Cataman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cataman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2010 Perşembe

"Kopi Luwak" kahvesi...


Şöyle bol köpüklü Türk kahvesi üzerine başka kahve tanımam arkadaş... Tek geçerim... Belki yarım asırlık damak alışkanlığımdandır bu...

Ancak şu an piyasadaki kafelerde o kadar çok kahve çeşidi var ki... İçine bir daldığınızda dünyanın her yöresine ait değişik tatlarda kahve çeşitlerinin var olduğunu gözlemlersiniz... Adlarını sıralamakla bitiremezsiniz... Her birinden birer kere içip damak zevkinizi belirlersiniz...

Bunlar; Espresso, Espresso Decaf, Espresso Lungo, Espresso Ristretto, Espresso Machiato,  Cappucino, Caffe Latte, Caffe Mocha, Caffe Americano, Filter Coffee (Filtre Kahve), Caffe au LaitIrish Cream, French Vanilla, Hazelnut, Belgian Chocolate Nut, English Toffee Cream, Macademia Cream, Creme Brulee, Chocolate Mint, Chocolate Raspberry, Maple Pecan, Chocolate Cream, Vanilla Nut, Brazil Nut Crunch, Chocolate Orange Seville, Swiss Chocolate Almond, Colombian Supremo, Guatemala Antigua Pastores, Ethiopia Sidamo Lavato, Kenya AA Limited, Brazilian Dulce NY, Indian Plantation Mysore, Costa Rica SHB Tarrazu S. Rafael, Colombian Dark Roast, Costa Rica Dark Roast ve vs.. vs.. vs'dir...

Neyse bugün benim bahsetmek istediğim yukarıdaki saydığım çeşitlerden biraz daha farklı türde bir kahve...

Bu yazıyı okuduktan sonra artık bilmediğiniz adlarla size servis yapılan kahveyi tatmak ister misiniz bilemem de ben yine de yazayım... İçip içmeme, tadıp tatmama, damak zevkinizi belirleme konusunu da sizin paşa keyfinize bırakayım...

Efendim, Londra'nın Sloane Square semtindeki bir kahvede satılan "Kopi Luwak" adlı kahve, fincanı 50 sterlin (125 YTL) den satılıyor ve büyük ilgi görüyormuş.

Neymiş bu dünyanın en pahalı kahvenin özelliği biliyor musunuz?.. (Hiç bilmeyin diyeceğim ama...)


Sumatra ve çevre adalarda yaşayan kahve üreticileri tarafından beslenen bir tür misk kedisi olan Paradoxurus adlı memeli, kahve ağaçlarındaki en kaliteli çekirdekleri yiyormuş. Bu çekirdekler hayvanın midesindeki enzimlerin etkisiyle bir tür fermantasyona uğruyor, ancak hiçbir şekilde erimiyormuş. Bu kahve çekirdekleri, daha sonra dışkı yoluyla dışarı atılıyor, kahve üreticileri de bu dışkıdaki çekirdekleri toplayarak dünyanın en pahalı kahvesini bu şekilde üretiyormuş.


Yani kısacası, 50 sterlin (125 YTL) vererek içtiğiniz kahve, bir kedinin dışkısındaki kahve çekirdeklerinden başka bir şey değilmiş...

Ben bu yazıyı yazarken, yan sandalyede meditatif bir şekilde gözlerini süzüp bana bakan evin kedi oğlu kedisi Şanslı'yla gözgöze geldim...


Aramızda ilginç anekdotlar geçti, paylaşayım istedim... 

"- Ulan Şanslı... Bak oğlum... Tüm gün yan gelip yatıp göt göbek büyütüp ekmek elden su gölden yaşıyorsun. Bana sevgini vermekten başka bir işe yaradığın yok... Bak elalemin kedisine... Her sıçışta 125 YTL'lik sıçıp, bir işe yarıyor... Biz ise her gün senin boklarını temizlemekten anamız ağlıyor..."

