25 Haziran 2008 Çarşamba

Artık rapor mapor almak yok, herkes askere...


Aslında bu haber askerliğini yapmamış ve askerliğini tecil ettirmek isteyen üniversite mezunlarını çok ilgilendiriyor...

Dün ve bugün gazete ve TV'lerde yayınlanmadığı için daha kamuoyunun haberi yok sanırım böyle bir uygulamadan da... Zaten bu haberi duyanlar da şok geçiriyormuş!..

Milli Savunma Bakanlığı, daha önce 3 gün yapılan sınav ve testlerin süresini 4 yıllık üniversite mezunları için 25 güne çıkardığını açıklayan bir basın açıklaması yapmış...

Bu uygulamaya göre doktor raporu alarak askerden kaçmak artık zorlaşıyormuş...

Daha önce celplerde 3 günlük sınav süresince rapor alarak askerliğini erteleyenler, sürenin 25 güne çıkarılması üzerine bu imkândan da tamamen yoksun kalmış olmuşlar.

Değişikliğe göre, bir sonraki celp dönemine kalmak isteyenlerin en az 25 günlük doktor raporu alması gerekiyormuş.

Sağlık kuruluşlarının verdiği 25 günlük raporlar ise heyet raporu olarak düzenlendiği için böyle bir rapor almak artık zorlaşıyormuş...

Bu uygulama okullardan yeni mezun olmuş ve ev geçindirme derdine düşmüş bir çok kişiyi mağdur edeceğe benziyor...

Bu konuda Memurlar.Net internet sitesinde tesadüfen dolaşırken gördüm bu açıklamayı... Oraya yazılan yorumlar da birbirinden ilginç oraya yazılan yorumları okumanızı ve gençlerin içinde bulunduğu durumu görmenizi isterim...

Şayet İncelemek isterseniz; http://www.memurlar.net/haber/113420/   nolu habere bakabilirsiniz...

İşte bu konuda Milli Savunma Bakanlığı'nın Basın Açıklaması da şöyle...

(http://www.msb.gov.tr/basin/phpscr/aciklamametnigor.php?index=50)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI BASIN AÇIKLAMASI

TARİH : 24 Haziran 2008
NO. : 2

323’üncü Dönem olarak, Ağustos 2008 Yedek Subay Celbinde sevke tabi yedek subay aday adaylarının test ve mülakatları, 01-25 Ağustos 2008 (dahil) tarihleri arasında 25 gün süreyle devam edecektir.

Bu dönemde sevke tabi olan yedek subay aday adayları, 01 Temmuz 2008 ile 31 Temmuz 2008 tarihleri arasında bulundukları yere en yakın askerlik şubesinden sevk evrakını alacaklardır.

Bu yasal süre içerisinde askerlik şubesinden sevk evrakını almayanlar ile sevk evrakını aldıkları halde, 03 Ağustos 2008 (dahil) günü mesai bitimine kadar test ve mülakata katılmayanlar bakaya işlemine tabi tutulacaklardır.

Ancak, bu dönemde test ve mülakat faaliyetleri; 04-25 Ağustos 2008 tarihleri arasında mesai bitimine kadar MEBS Okl. ve Eğt.Mrk.K.lığı (Mamak/ANKARA)’nda devam edeceğinden, bu tarihler arasında bulundukları yerdeki askerlik şubesine müracaat ederek sevk evrakını alabileceklerdir. Bu tarihler arasında sevk evrakını alarak test ve mülakata katılmayanlar hakkında tekrar bakaya işlemi yapılacaktır.

1632 sayılı Askerî Ceza Kanununun 63’üncü maddesinde, bakayaların hapis cezası ile cezalandırılmaları öngörüldüğünden, sevke tabi yükümlülerin herhangi bir hak kaybına uğramamaları için, yukarıda belirtilen yasal süre içerisinde en yakın askerlik şubesinden sevk belgelerini almaları, mazereti olanların ise mazeretinin bitiminde askerlik şubelerine başvuruda bulunmaları önem arz etmektedir.

Sevke tabi yedek subay aday adaylarının, konuyla ilgili ayrıntılı bilgi almak istemeleri halinde, http://www.asal.msb.gov.tr/  internet adresinin ana sayfasında bulunan tebliğ niteliğindeki TRT duyurusu metnini incelemeleri gerekmektedir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur...
---------------------- 

Askerliğini daha yapmamış üniversite mezunu arkadaşlarımıza duyuralım...
Bakalım onlardan ne ses çıkacak?
Hadi gençler, Uygun adım marş!.. Doğru askere!..

Ertan Yurderi

24 Haziran 2008 Salı

Atatürk de oradaydı ...


Bugün mail gruplarımdan birine gelen bir aşağıdaki ileti beni gerçekten de çok sevindirdi...

Aynı zamanda bu iletideki fotoğraf da benim çok yakın bir arkadaşımın eşi tarafından hazırlanmış olması sevincimi ikiye katladı...

İletideki haber, Türk Milli Takımı'nı yarı finale taşıyan Hırvatistan – Türkiye maçında gözlerden kaçan ilginç bir enstantaneyle ilgiydi...

