10 Haziran 2008 Salı

"Domates, biber, patlıcan..."


"Domates, biber, patlıcan!.." deyiverince aklıma birden rahmetli Barış Manço geldi her ne hikmetse...

Rahmetli o günlerden bugünleri gördü mü ne bu şarkısını bestelerken acaba?

Şarkısının nakarat bölümünün devamında da şunları söylüyordu hatırlarsınız...

"Bir anda bütün dünyam karardı bu sesle sokaklar yankılandı"...

Evet ben de domatesin üzerindeki tarım ilacı kalıntısı nedeniyle Rusya’nın almadığı domateslerin iç piyasaya satılıyor iddiası yüzünden dünyam karardı, endişelenmeye başladım...

Domatesçiler de arabalarla şehrin içinde dolaşmaya başladılar...

Megafonlarını sonuna kadar açıp: "Domatizzzz, domatiizzzzz" diye de bağırıyorlar...

Pazarlarda da, Rusya'nın almadığı nitratlı domatesler mi satılıyor acaba?

Domates'in ağzı yok ki sorayım...

Sen "- Nitratlı mısın kardeş? Seni yiyebilir miyim" diye...

Böyle bir şey olabilir mi? Rusya'nın almadığı ve insanlarına yedirmediği domatesler iç piyasaya sürülüp Türk halkına yedirilir mi?..

Öyle ya, biz Türkler'e bir şey olmaz değil mi?..

Türk milleti her türlü mikroba karşı duyarlı olduğundan yetkililer de ziyan olmasınlar diye bize yedirecekler... Hatta TV'lerde domates yiyen yetkililer de göreceğiz...

Diyecekler ki bize: "Yiyin, yiyin yiyin... Niye yemiyorsunuz? Nitratlı domates de yiyin... Bak pek şeker... Menemen yapıp yiyin, söğüş yapıp doğrayıp yiyin, siz yeter ki yiyin..."

"İyi yiyin, zıkkımlanın" diyorsunuz da kardeşim, yakında sağlıklı toplum olacağız diyen yine siz değil misiniz?...

Çevrenizdeki hastanelere şöyle bir bakın... O hastaneler hınca hınç SAĞLIKLI insanlarla mı dolu sanıyorsunuz?..

Siz milletle dalga mı geçiyorsunuz; Millet kanser illetinden kırılıyor be... Kırılıyor...

Nerde bu ülkenin Sağlık Bakanı, nerede bu ülkenin Tarım ve Köy İşleri Bakanı?..

Hay Allah ben de Meclis'te veya Meclis dışında bu bakanları arıyorum... Onlar şu an bambaşka işlerle meşgullerdir eminim...

- İnsanlarına, içine çöp ve tıbbi artık karışan Kirli Melen Suyu'nu içirirler...
- İnsanlarına sülfatlı suları 21 gün içirirler de haber vermezler...
- İnsanlarına norovirüs bulaşmış suları Aksaray denilen ilde içirirler, yüzlerce insanı hasta ederler, kobay gibi kullanırlar...
- Millet bu ülkede minicik keneden ölmeye başlar, gülüp geçerler... Keneden korunmak için önlem olarak "Pantalonlarını çoraplarının içine soksunlar!.." derler...

İşte tüm bunlar Türk halkına bugünlerde pek reva görülenler...

Bu milletten sağlıklı olmayı bekleyenler duyun haykırışımızı:

"Domates, biber, patlıcan!..
Hay patlasın senin .........."

Ertan Yurderi

15 Şubat 2008 Cuma

Haydi Behçet: Sıkıysa, "Böl, parçala ve yönet!.."



Bizler eski kuşağız mâlum... Hep eskilerden bahsetmeyi severiz...

Bir zamanlar seks filmleri furyası vardı. Tam gençliğimizin en azgın zamanlarında Aksaray ve Taksim arasındaki sinemaları arşınlar dururduk...

O zamanlar da Zerrin Egeliler ve Behçet Nacar filmleri bu sinemaların olmazsa olmazları arasındaydılar...