O da bana en vurdumduymaz haliyle:

"- İşin ne be baba?... Elbette ben yiyip sıçıcam, yan gelip de yatacağım... Senin de elin mahkûm, temizleyeceksin boklarımı... Gülü seven dikenine katlanırmış koçum... İstersen sen de bana her gün çiğ kahve yedir. Ben de sana öğütülmüş kahve sıçayım, dilersen onları biriktir, sonra kahve değirmeninde çek, bir güzel kaynatıp iç... 'Kopi Luwak'a benzemezse namerdim... Şayet beğenirsen, girişimci ruhunla git, İstanbul'un en kaliteli yerinde bir Kahvehane aç... Kopi Luwak kahvesi diye sen de milleti kopilersin" demez mi...

İyi fikir verdi bana evin kuyruklusu... Ancak "yerin kulağı vardır" derler ya... Ben bunları gerçekleştirene kadar, bu haber bazı girişimcilerin kulağına çoktaaaan gitmiştir bile... 

Yakında bu kahveyi İstanbul'un en nezih yerlerindeki büyük kahve salonlarında saygın hanım ve beyefendilerin önünde görürseniz hiç şaşmayın...

Ha bu arada içmek isteyenlere kısa bir bilgi daha vereyim... Londra'da yaşayan Kopi Luwak'ın da tiryakisi olan bir arkadaşımın dediğine göre; "Biraz topraksı ve çok yumuşak" tadı varmış bu kahvenin... Ayrıca bu kahvenin telvesinden çok güzel fala bakılıyormuş... Ve yüzde yüz fincanda görülenler çıkıyormuş her ne hikmetse...  

Bilhassa evlenecek kız veya erkekler kısmetlerini, siyasiler de geleceklerini görüyorlarmış bu kahve falında...  

Eh ne diyeyim artık... Helal olsun valla... Kedi bokundan bile kahve üretebildiklerine ve bunu dünyaya pazarlayabildiklerine göre, Sumatralıların bu girişimciliğine bayıldım doğrusu... 

Eh hadi dostlar artık ne duruyorsunuz, doğru Londra'nın Sloane Square semtine, "Kopi Luwak" kahvesi içmeye ve fal baktırmaya... 

Seyahat şirketlerine de tavsiyem, her hafta sonu Londra'ya seferler düzenlesinler, köşeyi dönsünler. Bize de elalemin kedisinin bokundan, böyle boktan konularda yazı yazmak kalsın...

Ertan Yurderi

12 Ağustos 2004 Perşembe

Bugün yolum düştü Hazerfan'a ...



Bugün yolum Hazerfan Havaalanı'na düştü... Sabah şiddetli bir yağmur sonrası öğlene doğru kandırıkçı bir güneş'in ardından yola koyuldum şöyle temiz bir Büyükçekmece Gölü havası alayım diye...

Bu sefer değişik yollardan geçerek Hazerfan'a varmak istedi canım... Yollarda gündöndü (caaanım 'Tadım' marka tuzlu ayçiçeklerinin gerçek adı) çiçek tarlaları, meşhur Trakya Topatan kavun tarlaları ve o tarlarının içine serpiştirilmiş ve tabiatın içine edilmiş güzelim villaları geçtikten sonra, gölün sonuna doğru varan yerde oltalarını kapıp gelmiş, esen sert poyraz rüzgarına sırtlarını vermiş balıkçılar arasından geçerek efendim sonunda Hazerfan Çelebi Havaalanı'na vardım...

Kapıda izbandut gibi iki yarma pardon iki centilmen beyefendi arasından üzerimizdeki kıyafetlerin içlerine kadar baktırıp kimliklerimizi kontrol ettirerek ve bir de şöyle bir yalan uydurarak "Efendim, uçuş dersi alacaaz da, şöyle bir fiyat neyim konuşacaz da, kimlen yapacaz bu konuşmayı efeeeeem" dedikten sonra içeriye beleş girdik... (O gün konsere beleş gelmeyi düşünenlere söylüyorum o gün de bu yalanı yedirin bakalım da görelim...)

