; Haktan Akdoğan, onlarla oturur konuşur, onların Türkiye'yi ziyaret etme sebeplerini bizlere en gerçekçi ve en bilimsel biçimde açıklayabilirdi...

Zaten Haktan Akdoğan'ın bu konuda http://www.uzmantv.com/ sitesinde değerli açıklamaları var...

Haktan Akdoğan'ın açıklamalarını oradan izlediğim şekliyle yazı olarak dökmektense görsel olarak aktarmayı tercih ediyorum...

Şimdi sırasıyla konu başlıklarına göre size linklerini vereyim... Siz seyredin, bu konuda bir fikriniz olsun...

- Uzaylılar Türkiye'yi neden ziyaret ediyor?
http://www.uzmantv.com/uzaylilar-turkiyeyi-neden-ziyaret-ediyor

- Türk devleti UFO'lar hakkında gizli bilgilere sahip mi?
http://www.uzmantv.com/turk-devleti-ufolar-hakkinda-gizli-bilgilere-sahip-mi 

- Anadolu tarihinde UFO ziyaretleri var mı?
http://www.uzmantv.com/anadolu-tarihinde-ufo-ziyaretleri-var-mi

- Niğde ve Aksaray'daki UFO hareketleri nasıl arttı?
http://www.uzmantv.com/nigde-ve-aksaraydaki-ufo-olaylarinda-neler-yasandi

- 17 Ağustos depreminde uzaylılar neden bu bölgeyi sık sık ziyaret ediyorlardı?
http://www.uzmantv.com/17-agustos-depreminde-ufo-hareketleri-nasil-artti

- Hükümetlerin elindeki gizli UFO belgelerinin açıklanması için ne yapılabilir?
http://www.uzmantv.com/hukumetlerin-elindeki-gizli-ufo-belgelerinin-aciklanmasi-icin-ne-yapilabilir 

- Uzaylı ziyaretçiler mutlaka UFO ile mi geliyorlar?
http://www.uzmantv.com/uzayli-ziyaretciler-mutlaka-ufo-ile-mi-geliyor

- Uzaylılar dünyada en çok nereleri ziyaret ediyor?
http://www.uzmantv.com/uzaylilar-dunyada-en-cok-nereleri-ziyaret-ediyor

Ve daha bir çok bilgi Yaşam\Bilinmeyen\UFO Fenomeni başlığı altında http://www.uzmantv.com/ 'da izlenebilir...

Ayrıca Sirius UFO Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi'nin http://www.siriusufo.org/tr adresini de ziyaret edebilirsiniz...

Elbetteki, uzaylıların varlığına inanıp inanmamak kişilerin tercih sebebidir.

Dileyen buna inanır, dilemeyen ise inanmaz...

Dileyen "bunlar deli saçması şeyler" diye gülüp geçer, dileyen de düşünür, inceler ve olabilirliğini hem kendisiyle, hem de bu konuya meraklı kuruluş ve kişilerle tartışadurur...

Yukarıda da dediğim gibi şayet biz Türklerle bir gün iletişimleri söz konusu olacaksa, bence ilk olarak o gün bu konuyu çok iyi bilen, bu konuda önyargısı ve beklentisi olmayan, tarihimizden gelen ve elindeki bilimsel verileri ÖZ’ündeki SEVGİ kavramıyla insanlığın ve evrenin hayrına kullanan kişi ve bilim adamlarıyla iletişime geçmeleri daha mantıklı olur diye düşünüyorum...

Çünki şu anda gözlemlediğim ve hissettiğim kadarıyla bazı insanlar ve bilim adamları insanların ve evrenin hayrına hizmet vermiyorlar bu dünyada…Ürettikleriyle, kendilerinin ve dünyadaki tüm canlılarının yaşamsal kaynaklarını yok etmeye programlamışlar kendilerini ve bunu tamamen ülke ve kendi çıkarları için yapmaktalar… Böylece hem dünyaya zararları oluyor bu tiplerin hem de Yaradan’ın tamamen saf SEVGİ’siyle kurulmuş olan evrensel sisteme de zararları oluyor…

Bu bağlamda; dünya dışından gelip ÖZ’lerinde Yaradan’ın saf SEVGİ’sini taşıyan, evrensel sistemlere hizmet etmek isteyen varlıkların bilgi ve deneyimleriyle, dünyada kendini SEVGİ’ye, huzura, barışa adayan ve bu alanda hizmet veren bilim adamlarının bilgi ve birikimleri birleştirilebilinir.

Böylece dünyada ve evrende barışın ve huzurun temininde daha yararlı şeyler yapılabilir inancını her zaman taşıyorum yüreğimde.

