"Hep Aşk Vardı" etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
"Hep Aşk Vardı" etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2010 Salı

Bir Piyer Loti rüyasında ...


Fallar tutmuştun
Fallar tutmuştum
Fallar tutmuştuk
"O yar 
Ya gelir,
Ya gelmez" diye
Bir Piyer Loti rüyasında...

17 Mayıs gününün ilerleyen saatlerinin dejavusunda,
Çağırıyordu beni Piyer Loti...


Düşünceler sarmıştı dört bir yanımı...
Göremeden gitmek ve dönmek de vardı...
 

Çizgiler,
Uzayıp giden çizgiler,
Ufuk çizgileri,
Zaman çizgileri
Düş çizgileri
Bir teleferik izlencesinin
Tellerindeydi...
 

VAR'dım YOK'luğuna...
Binlerce VAR'lığın arasında
Bomboştu ortam...
 


Ağaçlar ve ağaçlar
Ve bomboş masalar karşıladı beni
 

Koskoca şehir bile susmuştu
Onca elalem neredeydi?
 

Oturdum, dinledim, dinlendim...
Kuş cıvıltıları,
Renk cümbüşüyle uyumlanırken...
Nerden geldiği bilinmez muamma,
Bir çay bardağı beliriverdi masamda...

İçip DEM'lenirken,
Aradım Sevgili'nin dudak izlerini bardakta...

Sordum: "Nerdesin?"

Bir ses yankılandı kulaklarımda:

"Burdayım...
Bir soluk alışverişi kadar yakınındayım...
Ara bul beni!.."...

"- Peki" dedim "- Ya, sonra;"

"- Sonra .." dedi...

"- Gülüm... Alla beni pulla beni al koynuna yar
Gözüm senden başkasını görmez oldu yar
Gönlüm senden bir şey ister nasıl desem yar
Alla beni pulla beni al koynuna yar ..."
 

Bakındım durdum dört bir yöreme...
Koştum dörtnala Piyer Loti'nin dört bir köşesine...
 

Sordum önüme gelen her sarı çiçeğe ...
"- Gül sizin neyiniz olur? Nerededir o?"

Hep bir ağızdan yanıt verdiler bana:

"Solmayan tek gülü görmez mi ki gönlün,
Beden aramaktan hiç yorulmaz ki...
Şöyle dön bir bak bakalım çevrene..."

"Gül Aşk'ı nerede arasam ve bulsam" derken
Bir nefes yakınlığında karşılaştım onunla aniden...
 

Yüzyüze geldik...
Gözgöze...
Dizdize...

Mırıldandık BİR'likte
Her bir kelimesini AŞK'ın ve SEVGİ'nin...

"SEN'inle BİR'likte
Çok yollar katedip,
Çok uzaklara gittik.
Çok tepeler aşarak,
Çok vadiler atladık.
TEN'i aştık
Mey doldurduk kadehlere
Kana kana içtik
Meyden geçtik
Yedik, içtik.
Tüm zevkleri aralayıp
Zevklerden geçtik.
Türlü düşüncelerle
Türlü hayaller kurduk.
Ah Can,
Bilemedik,
Bir çaresini bulup da,
Kendimizden geçemedik"...
 

Bu sözler üzerine çıkardım
Gözlerimdeki karasevdayı anlatan gözlüklerimi
O yarin güzelliğine hayran kaldım...

Fallar tutmuştum
Bir Piyer Loti rüyasında
Geleceği ve
Göreceğimi
Gördüm
En önemlisi
Ben, gözdemi buldum...
Darısı O'nu bulamayanların da başına...

Ertan Yurderi, 18.05.2010, 20.40

9 Aralık 2001 Pazar

"Hep Aşk Vardı"



İstanbul geceleri...

Bir başka renkli... Bir başka sevecen...
Bir başka mutlu... Bir başka huzurlu...

Aslında bir başka renksiz... Aslında bir başka sevimsiz...
Bir başka mutsuz ... Bir başka huzursuz ...

Yanıp sönen neonların gözalıcılığında, yanıp sönen hayatların öyküleri, çekilen çilelerin, ortak mücadelelerin öyküleri, hepsi vardır bu kentin içinde...

Yaşarsınız, her anı... İçinizde yaşatmak istediğiniz gibi... Gecenin alacalığında gezerseniz şayet, farklı hayatları ve anları kaydedersiniz hafızanıza...

Yine soğuk bir gecenin başlangıcı...

Günlerdir yağmur yağmadı... Ancak soğuk üşütüyor... Geziyorum şehrin caddelerinde ve sokaklarında arabamla...