İçeride Cataman ve Cesna tipli uçak müsvettelerinin arasından ve gelecek haftaya konsere gelecek grupların TIR'larıyla çevrilmiş bahçeden geçerek kurulmuş iki dev platformun dış cephesinden geçip, uçuş kulesinin altındaki kafeye benzer yere giriverdik hanım, ben ve kızımla birlikte...

İçerideki hostes hanım "Buyrun efendim, ne şey etmiştiniz?" deyince, ben de "Şey edecektik de, şeyi sormaya geldik" dedim...

Bu "şey"leşmeler sonrası karşımızdaki hostes hatun kurs alacağımızı anladı ve bize oradaki koltuklarda oturmamızı ve yanımıza bu konuda ToptopAir'dan bir beyefendinin geleceğini şey etti...

ToptopAir'dan bir Bey geliverdi yanımıza o da iki Cesna uçağı cüssesindeydi de küçük dillerimizi yutuverecek gibi hissediverdik kendimizi. Allah'tan bu bey eğitmen falan değilmiş... Yoksa o bu cüsseyle uçağı yerden bir metre havalandırsın, ben de Üsküdar'dan vallahi de billahi de Galata Kulesi'ne dikey uçuş yaparım dedim kendi kendime...

Neyse 6.500 dolarcıkmış 45 saatlik bir uçuş eğitiminin fiyatı... Şayet profesyonel olmak istiyorsanız 40.000 dolarcık daha ütülmeniz gerekliymiş.. İş bulma garantisi hem varmış, hem de yokmuş falan... Eh bize göre değil dedik tabii ki de ToptopAir'deki bey'e top sakalımın altından en güzel tebessümümü atarak...

Neyse efendim hafta sonu orada olacaklara şimdiden söyleyeyim dedim.. Hadi yine iyisiniz iyi... Misss gibi göl ve deniz havası alacaksınız, o dev sahnelerde dev sanatçıları neyim izleyeceksiniz... Kafayı bulduğunuzda ve canınız sıkıldığında Cesna'lardan birine atlayıp şöyyyyle bir Boğaz turu yapacaksınız... (Bunun da ederi 200 United States dolarıymış) Yanınıza olta takımlarınızı falan almayı ihmal etmeyin... Karnınız acıkırsa falan gölden yaylı sazan veya tatlı su balıklarını tutabilirseniz şayet, kızartıp afiyetle yiyebilirsiniz... Ayrıca şunu da söyleyeyim ben tam sayamadım ama, yaklaşık 10 adet erkek ve kadın WC'si vardı... Oraya gelmeden önce büyüğünüzü uygun bir benzincide veya evde bırakın, küçüğünüzü dilediğiniz yerde bırakabilirsiniz zaten, serbest. Her yer nasılsa öyle olacak.. Haaa bir de göle sakın bırakmayın... Çünki Büyükçekmece halkı o suyu içme suyu olarak kullanıyor bunu unutmayın aman sakın...

Neyse görüşmemiz kısa sürdü ve çabuk bitti.. Bu arada hava bir karardı, bir karardı.. Bizimkiler hemen buralardan kaçalım, yıldırım falan çarpmasın bizleri dediler... Çünki her yer metal iskelelerle ve direklerle kaplıydı.. Ardından atıştıran yağmurdan kaçarak Hazerfan Çelebi Havaalanı'nı geride bıraktık Vosvos'umuzla birlikte..

İnşallah haftaya hava bugünkü gibi yağmurlu olmaz ve orada güzel bir konserin tadına tam varabilirsiniz...

Evliya Çelebi Tan Tan,
Vosvoslu derKİ Ertan...