Behçet Nacar, böl, parçala ve yönet filmlerinin başrol oyuncusuydu... Nasıl bölüp, parçalayıp ve yönettiğini karesi karesine buraya anlatmam mümkün değil...

Neyse bu arada türban mürban derken ülkenin gündemine dair bir çok şeyi de gözden kaçırıyoruz... Şimdi de İstanbul ve yurdun çeşitli büyük illerinde belediyelerde Behçet Nacar yöntemiyle "Böl, parçala ve yönet" sistemini devreye sokmaya çalışıyorlar...

Tıpkı bir zamanlar emperyalist ülkelerin Sevr'de yaptıkları gibi...

Dünkü TV haberlerinde seyrettiğime göre Fatih ve Eminönü belediyelerinin ve Kadıköy ve Ümraniye belediyelerinin parçalanıp bölünmesi ve yönetilmesi gündeme gelmiş...

Bu arada da oturduğumuz mahalleler de ya genişletilecek ya da küçültülecekmiş... Bunların haritaları hazırlanıyormuş gelecek belediye seçimlerine kadar...

Fatih ve Eminönü semti sur içinde kalan çok eski semtlerdir... Her yöresi buram buram tarih kokar...

Şimdi bu iki semti nasıl birleştirecekler diye merak ediyorum...

Birleştirdiklerinde de ismi ne olacak?

Fatihönü mü olacak, yoksa Faminö mü olacak?

Ya da Kadıköy ve Ümraniye birleştiğinde adı ne olacak?

Kadıniye ya da Kadıümran mı olacak?

Bunlar ne yapmaya çalışıyorlar kuzum?

Bu arada bizler tüm Fatih semtinde oturanlar elbette bu birleşmeden rahatsısız...

Sanırım ülkeyi bölmeyi düşünenler önce belediyelerden başlıyorlar...
Amaçları; insanları yavaş yavaş bölünmeye, parçalanmaya ve yönetilmeye alıştırmak...

Küçük Sevr'i şehirlerden ve belediyelerden başlatarak tüm ülke sathına yaymayı düşünenler iyi bilsinler ki "Biz bu oyunları yemeyiz!.. Biz bu oyunlara gelmeyiz!.."

Bu arada "Parçala Behçet"in de bir takatı vardı, sonunda bir yerde "parçalayıp, bölmekten ve yemekten" kesilip tık diye kalıyordu, araya parça filmleri sokuluyordu...

Kıssadan hisse!.. Biz bu filmi daha önceleri de gördük...

Ancak Sevr'i bize hiçbir zaman yediremediler!..

Bizler BİR'lik olup, onları ve onlar gibi düşünenleri yok etmesini, ülkenin parçalanmasını ve bölünmesini ve yönetilmesini kanımızın son damlasına kadar engellemeyi çok iyi bildik...

Ne pahasına olursa olsun, gerekirse yine de yaparız!..

Ertan Yurderi 

7 Ocak 2008 Pazartesi

Ne hakla, otuzbeşe bakla?

Kukla YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan geldiği günden beri konuştuğu sözcüklerle kamuoyunda tartışmalar yaratıp, fırtınalar estiriyordu...

Şimdi de yeni bir konuyu "servis"e sunmuş muhterem!..

"Üniversiteler paralı olsun" demekle ne demek istiyor acaba kendisine sormak istiyorum...

ABD taklitçiliğinin gereği yok. Burası aylık geliri binlerce dolar olan bir ülke değil ki, devlet okulları ve üniversiteleri paralı olsun...

Bunlar ve bunu yöneten zihniyet ne yapmaya çalışıyor?..

Hiç sosyal devlette okuyandan para alınır mı? Var mı böyle bir saçmalık... Ya da varsa nerede görülmüş?..

Müşteri gibi öğrenci mi yaratmak istiyorlar, ayrıcalıklı bir sınıf mı?..

Böyle bir anlayışa sahip bir kişinin YÖK'ün başında ne işi vardır?..

Bugün bile en basitinden Açık Öğretime giden öğrenciyi okutmak bile belli bir yük getirirken yoksul ailelere, üniversiteye gitmeyi paralı hale getirirseniz ne olacak?..

