Kar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2010 Perşembe

Kış gelmiş neyleyim!..


 
Ne güzel... Güney yarımkürenin yaz aylarına girmesine az kaldı, onlar şimdilerde ilkbaharın son demlerini yaşıyorlar... Ardından oralara yaz gelecek...



Ancak, Kuzey yarımkürede yaşayan bizleri, soğuk havanın beklediği ise kesin...

Bunları ben demiyorum elbette... Önce Polonyalı bilim adamları "Avrupa 1000 yılın en soğuk kışını yaşayacak" demişler... Ardından NASA'dan gelen veriler böyle bir önermeyi doğrular nitelikteymiş...

Polonya ve Rusya bu durum için daha şimdiden önlem almış durumdaymış... 

Bir iki sene önce National Geographic Channel'da Gulf Stream sıcak su akıntısını konu alan bir belgesel seyretmiştim... Orada da aynı konu işleniyordu. Gulf Stream sıcak su akıntısının akış debisi yıllar içinde gittikçe azalıyordu. Buna da sebep küresel ısınmaydı...

Umarım tüm Türkiye olarak bu soğuk havaya hazırlıklıyızdır... En başta büyük metropol İstanbul'da yaşayan bizlerin yetkilileri, bu haberlere kulak kabartıyorlardır... Gerekli tedbirleri almak için kolları sıvamışlardır... Yoksa halimiz harap... Bastıran ani kar yağışı sebebiyle tedbir almadan yola çıkan arabaları, trafik keşmekeşini vs.. vs..'yi düşününce kanım şimdiden donuveriyor...

 Hiç unutmam 1987 senesiydi... Şubat ayı mevsim normallerinin üstünde gitmişti... Ancak Mart ayı geldiğinde öyle bir kar yağışı olmuştu ki, kar 15 gün yerde kaldı. İstanbul kara tam teslim oldu... O senelerde Cağaloğlu'nda Milliyet'te çalışıyordum... Gece çalışan bizler eve dahi gidemiyorduk. Yakınlardaki bir otelde kalmak zorunda kalmıştık... Birkaç gün gündüz çalışan arkadaşlar işe dahi gelememişler, onların yerine de biz çalışmak zorunda kalmıştık... 

Şimdilerde ise en ufak bir kar yağışı alarmı aldıklarında her yeri tatil ediyorlar... Bilhassa da okulları...

Neyse ne yapalım... Kış ayı bu... Geç de gelse erken de gelse bereket aylarıdır kış ayları...

Çiftçiler kar yağışını beklerler ürünleri bol ve bereketli olsun diye...

Bu yüzden de boşuna dememiş atalarımız; "Kar yağar, bereket artar" diye...

Kışın yağan kar toprağı zararlı etkenlerden korunmasını ve dinlenmesini sağlarken bir yandan da toprağı nemli tuttuğundan verimini de artırırmış...

Bu yüzden cümbür cemaat bekliyoruz kış aylarını...

Yine atalarımızın deyimiyle "Soğuk kış günleri aygır gibi gelir, kısrak gibi çıkarmış"... Bu yüzden "kış geldi, başımıza iş geldi" demeden, "Kış güneşine fazla güvenmeyelim"... Kendimizi soğuktan ve aşırı yağışlardan koruyalım...

Ertan Yurderi

6 Mart 2007 Salı

"Beyaz Tanrıçam Nerdesin?"


Evde öylece oturup eski günlerdeki gibi gelmeni bekliyorum...

Özledim kokunu, özledim rengini, özledim sessizliğini, nerdesin?




İçimde yanan kor ateşle sevdalandım... Evden bir solukta çıktım... 
Dar sokaklar içinden geçen yokuşu da...




Yokuş başı soluklandım... 
Beyazlara bürünmüş o yollar bugün de sensizdi...


İçinden geçen banliyö trenleriyle kendimi sana attım, hasretinle... 
Sana ulaşmaktı niyetim...

  
"Kar yağarken" oyununu izliyordum, yaz ayı banklarında oturduğum Sultanahmet'inde... 
Parıltılı ışıkları ve sözcükleri yoktu o gecelerin... 
Sadece senin hayalin vardı dört kubbede... 

 
Elimde gündüz feneri, seni arar halimle, buldum kendimi Eminönü'nde...

Bugün o geldiğin günlerdeki gibi, köprü üzerinde salaş bir balıkçı lokantasında öğlen vakti, martılarla üleştim yarım ekmek arası soğanlı balığımı... Ve daldım sensizliğin hayaline...

Senin geldiğin gün yolcu motorları bile hareket etmemişti yerinden... 
Götürmüyordu Boğaziçi sevdalılarını, uzaklara... 

 
 Hani bilirsin Mısır Çarşısı'yla Çiçek Pazarı'nın Yenicamii'yle kesiştiği meydanı... Orada aradım seni kuşların kanat sesleri arasında... Yoktun... O bembeyaz örtü üzerine attığım yemlerle beslenen güvercinler sordu seni bana... İçim burkuldu, sessiz kalıp soluksuzlaştım... Ağzımdan soluklanmaya benzer birkaç kelime anca çıkabildi... 
"Gelebilir, yoldadır" diyebildiğim... 
Oysa hissediyordum, belki de artık hiç gelmeyecektin...


 

Sahile vurdum kendimi... Hani o seni doyasıya soluduğum Haliç kıyılarına... O ağaçlar ve kayıkçı motorları karşıladı beni... Sessizce giderken bıraktığın o minik ıhlamur ağacı vardı ya, o da büyüdü biliyor musun?.. O kenardaki buz tutan zakkumlar bile tomurcuklandı... Bahar'ın ılığını hevesle beklemekteler... Az ilerde balıkçı çayhanesinde yudumlarken demli tavşankanı çayı, gözlerim karşı kıyıdaki damlar üzerindeydi... 
Bir çiçek gibiydi o zamanki halin... 
Dam üzerlerini gelin başı gibi süslemiştin...

 

Demli çay midemi ağrıtırken, yürümeye başladım köprü üzerinde... Tam ortasındayım yolun... Durup solunlandım... O gün yürütmüyordu ayazın... O gün yürütmüyordu tipi halin... Nevaleyi düzememişti oltacılar... Bugün her iki yanında akşam nevalesini çıkartmak üzre mesailerini almışlar oltacılar... Yerlerde balık tepsileri, içlerinde kıraça, izmarit ve sinaritler, gözlerimi kaçırdım hepsinin gözlerinden... 
Havayı solumak onlar için bir ölüm, benim için yaşamdı... 
Ne var ki soluklayamamak vardı seni... Özlemim ise sanaydı... 

 

Karaköy'den Tünel'e çıkıp Galatasaray Meydanı'na geldiğimde yine iki emektar tramvay selamladı beni... O günkü ıssızlığına karşın bugün meydan çok kalabalıktı...
Bulutlara soruyorum şimdi seni... Neredesin ey beyazlık tanrıçası... 


 

Bir gemiye mi yükledin yoksa sevdanı... Yoksa bir martının kanadına mı...
Gel gel artık beyaz tanrıçam..
Sana karasevdalanan yüreğimi beyazınla beyazlat artık...



Fotoğraflar: Nuri Bilge Ceylan 
Metin: Ertan Yurderi