27 Şubat 2017 Pazartesi

Oscar töreni ardından...

 


Benim film merakımı tanıyan herkes bilir... Artık sayısını unuttum, terrabyte'lar dolusu film, dizi ve belgesel arşivim var, büyük çoğunluğunu seyretmişimdir, az bir kısmını da bir gün seyrederim diye CD'lerde DVD'lerde saklamışımdır hep... Hollywood, Bollywood derken filmlerdeki hayatlar gibi hayatları yaşayıp gidiyoruz sanki hepimiz bir şekilde...

Dün akşam Oscar törenini canlı izlerken şunu farkettim ki artık her paylaşım evrensellik ötesi... Sanat ve sanatçılar bizlere insan olmanın evrensel değerlerini anlatmak için varlar... Sevginin birleştirici gücünü anlatıyorlar eserlerinde... O ünlü sanatçıların hepsi evimizin ağabeysi, kızkardeşi, teyzesi, halası, annesi ve babası gibiler... Onları canlandırdıkları karakterlerle birlikte kendi gerçek kimliklerini de gerçekten çok seviyorum ben...

Bugüne kadar ödül kazananların yaptıkları konuşmaları izlediğimde de bu dünyada bizler gibi kişi ve grupların sevgi ve barışın tüm dünyada etkin olması için çaba sarfettiklerini görünce büyük mutluluk duyuyorum...

Demek ki bu dünyanın tüm kötülüklerine rağmen (!!!) büyük bir elit grup ve yürekleri sevgi dolu insanlar topluluğu hâlâ varlar ve yaşıyorlar ve özgürce konuşup kendi ülke yönetimlerini bile rahatça eleştirebiliyorlar...

Tüm dünya halkının özgürce düşüncelerini ifade edebileceği, sevginin tüm dünyayı kuşattığı huzur ve güvenli yaşam gelecek kuşaklara da nasip olur umarım...

Buna insanlık olarak çok ihtiyacımız var gerçekten...

16 Şubat 2017 Perşembe

Garip bir rüya




" .. Sokağın köşesini dönünce, önümde yürüyen bir kedinin sokağın sessizliğini bozan miyavlama sesiyle irkiliverip, öylece olduğum yerde donakaldım... Karşı köşedeki eski evin camında beliren silüet, bana o'nun da içeride olabileceği ihtimalini aklıma getirdi... İçimdeki sıkıntı bir anda eriyip, gitmişti ama hayal miydi  gördüğüm yoksa yanılsamalar içinde miydim bilmiyorum... Yola çakılı kaldığım yerden adım atmaya çabaladım, nafile... Yürüyemiyordum... Bağırmak istedim, bağıramıyordum... Dizlerimin üzerine çöküverdim... Kedi çoktan uzaklaşmıştı sokaktan, ancak miyavlama sesini yanıbaşımdaymış gibi duyuyordum..."

Birden doğruldum... Gözlerimi açtım... Oturduğum koltukta biraz şekerleme yapmışım... Benim kuyruklu güzel kızım Makbule, kulağımın dibinde miyavlayıp gördüğüm rüyadan beni uyandırmaya çalışıyormuş meğersem... Bir daha bu kadar dikkatli fotoğraflara bakmayacağım, rahatladım yahu... 😃

22 Kasım 2016 Salı

Eğer gerçekten birini çok seviyorsanız ...




Çoğunlukla gecenin ilerleyen en koyu saatlerinde uyanık bir halde yatağa uzanır ve onun huzurla uyuduğunu düşlerim… 

O huzurlu rüyalar içinde kaybolurken, ben ışıkları sönük bir odanın en kuytu yerindeki yatağımın üzerinde, kıvrılmış vaziyette, kafamdaki düşünce denizi içinde buluveririm kendimi…

- Eğer yarın sabah hayata hiç uyanamazsam, kalbimde onun için hissettiklerimi bilebilecek mi? 