Bu enstantane o gün hepimizin gözünden nasılsa kaçmış...

Türkiye Cumhuriyeti' nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, tüm Türkiye’yi heyecana boğan maçı izleyenler arasındaymış...


Teknik Direktör Fatih Terim, Atatürk’ün çerçeveli yukarıdaki fotoğrafı stada getirip tüm maç boyunca yedek kulübesinde muhafaza etmiş...

Eh ne diyelibiliriz ki bu Fatih Terim'e, teşekkürden başka...

Maç boyunca o gücü nereden aldığımız artık belli oldu...

Teşekkürler Atam, teşekkürler Türkiye ve teşekkürler Milli Takımımız...

Ayrıca aşağıdaki fotoğrafı hazırlayan arkadaşımın eşi Bijen Peker Ersavcı'ya da binlerce kez teşekkürler...


Ertan Yurderi

21 Haziran 2008 Cumartesi

İlk spor yazım ...


Her şeyin bir ilki vardır muhakkak... Bu yazım da benim spor ve futbol konusundaki ilk yazım...

İlk kez bu yazıyla ben de "Milli" oluyorum anlayacağınız...

Bugüne kadar hiç spor yazısı yazmamıştım günlüğüme...

Bugüneymiş kısmet!..

Dün gece gerçekten çok müthiş ve zevkli bir maç izledim...

Müthiş heyecanlandım!..

Son dakikalarda ise kalbim duracak sandım!..

O ne büyük coşkuydu öyle...


Hırvatlardan o lanet olası golü yediğimizde maçın bitmesine az zaman kalmıştı. Tüm ümitlerim suya düşmüşken, o müthiş gol geldi Semih'ten...

TV karşısında avaz avaza öyle bir bağırmışım ki "Golllllllllllllll" diye...

Benimle birlikte maçı seyreden kuyruklu oğlum Şanslı oturduğu sandalyeden havaya öyle bir sıçrayıp kaçtı ki, evin içinde hâlâ onu bulamıyoruz...

Ortalık sakinleştiğinde bir yerden çıkacak muhakkak...

Hanım da ön taraftaki TV'de başka bir şey izliyordu sanırım, o da "N'oluyor bey?" diye koşa koşa geldi içeriye...

Çünki kadıncağız bugüne kadar hiç benim böyle bir maç izleyişime şahit olmamıştı... Şaşırdı zavallım!..

Kızım ise aynı şekilde benimle birlikte avazlandı...

Bağırmaktan şu an ikimizin de sesi kısılmış vaziyetteyiz...

Kısaca dün geceyi, o müthiş karşılaşmayı unutabilmem mümkün değil...


Hele penaltı atışlarındaki ailecek ettiğimiz dualar yerini bulunca sevincimiz ikiye katlandı...

Çok şükür ki bu maçı kazanıp yarı finale geçtik!..

Ardından mahalledeki bazı evlerden ardı ardına silah sesleri geldi...

Bazıları tek tek, bazıları da otomatiğe bağlamış gibi saydırıyorlardı havaya...

Bu sırada balkonlardan ve pencerelerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalıştık...

Apartmanın en üst katında oturduğum için Fatih semtinin her yerini görüyordum...

Semtin her bir yerinden havai fişek atıyorlardı... Gökyüzünün görüntüsü ise müthişti...

Caddeye yakın oturduğum için caddeden kornalarını çalarak geçen arabaların gürültüsü ise gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam etti...

İşte benim dün geceye dair hissettiklerim bunlardı!..


Yukarıda da yazdım ya, bu benim ilk spor yazımdı!..

Belki futbol konusunda daha fazla bilgiye ve görüşe sahip olsam daha farklı şeyler de yazabilirdim...

Oysa bugüne kadar çalıştığım gazetelerde o kadar çok ünlü spor adamının yazılarını yazmıştım ki... Onlardan feyz de kapabilirdim... Ancak ne yazık ki... Onlar kadar ne bilgim var, ne de kabiliyetim var...

Neyse yine de bir futbol karşılaşması sonrası hissettiklerimi yazmak da güzeldi...

Hem kendim için bir ilki gerçekleştirdiğim için mutluyum... Hem de Türkiye'nin yarı finale çıkmasına çok seviniyorum...

Şimdiden Çarşamba gecesini sabırsızlıkla bekleyeceğim...

İnşallah o maçı da kazanır, finalde oynama şansını ülke olarak bir kez daha yakalarız...

Böyle sevinmeye ne kadar çok ihtiyacımız varmış meğersem...

Uzun zamandır bu kadar mutlu olmamıştım!..

Teşekkürler Milli Takım, teşekkürler Fatih Terim ve teşekkürler güzel ülkemin yalnız ve güzel insanları...

Ve Yaşasın Kırmızılı-Beyazlı bayrağım ve o bayrağımın dalga dalga dalgalandığı yalnız ve güzel Türkiye'm!..


Hadi hep birlikte söyleyelim şarkımızı...

Havasına suyuna taşına toprağına
Bin can feda bir tek dostuma
Her köşesi cennetim ezilir yanar içim
Bir başkadır benim memleketim

Lay Lay...