UFO veya UFO benzeri uzay gemileriyle ÖZ'lerinde Yaradan'ın saf SEVGİ'sini taşıyan ve evrensel sistemlere hizmet etmek isteyen dünya dışı varlıklarla bir gün kendim de karşılaşırsam şayet, önyargısız olarak hiçbir korku, endişe vs. çekmeyeceğimi, onlarla her şekilde iletişim kurma yolları deneyebileceğimi düşünüyorum...

Ayrıca tüm samimiyetimle ve kocayürekliliğimle söylüyorum ki.. Şayet bir gün böyle bir şey söz konusu olursa; Ben de tıpkı Yunus Emre ve Mevlânâ'nın hümanist felsefelerinde olduğu gibi, Yaradan'dan ötürü dünyayı ziyaret eden ve iletişime geçen bu varlıkları da aynı şekilde SEVGİ'yle kabul edecek ve onları da dünya insanları gibi sevebileceğimi düşünüyorum...


Bu arada rahmetli Bülent Ecevit’in 1953 yılında yazdığı “Uçan daireler” şiiri geldi aklıma...

Diyordu ki üstat bu şiirinde;

"Bu sonsuz gök
bizden midir değil midir
bu yıldızlar
canlı mıdır cansız mı

dostlar olmalı
bu göğün içinde
düşman olmalı

canlıysa bu yıldızlar
toprağında can olmalı
nefes alınmalıdır
yaşanıp ölünmeli

insan bu göğün boşluğuna dayanmaz
bir koca göğün içinde
bir ufacık dünyada yapayalnız
bir avuç insanla yaşanmaz

can olmalıdır göğün
yıldızlarında can
bize benzer veya benzemez
dost veya düşman

gelmeliler dünyamıza
içmeliler suyumuzdan..." 
(Bülent Ecevit, 1953)

Son söz olarak ben de diyorum ki;

"Gelin UFO'canlar tanış olalım,
SEVGİ’ye, barışa hep BİR’likte varalım…"

Ertan Yurderi 

4 Mart 2007 Pazar

Performans'a koş vatandaş, performansa...

Ülkesini seven, hipokrat yeminine sadık duyarlı bir doktorumuz elindeki dövizi kaldırıp, kendi bakanına, "Bu ülkeyi asıl soydurtan sizsiniz" demeye getiren yazısıyla gündeme damgasını vurdu...

İyi de etti bence... Ne pahasına olursa olsun, mesleki kariyerini de hiç'e sayarak böylesi bir girişimde bulunmasını takdirle karşılıyorum... Kendisini ise ayakta alkışlıyorum... Onurlu ve haysiyetli bir davranıştı yaptığı... Hakkında soruşturma açılmasına da hiç aldırmadı...

O aslan yürekli, cesaretli doktor sayesinde şu an sağlık sektörünün ne halde olduğunun farkına bir kez daha varmış oldum...

Bu haberin Hürriyet Onpunto Sitesi'ne yansıması sonrasında blogumda öyle bir hareketlilik oldu ki, sormayın gitsin... Her geçen an, bilgi üzerine bilgi... Yorum üzerine yorum... Her bir yorum sonrası bilgilendikçe de, bileylendik hepimiz...

Öyle bir sinerji hissettim ki o an, anlatamam... BİR'likten kuvvet doğuyordu... SÖZ'lerin büyüsüne adeta kendimizi kaptırmıştık... Bir an sesli düşünür ve düşündüğümüzü o an hemen yazar hale bile gelmiştik...

Aslında bizi tetikleyen Prospektüs blogunun arslan yüreklisi Herbibochu'ydu...

Öyle an geldi ki, bir ara aldığımız gazla Müjde Özdemir oturdu kısa bir sürede doktorlar hakkında kocaman bir yazıyı bir hamlede yazdı ve paylaştı...

Derken, asıl önemli olan Herbibochu'nun tam gaza gelip kendi yazdığı yazıyı paylaşmasıydı ki, işte o yazıdan sonra hepimiz elbirliği etmişcesine bu haftayı "Sağlık Haftası" ilan etmeye ve sağlıkta dönen dolapları birer birer yazmaya karar verdik, elimizden geldiğince, aldığımız tiyolarla...

Ben doktorların performansıyla başlayayım en iyisi...

Sevgili doktorlarımız, sevgili sağlık emekçilerimiz çıkartılan "Performans Yasası" sebebiyle öyle yoğun çalışmaya başlamışlar ki, anlatamam...

Duyumlarımıza göre, artık hastanelere gelen hastaları daha yolda karşılar, onlara özel önem ve ihtimam gösterir hale gelmişler her biri... Hatta ve hatta kollarından tutup alınmadık "katarak", çıkarılmadık "safra kesesi" bile bırakmamışlar...

Eh ne de olsa performans kaygısı var işin ucunda... Gereksiz yere tanılar koymalar, inanılmaz cerrahi tedaviler, tetkikler, biopsiler vs.. vs.. vs..