Nerede kaldı hak ve hukuk... Nerede kaldı sosyal devletçilik anlayışı... Herkese eşit eğitim hakkı...

Bir de demiş ki bu kukla başkan; "Herkes üniversite mezunu olmamalı!.."

Buna sen mi karar vereceksin Sayın Başkan... Sen mi?..

Herkesin dilediği gibi okuma hakkı olduğu gibi üniversiteyi de okuma hakkı vardır...

Zaten ilkokuldan başlayan eğitim sistemi her sene yaz boz tahtasına döndürdüler... Minicik beyinleri okumadan soğuttular... Değil üniversiteye kadar okumak, millet zar zor zorunlu eğitimini tamamlamaya çalışıp liseye kapağı atmaya çabalarken gençlerin geleceğini karartacak bu saçma sapan açıklamaların ardında hangi gerçekler yatıyor...

Hangi büyük gücün kuklasısınız siz?.. 

Ve bu manavda "Ne hakla, otuzbeşe bakla?" satmaya çalışıyorsunuz, anlatın da bir bilelim...

Ertan Yurderi 

3 Ocak 2008 Perşembe

Nü'yü bıçaklama, turisti elleme nevrotikliği


Abukluklar ve nevrotik çoğunluklar ülkesi oldu burası...

Taksim'in orta yerinde  "düşlerinde yaratıp içinde yaşattığı nü"yü turisti elleyerek tatmin etmeye çalışan bir zihniyet varken, Mersin'de de "dışardaki nü'yü içinde yaşattığı karanlık düşünceyle yok etmeye çalışan" bir zihniyet var.

İşte o karanlık zihniyet Mersin'de yeniden ortaya çıkmış...

Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nün "Yeni Yıl Karma Sergisi"nde bulunan 5 nü eser bıçakla saldırıya uğramış...

Bıçaklı saldırıya uğrayan bu nü tablolarından birinin yanına saldırıyı kınamak amacıyla bir tepki yazısı da eklenmiş ve tablo o yazıyla birlikte sergilenmeye başlanmış... (Haber)

Göğüs bölümünden göbek boşluğuna kadar kesilen çıplak kadın tablosunun yanına Üniversite yönetimi tarafından asılan tepki yazısı aslında çok düşündürücü...

S.Freud'dan alıntıyla yazılan yazıda; "Ortaçağda olsaydım, beni yakarlardı. Şimdi eserlerimi yakıyorlar" sözlerinin yanı sıra, "Bu tablo, sanata ve farklı düşüncelere katlanmayan karanlık zihniyetler tarafından parçalanmıştır" yazısı asılmış...

Ben bir psikiyatr değilim ama; Sigmund Freud'un "Kitle Psikolojisi" adlı kitabında okuduğum kadarıyla bu tür kişiler için psikonevrotik kişilikler tanımını koymakta...

Cinsel yönelimler, genel olarak kitlede eriyip giderken tek kişi için de bireysel etkinliği bir ölçüde kendisinde barındırır, aşırı güçlenmeleri durumunda ilgili yönelimlerin her türlü kitleyi dağıtıp parçaladığı ve etkilediği görülürmüş.

Psikonevrozlar konusunda sürdürülen psikanalitik araştırmalarda, bu hastalardaki belirtilerin bilinçdışına itilmelerine karşın etkinliğini yitirmemiş dolaysız cinsel yönelimlerden kaynaklandığı ortaya konulmaktaymış...

Nevrozun nevrozlu kişiyi asosyal (toplumdışı) bir konuma sokması, onu bildiğimiz kitlelerden çıkarıp alması da sözü edilen bu duruma uygun düşmekteymiş... Durum böyle olunca da bu nevrozun tıpkı tutkunluk gibi kitle üzerinde dağıtıp parçalayıcı bir etki yaptığı da söylenebilirmiş...

Bu tahlillerin ışığında Taksim'de yaşananlar bastırılamayan cinsel dürtülerin dışa vurumunu yansıtırken, Mersin'de yaşanan nü tabloların parçalanması olayını da cinsel içgüdülerden amacına varması engellenmiş içgüdülere geçişin doğru dürüst başarılamadığı durumdan kaynaklandığını varsallayabilir miyiz?