Şu an Kurtuluş semtinin ana caddesi üzerinden Pangaltı'ya doğru döndüm, trafik ağır ilerliyor... İnsanlar koşuşturmacalı telaş içinde...

Taksim istikametine dönmeme az kaldı... Döndüm...

Yine ağır ilerliyor trafik... Yeni bir çevre düzenlemesi çalışması... Trafiği aksatıyor...

Durduk...

Hiç ilerlemiyor artık trafik...

15 dakikadır aynı noktadayım...

Sağ tarafımda Kenter Tiyatrosu; "Hep Aşk Vardı" oyununu sahneleniyor...

Tiyatro önü kalabalık... Birazdan oyun başlayacak... Herkes en güzel dış görüntülerini giyinmişler, öyle gelmişler oraya...

Herkesin yüzünde tatlı bir tebessüm... Ya içleri?..

Kimbilir birazdan neler seyredecekler içeride... Ya sevinecekler, ya da üzülecekler... Neyse onları orada öyle kendi mutlulukları içinde bırakırken, bir şeyin farkında olduklarını hiç zannetmiyorum...

Az önce yanlarına iki eş güvercin kondu ve gezindi... Bir şeyleri paylaşıyorlardı birlikte...

Ve minik bir kedicik de o güvercinleri gözlüyordu ... En sevimli haliyle... Caddenin ve kaldırımın yoğunluğuna rağmen, soğuğa rağmen...

Meraklandım... İzlemeye başladım...

Tiyatro'nun sağ tarafında bir kuruyemişçi var, çırağı dışarıda leblebi kavuruyor... Kavrulmuş leblebi kokusu mis gibi... Koku taa oradan burnuma kadar geliyor...

- İnip acaba alsam mı?

- Yok, ya şimdi trafik açılırsa... Arkadan gelenler korna sesleriyle, bu güzel sessizliği bozarlar...

- Neyse...

- O da ne? Bir naylon poşet havalandı kuruyemişçinin önünden.. O minik kedicik, poşeti kovalarcasına patileriyle yakalamaya çalışıyor...

- Rüzgar havalandırdı herhalde... İnanamıyorum... Az önce yerde gördüğüm iki güvercin... Her ikisi de birer ucundan tutmuşlar naylonun, aynı anda uçuyorlar... Naylonu onlar havalandırmışlar... Minik kedicik de poşeti değil, güvercinleri kovalıyormuş...

- Ne yapacaklar acaba? Naylonu bıraktılar havadayken... Naylon rüzgarın da etkisiyle uçup, gözden kaybolup gitti...


Minik kedicik kenar bir yere sindi, kulaklarını geriye attı, o minik sevimli sesiyle "mıkırık mıkırık" diye bağırmaya başladı... Aklı sıra "sizleri yakalarsam, bu akşam bana ziyafet var" demeye getiriyor kerata...

Nasıl yaptı bunu güvercinler? Nasıl kaldırabildiler o koca poşeti? Şimdi de kuruyemişçinin önünde duran bir çuvalın üzerine kondular her ikisi de...

Cam soğuktan buğulanmış göremiyorum... Bir dakika... Siliyorum camı daha iyi görebilmek icin...

- Ah canlarım, miniklerim benim... Çuvalın içinde mısır taneleri var... Nasıl da yemeye başladılar. Hiç ara vermeden...

Minik kedicik de çuvalın üstüne atlamaya çalışıyor ama ufak olduğundan çuvalın yarısına kadar tırmanıyor, sonra düşme endişesi ile geriye atıveriyor kendini tombul haliyle...

Yoldan gelip geçenler farkında değiller, kuruyemişçi farkında değil, tiyatro önündekiler farkında değiller, öylesine bir saldırış var ki mısır tanelerine, hiç durmamacasına... Küçük kafaları bir inip bir kalkıyor...

Kedicik ise bir türlü çuvalın tepesine tırmanmayı başaramıyor... Yarısına kadar gelip, tombul midesini daha fazla kaldıramıyor ve yere düşüyor... Hiç kimse farketmez inşallah, doyursunlar doyurabildikleri kadar karınlarını diye düşünürken, kuruyemişçinin çırağı fark etti bu sevimli hırsızlığı...

Çırak içeriye girdi, kuruyemişçiye bir şeyler söyledi... Birlikte çıktılar dışarıya, güvercinleri kovaladılar. Ve başka bir naylon poşet geçirdiler çuvalın üzerine... Demek ki biraz önce bizim acar hırsızların havalandırdıkları bu çuvalın naylon poşetiymiş...