- Eğer yarın benim için hiç olmazsa, onu ne kadar sevdiğimi bilebilecek mi?

- Ona her gün onu ne kadar çok sevdiğimi gösterebilmek için her yolu denediğimi hiç bilebilecek mi? 

- Onun benim bu dünyada yegâne tek “biriciğim” olduğunu bilebilecek mi?

- Eğer yarın sabah hayata hiç uyanamazsam ve bu akşam yeryüzündeki zamanımın son saatlerini ona hasret geçirdiğimi bilebilecek mi?

- Ve bensiz bir dünyayla yüzleşmek zorunda kalsaydı, geçmişte ona verdiğim aşkımın, onun hayatını sürdürmesi için yeterli gelebilecek mi?

... ... diye düşünür dururum hep…

Hemen herkes gibi ben de hayatımda en çok sevdiğim dostlarımı ve yakınlarımı kaybettim. Kaybettiklerim onları ne kadar sevdiğimi belki bildiler, belki de hiç bilemediler… Onlara olan sevgimin hiç açığa çıkmamış olmasının pişmanlığını hissederim hep…

Keşke diyorum, keşke onların benim hayatımda ne çok şey ifade ettiğini onlara zaman zaman söyleyebilseydim… 

Ve şimdi geriye dönüp bakıyorum da, ikinci bir şansım yok bunları onlara iletebilmek için...  
Giden gitti, göçüp yitti…

Bu yüzden eğer birini gerçekten çok seviyorsanız, ona sık sık onu ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin… Onun hakkında ne düşündüğünüzü de… Ertelemeyin sözlerinizi…

Hayat zannettiğimizden de çok kısa… Ve bazen o yarın hiç gelmiyor hayatınıza… Sabah olmuyor, ışık aydınlatmıyor dört bir yörenizi…  

(~ kocayurek)

13 Kasım 2016 Pazar

Ruhumuza yolculuk ...

 


 

" .. Bir yeri terk ettiğimizde orada bizden bir şeyler kalır. Gitmiş olsak da orada kalırız. Ve içimizde bazı şeyler vardır ki sadece oraya dönerek bulabiliriz.
Çok kısa bir süreliğine de olsa hayatımıza sahnelik eden bir yere gittiğimizde ruhumuza yolculuk ederiz aslında. Ama kendimize ettiğimiz bu yolculukta, kendi yalnızlığımızla yüzleşmemiz gerekir.
Ve yaptığımız her şey yalnızlık korkusundan yapılmıyor mu zaten? Hayatımız son bulurken pişman olacağımız onca şeyden vazgeçme sebebimiz de bu değil mi?.."

9 Eylül 2016 Cuma

Milletin derdine bak, bir de benimkine - Böceksel Sınav (1)



Milletin derdine bak, bir de benimkine…

Malum yaşadığımız yer Aydın’a bağlı Didim… Doğal bitki örtüsü her ne kadar betonlaşmayla birlikte dolmaya başlasa bile, yine de ilçenin birçok yeri makiliklerle kaplı…

Benim evimin yanındaki hazine arazisi de öyle makiliklerden… Tabii orada yaşayan börtü böcek ve kuşlarla birlikte doğal bir hayatı birlikte paylaşıyoruz…


Yalnız bugünlerde küçük kanatlı, tıpkı arıya benzer davetsiz bir misafirim var benim… Evime kaçak inşaat yapıyor resmen…


Kapı pencere neresi açıksa, geliyor benim eski tüplü TV’nin vidayla kaplı yerlerine çamurdan kendine kaçak inşaat çıkıyor…


Bu gidiş-gelişler tüm gün boyu sürüyor… Garibimin gece olunca mesaisi bitiyor sanırım… Nerede uyuyorsa ya da dinleniyorsa sabahın ilk ışıkları görününce yeniden mesaisine başlıyor…