Bu varsallamayla da; kitlesel nevrotikleşme tedavi edilmediği sürece bilinçdışına itilen ve bilinçdışına itilmiş bütün içgüdüler gibi kendilerine dolaysız doyum sağlamayı amaçlayan kişiler arasındaki düşünsel çatışma da her zaman yaşanacaktır diyebilir miyiz?...

Ertan Yurderi 

Nü'yü bıçaklama, turisti elleme nevrotikliği

14 Eylül 2007 Cuma

Çanaklandık yozlaştık (mı?)


Çanak antenler ve uydu alıcıları da hayatımızın vazgeçilmezleri arasına tıpkı özel TV'lerin girdiği gibi girdi.

Eskiden birkaç TV kanalını daha iyi seyredebilmek için elimizdeki devhülasa alüminyum antenlerle damlar üzerinde Mart kedileri gibi gezinirken, şimdilerde de elimizde değişik çapta çanak antenlerle uyduların peşine düşer olduk... Çanak kurarken bir milim oynatsanız, o uyduyu seyredemiyorsunuz, çanak anten kurmak ustalık istiyor vesselam...

Ne kadar da çok TV seyretme sevdalısıymışız meğer. İyi görüntü alacağım, daha çok kanal seyredeceğim diye bu işi öyle abartanlar var ki... Bir çanakla yetinmeyip, evinin damını irili ufaklı birkaç tane çanak anten koyduranlar da yok değil hani...

Adam Türkçe'den başka dil bilse amenna... Bilmediği dillerdeki TV yayınlarını seyretmeyi öyle abartmış ki, bu işi hobi olmaktan çıkartmış, hastalık haline getirtmiş...

Bu hastalığını internet ortamına da taşımış. Uydu konusunda yüzlerce forum açılmış. Bu forumlarda da uydu yayınlarının daha nasıl kaliteli ve özgürce seyredilmesinin tüyoları bile verilir olmuş... Şifreli kanallar, şifresiz kanallar, mobil uplinkler, downlinkler vs.. vs.. günü gününe ve anı anına paylaşılır hale gelmiş bu ortamlarda...

Buraya kadar yazılanların çoğunu birebir yaşayanlar vardır elbet bu satırları okuyanlar arasında.

Elbette teknolojik gelişmeye bir sözümüz yok... Adı üzerinde teknoloji... Hızlı bir gelişim halinde... Bundan da sonuna kadar yararlanmak hepimizin hakkı... Ve yine bu yabancı uydular ve bu uydular üzerinden yayın yapan TV kanalları da bizim sorunumuz değil ve olmamalı da...

Bu arada bu teknolojiyi beğenmiyorum kanısı da çıkmasın... Herkes, özgürce, dilediği uyduyu ve o uydular üzerinden dilediği kanalı da seyredebilir, bu o kişinin en doğal hakkıdır ve sadece o kişiyi bağlar, buna da hiçbir sözüm yok...

Şimdi söz sırası geliyor dayanıyor bizim uydumuz olan Türksat uydusuna... Şu anki güncellemelere bakılırsa Türksat uydumuz üzerinde 200'ü aşkın TV kanalı var. Bunların bazıları yerel, bazıları ulusal, bazıları şifreli, bazıları yabancı ve bazıları da "laf olsun, torba dolsun" kanallar...

Yerel, ulusal ve şifreli kanalların içinde hepimizin bildiği aşina TV kanalları var... Bunların yanında da etnik köken, siyasi görüş, dini içerikli kanallar da var...

Bu arada da, Türkçe'den başka hiçbir dil bilmeyen ve amacı sadece TV yayınlarını daha net seyretmek isteyen bir mazbut aile evine çanak anten takıp uydulanınca, kendini bir TV deryasının içinde bulmaya başlıyor...

İnsanlar tüm bu TV kanalları arasında gezinirken kendi dünya görüşüne, düşüncelerine, psikolojisine uygun kanalar bulmaya ve izlemeye de başlıyor haliyle...