Kedicik de kuruyemişçi ve çırağından kuvvet almış olacak, dayılanma hareketleriyle güya onlara yardım etmekte... "Bakın güvercinleri bu çuvalın başından ben uzaklaştırıyorum... Ben büyüyünce onları yakalarım, siz merak etmeyin" havasında mırıldanmakta...

Gülüyorum bu izlediğim sahneye... Bacak kadar boyuyla neleri beceriyor baksanıza...

Tam güvercinler nereye gitti sorgulamasındayken... Tekrar iniverdiler çuvalın başına... Etrafında gezindiler... Biraz önce ne güzel karınlarını doyuruyorlardı... Hiç farkettirmeden... Tekrar naylonu açma çabalarına giriştiler... Bu sefer zor olacaktı.. Çünkü çok sıkı bağlamışlardı çuvalın ağzını naylonla... Minik kedicik de artık çuvalın başından ayrılmaz oldu... Koruyor ya orayı... Artık ona emanet o çuval... Görevini tam anlamıyla yerine getiren neferler gibi... Nöbetçi kesiliverdi bir anda...

- Bu trafik de hala açılmadı...

- Mis gibi de kokuyor leblebiler...


İndim arabamdan... Leblebi kavuran çırağın yanındayım...

- "Şurdan 100 gram verir misin bana?"

Çırağı içeriye gönderdim... Mısır çuvalının sıkı bağlanmış poşetini çabucak el yordamıyla açıp, araladım...

Kediciğin de başını okşadım. "Aferim, görevini iyi yapıyorsun.. Yapıyorsun da, ya o güvercinlerin karnı nasıl doyacak: Bırak doyursunlar doyurabildikleri kadar" der gibi gözlerinin içine bakıverdim...

O da büyük bir keyifle nasıl da mırıldanıyor, ayaklarıma dolanıyor bir bilseniz... Çırak hemen bitiverdi yanımda...

-"Buyur ağabey leblebilerini..."

-"Sağol..."

Tekrar yönelirken arabaya, gözlerim iki güvercini havada arar oldu.

- Hehh!! İşte gördüm, yukarıda bir pencerenin yanında ikisi de... Oh hele şükür, ayrılmamışlar buradan...

Arabamdayım...

İki güvercin pencerede...

Minik kedicik çuvalın başında nöbet bekliyor...

İnsanlar tiyatronun önünde bekleşiyorlar...

Trafik hala ilerlemiyor...

Kuruyemişçi ve çırağı dükkanın içindeler...

Mısır çuvalı yerinde ve üstü yarı açık yarı kapalı...

Evvvvetttt... Beklediğim an yeniden geldi.. O iki sevimli yürek, iki güvercin yeniden iniverdiler çuvalın başına... Aralanmış naylon poşetin kenarından mısır tanelerini yemeye koyuldular... Bu arada ben de leblebilerimi... Minik kedicik de habire çuvala tırmanma çabasında... Ama başaramıyor... Dükkanın önüne gelip mırıldanıyor, ama ne çare... Anlatamıyor ki zavallı bu sevimli hırsızlığı...

Görülesi şey değil... Bir tiyatro sahnesi sanki... Bir oyun da burada sergilenmeye başladı bile...

Kenter Tiyatrosu'nun kapısı açıldı, seyirciler içeriye giriyorlar...

Kuruyemişçinin içi müşteri doldu... Hayırlı işler olsun onlara da...

Bu arada iki sevimli güvercin yemekten doymuş olacaklar ki, çuvalın başından ayrılmadan önce birbirlerini gaga sürtüşmeleriyle öptüler sanki... Bu akşamki yemeğimizi de birlikte paylaştık ve doyduk dercesine...

Minik kedicik de güvercinlere doğru bakarak "mıkırık mıkırık" diye bağırmaktan bir hal oldu. Fırsatını bulsa, korkmasa, üstlerine atlayıverecek.. Ama o cesareti daha yok onda...

Sonra iki sevimli güvercin havalandılar, yukarıdaki bir pencerenin kuytu yerine doğru... Bir yuva görünüyordu, pencere kenarıyla, aşağıya inen yağmur oluğu arasında, çer çöple yapılmış.. Aşk yuvaları olacaktı... Sarmaladılar birbirlerini... Karınlarının tokluğuyla...

Tiyatroda da oyun başlamış olmalı... "Hep Aşk Vardı" ....

Ve Perde ....

Trafik açıldı...

Yola devam ediyorum... İçimde derinlemesine bir huzur... İki küçük sevgilinin de bu akşam karınları doydu...

Sevimli bir minik kedicik de görevini yerine getirmenin huzuruyla uykuya daldı.

Aslında yaşanan "Hep Aşk Vardı" ve hep VAR olacaktı...

Ertan Yurderi