Geçenlerde daire kapımın önünde bir ses işittim… Gideyim göz deliğinden bakayım dedim… O da ne? Orasını da çamurla kaplamış bizim küçük kanatlı müteahhit… Zor temizledim göz deliğini…


Neyse lafı uzatmayayım, bugün TV’nin tozunu alayım dedim… Hazır elim değmişken, vida yerlerine baktım, ohhhooo bizim küçük kanatlı müteahhit nerdeyse 11 katlı gökdelen dikmiş tüm deliklere…


Gittim takım çantasından tornavidayı aldım elime, söylene söylene temizledim tüm vida deliklerini… Yoruldum tabii ki… Tam koltuğa oturdum ki, balkon kapısından bizim küçük müteahhit içeriye girdi… TV’nin arkasına doğru gitti… Kaçak inşaatlarının yıkıldığını görünce de uçarak burnumun ucuna kadar geldi… Bana vızzzzz vızzzzzz vızzzzzzz bir şeyler söylemez mi?


Aynen söylediklerini ona iade ettim tabii ki, altta kalır mıyım hiç?


Ulan hergele.. dedim ona, ne söyleniyorsun? Babanın çiftliği mi lan burası… Benim dairem, benim TV’im… Kaçak inşaata izin vermiyorum dedim…


Neyse işte, doğal yaşamın içine ettik elbirliğiyle… Onlar da geliyor, bizim evlerin içine ediyorlar böyle…


Minik mikroskopik denilecek kadar küçük karıncalarla ilgili hikâyemi hiç anlatmayayım…
Adamlar sülaleriyle birlikte eve koloni kurdular… Bir gün onlarla da fena kapışacağım… Üçüncü Dünya Karınca Savaşı çıkmak üzere evde anlayacağınız üzre… Çıktığında da kim galip gelecek sizlere anlatırım…


Hadi ben kaçayım… Sabah kaçak küçük müteahhitle yine mücadele edeceğim de, enerji toplamam lazım…


Ertan Yurderi, 9.9.2016

13 Haziran 2016 Pazartesi

Bahri Aşık, Didim'e Aşık...

 



Didim'in adı, kimine göre Yoran, kimine göre Yenihisar... Ama Selanik göçmenleri Yoran diyor daha çok..

Çok renkli simalar tanıdım burada... İçlerinden en çok sevdiğim Bahri Aşık ağabeyimiz... Adamcağız ayaklı kütüphane gibi... Zaten mesleği de gazetecilikmiş... Anadolu Ajansı muhabirliği yapmış... Didim'de "Didim Muhtar TV"yi bile kurmuş bir ara... Şu an Hisar Mahallesi muhtarlığı yapıyor...  

Şimdilerde onu boynunda fotoğraf makinesi, elinde kamerası oradan oraya koşar durur görürsünüz... Belgeler Didim'de her yaşanan olayı, her düğünü, her nişanı, her halk etkinliğini... 

Bir bakarsınız kendi mahallesinde, bir bakarsınız Cumhuriyet Meydanı'nda, Altınkum'da, hemen hemen Didim'in her yerinde rastlarsınız kendisine...

Ben Didim Belediyesi'nin yerinde olsam Didim'e bir de "Bahri Aşık Müzesi" kurardım... Yoran köyüyle ilgili tarihi pek çok belgeye,  fotoğrafa ve arşive sahip çünki...

Hatta Yoran köyünün içine heykelini bile dikerdim onun...

Yaşarken kıymet bilmek lazım değil mi ama... 

Profil sayfasının hastası oldum... Günümün çoğunu onun sayfasında geçiriyorum... Didim'e ilişkin öyle güzel hikayeler anlatıyor ki eski günlere ait... Şimdi eski Didim Muhtar TV arşivini de açtı... Onları okurken ve izlerken onun gibi ben de duygulanıyorum... 

Sen çok yaşa e mi Koca Üstadım, meslektaşım, canım ağabeyim... 

Seni Didim halkı olarak çok ama çok seviyoruz...