Hani bir de yukarıda "laf olsun, torba dolsun" tarzı kanallardan bahsetmiştim ya... Bunlarla da karşılaşan aileler, ya önlem alıyorlar bu tür kanalları silip atıyorlar uydu alıcılarının hafızalarından, ya da bu tür kanalların müdavimleri arasında yerlerini alıyorlar...

Hiçbir zaman canlı yayın yapmayan sadece ekrana birkaç kadın görüntüsü verip kişilerin cinsel isteklerini kabartıp orada verilen numaraları arayanların ceplerini boşaltan kanallar da var bu Türksat uydusunun içinde... Bunların sahipleri kimlerdir bilinmez... Bunları Türksat'a kim almıştır bu da bilinmez...

Adları; Kırmızı, Love, Sıcak, On+, Assk, Stop/T.Temp, Tatil, Mobilca TV, Tube, GA TV vs.. vs.. olan TV'lerdir bunlar... Hele içlerinde yayına yeni çıkan bir Finest TV var ki, resmen bu kanalda çöpçatanlık yapılmlakta, tıpkı diğer yabancı uydulardaki cinsel sohbet hatları gibi hatunları çıkartıp konuşturarak yayın yapmaktadırlar...

Bir de adlarının içinde Manolya, Berat, Kutlu, İman, Vix, Promosyon ve vs.. vs.. olanları var ki, bunlar da alenen insanların dini duygularını sömürmekte ve o kesimin cebinden parasını nasıl ütebilirizi oynamaktadırlar... Şu şu numarayı ara, cebine şu sure gelsin, şu şu numarayı ara duaların kabul olsun... Vs.. Vs..

Şimdi diyeceksiniz ki ne var bu anlattıklarında... Bu ülkede demokrasi var kardeşim... Dileyen istediğini yapar, istediğini alır, istediğini verir, istediğini seyreder, onu yapar, bunu yapar, şunu yapar vs.. vs..

Ben bu çokseslilikteki yozlaşmadan bahsediyorum ... Dikkatleri bu yönde toplamanız için yazıyorum bu satırlarımı...

Durum öyle bir hal almış ki, bunun önüne geçmek artık imkansız gibi görünüyor...

Kendi uydumuzdan bahsediyorum... Öyle kalitesiz programlar, sunucular, dilde yozlaşma ve etnik kökenleri tetikleyici, dini istismar edici öyle programlar var ki bu uydular da... Bunları ne RTÜK kapatır, ne de engelleyebilir...

Bu tür yayınlar her an evimizin içinde beyaz camlarımızın ardından beyin yıkamaktadırlar... Bu arada reyting ve para nerede varsa ulusal kanallarda bu reyting canavarı içindeki yerlerini hemen alıyorlar, bahsetmiş olduğum kanallara benzemeye çalışıyorlar günden güne...

Kısacası; Bir başıboşluk ve başıbozukluk almış başını gidiyor Türksat uydumuzda... Müziğimiz müziklikten çıkmış, kültürümüz de kültürlükten... Kanalların çoğunda avaz avaz avazlanan sanatçının hangi tür müzik söylediği ise muamma... Türküyle karışık pop mu, arabesk mi, sanat müziğimi söylüyor hiç belli değil...

"İslamı en çok bizim kanalamızda yaşar bulursunuz" diye yayın yapan kanallarda işi abarttıkça abartıyor, o kanalları seyrederken kendinizi ya Arap ülkesinde, ya da çok fakir bir Afrika Müslüman ülkesinde hissediyorsunuz... Arapça ve Osmanlıcadan bozma anlamını bir ay düşünseniz de bulamayacağınız süslü kelimelerle program sunanlar mı istersiniz, küçük çocukların beyinlerini yıkayıcı çizgi filmler mi isterseniz her türlüsü var bu kanallarda...

Neyse sözün kısası; bence bir ülkeyi içerden çökertmenin, yıkmanın diğer bir yolu da kültürel yozlaştırmadır, bunu el birliğiyle başarıyorlar her türlü teknolojiyi kullanarak...

Kalitesiz kanalları uydu üzerine çıkartan Türksat'ı da kınıyorum...

Son söz olarak da diyorum ki; "Çanaklandık, daha da mı yozlaştık acaba?"...

Ertan Yurderi