Aslında bu arada gözden kaçırılanlar var... Bu performans kaygısı yüzünden bütün sağlık fonlarının içi ve sağlığa ayrılan bütçenin tamamından fazlasını gereksiz istemler ve tüketimler yüzünden boşaltılıyor haberimiz yok... Bunun faturası yine hasta'ya ve hasta yakınlarına çıkacakmış sonunda, öyle görünüyor çünki...

Bu doktorlar ne güzel bize bakıyorlar, bize ne güzel tahliller veriyorlar, bizi önemsiyorlar diye, boşuna sevinip durmayalım... Yine en büyük kazık bize girecek çaktırmadan, haberimiz olsun...

Şayet bir de Meclis'ten "devlet hastanelerinin özerkleşmesi" yasa tasarı geçerse, her tetkik, her cerrahi girişim, uygulanan her işlem doktorun cebine maaş ve performans parası olarak girecek... Bir bakıma da "devlet kendi yağında kavrul" demek olacak bu...

Bir de işi doktorların ayağından alırsak; örneğin X hastanesinde A hekimi acil serviste nöbet tutup 5.000 YTL para alırken, başka bir hastanede çalışan B hekimi onun 2 kat fazlası acil nöbeti tutup 3.000 YTL alıyormuş...

Yani ne mesai saati ne de performans konusunda denge, düzen, adalet ve hakkaniyet kalmamış... Elbette durum böyle olunca, doktorlarımızda motivasyon da kalmamış...

Ha bir de yaşlı - genç doktor perfomansları kıyaslandığında, örneğin 52 yaşında acil serviste çalışan bir hekimin, 35 yaşında acilde çalışan bir hekim ile aynı hızda ve aynı sayıda hasta bakmasına imkan olmadığı için maaş günü geldiğinde aradaki performans farkının birbirleri arasında kurdukları ilişkiyi bozmaması mümkün değil... Birbirlerine düşürüyorlar yaşlı ve genç hekimleri... Oysaki ikisi de aynı gün 24 saat nöbet tuttukları halde, aldıkları maaşlar bile farklı oluyormuş...

Tabii söz konusu performans olunca, hekimliğin kalitesine de değinmek gerekmez mi, "Gerekir, gerekir" dediğinizi duyar gibiyim... Sesinizi siz de yükseltiniz lütfen, burdan duyulmuyor da...

Söz konusu olan performans bazında yapılan hekimliğin değerlendirme ölçütü hasta sayısı olmadığını, hastadan istenen tahliller de olmadığını, hastane performansı, hasta memnuniyeti hiç olmadığını vurgulamak isterim...

Hasta ne güzel doktorlar benimle ilgileniyorlar, beni çok sevdiler, hatta öpülmedik bir yanağım kalmıştı, onu da nerdeyse öpecekler diye sevindirik olurken, aklı başında hastalar da ellerindeki tahlilleri gösterip "Doktor bey, ben karnım ağrıyor diye gelmiştim. Siz benden birçok tahlil istediniz ama hala muayenemi yapmadınız?" diye sorgulamaz mı? Sorgular elbet... Sorgular, bir de üstüne üstlük kafa bile tutar...

Oysa bilmez ki, bu sırada doktor performans yani cebini dolduracak para peşindedir... Tabii ki muayene uzun sürer, onun için en iyisi tahlil mahlil ister, hastayı tahlile gönderir, hemen ardındaki hastaya geçer... Bu çark böyle döner...

Tabii ki kafadaki düşünceler bu olunca yani, "Ne ka ekmek, o ka köfte" misali, "Ne ka hasta, o ka para" derdindeki hekimin, hekimlik etiği düşer de düşer... Ve sonunda kaybolup gider...

Çünki bu sistem buna zorlamaktadır...

Bu performans takıntısı devam ettiği müddetçe de hasta mutlu mutlu hastaneden ayrılacak, doktor kesesini mutlu mutlu doldurmaktan zevkini alacak... Devletin sağlığa ayırdığı bütçe kasaları ise tamtakır boşalacak...

İşte reform paketinde sunulan performans yasası, hipokrat yemini etmiş hekimlerimizin iş ahlakını böyle bozuyor, bozmaya da devam ediyor...

Ama arada kendi bakanına kafa tutan, pankart açan doktorlar da çıkmıyor değil... Kafayı yemiş zavallıcık dediğinizi duyar gibiyim... Aslında o kişi, saygın ve dürüstlük doktorluk etiğini yüreğine kazımış birisi, bundan kimsenin haberi yok... Bu ülkenin asıl böyle hekimlere ihtiyacı var...

Bu arada uykundan uyan ey halkım, bu kazığın ucu yine sana, bana girecek...

Ertan Yurderi