Anadolum bir yanda yiğit yaşar koynunda
Aşıklar destan yazar dağlarda
Kuzusuna kurduna Yunus'una Emrah'a
Bütün alem kurban benim yurduma

Lay Lay...

Mecnun'a Leyla'sına erişilmez sırrına
Sen dost ararsan koş Mevlana'ya
Yeniden doğdum dersin derya olur gidersin
Bir başkadır benim memleketim

Lay Lay...

Gözü pek yanık bağrı türkü söyler çobanı
Zengin fakir hepsi de sevdalı
Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim
Bir başkadır benim memleketim

Ertan Yurderi

16 Haziran 2008 Pazartesi

Estetiğin batsın Kral TV!..


"Eski milletvekili Faruk Demir, Atatürk’e özlemi dile getiren, Mahzuni Şerif’e ait ’Sarı Saçlım Mavi Gözlüm’ şiirini besteleyerek, bir de klip çekti. Klibi yayınlaması için gönderilen TMSF yönetimindeki Kral TV, bu isteği reddetti. Faruk Demir, klibe, şiirin mısralarında geçen ’Kara peçe yakışmıyor kullara’ dizesi nedeniyle yasak getirildiğini iddia ediyor. Kral TV ise bu iddiayı reddediyor ve "Gerekçe, estetik kaygı" diyor...

....." (gazetelerden...)

Kısaca haber bu...

Ey Kral TV,

Zaten senin de estetiğinin bozulduğu, kliplerinin ve programlarının yozlaştığı ve TMSF'nin eline geçtiğin zaman uydumdan ve kablo TV'imden ve gözden çıkartmıştım yayınını...

Sen içinde Atam'la ilgili sözler geçen klibi "estetiğe"  uygun bulmazsın ha!..

"Kara peçe yakışmıyor kullara!.." diyenlere ekranını karartırsın ha!..
O örümcek kafalarınıza kara peçeyi kendiniz mi giyiyordunuz yoksa? Birilerine mi dokundu o sözler? Ya da kanınıza mı dokundu?

Neden "Sarı saçlı, mavi gözlü" sözler sizleri rahatsız ediyor?..
Atam'dan bir korkunuz mu var yoksa?..

Siz o mavi gözlere ve o gözlerin ardındaki yüzbinlerce isimsiz kahramanların gözlerine zaten bakamazsınız ki?

Siz ancak yozlaşmış ve kokuşmuş başka Kral'ların kölesi olursunuz...
Onların kapılarında kul, köle ve el pençe divan durursunuz...

RTÜK'ünüzün MÜTÜK'ünüzün ve KÜTÜK'ünüzün ardına sığınmayın...
Ağzınızdaki o çürümüş baklayı da çıkartın... Sizin niyetinizi zaten cümle alem biliyor artık...

Siz o klibi yayınlamazsanız yayınlamayın, yayınlatmazsanız da yayınlatmayın...
O klibi yayınlayacak sizin gibi düşünmeyen onlarca TV kanalı var...
Biz o klibi seyredecek TV buluruz kendimize...

Atamızı ve Atamızla ilgili sözleri bizlere unutturamazsınız!..
Türkiye'yi o arzu ettiğiniz rejime çeviremezsiniz...
Durun bakalım, daha bizler ölmedik!... Gördüğünüz gibi bakın yaşıyoruz...

Sizin gibi kansız da değiliz biz!..
Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Atam'ın ilkelerini sonsuza dek yaşatacak kudret, damarlarımızdaki asil kanda hâlâ mevcut...
Siz ve sizin gibi düşünen ümmet bunu iyi bilsin elbet!..


Atatürk'ü seven tüm dostlarıma,

O estetik kaygısı taşıyanlara inat, lütfen bilgisayarınızın sesini sonuna kadar açın ve bize unutturmak istedikleri "Sarı Saçlı Mavi Göz'lü DEV"imizi düşünerek ve yüreğinizde yaşatarak bu müziğe hep birlikte eşlik edin!..
 


"Sana hasret sana vurgun gönlümüz
Nerdesin mavi gözlüm nerde?
Bu gemi bu Karadeniz
Sarı saçlım mavi gözlüm
Nerde nerde nerdesin dost?

Kurban olam yürüdüğün yollara
Kara peçe yakışmıyor kullara
Uyan bak bizim hallara
Sarı saçlım mavi gözlüm
Nerde nerde nerdesin dost?

Bulutlar teninden, dağlar kokundan
Sarhoştur sevdiğim Mahzuni bundan
Bir daha gel, gel Samsun’dan
Sarı saçlım mavi gözlüm
Nerde nerde nerdesin dost?" 
Ertan Yurderi

13 Haziran 2008 Cuma

Türksat 3A'yla dördüncü kez uzaydayız...


Hani yıllardır dilimize pelesenk ettiğimiz bir halk söyleyişimiz vardı ya, "Millet çıktı uzaya, biz kaldık hâlâ yaya" diye... Artık uzun zamandır kimse böyle bir cümle kuramıyor ne yazık ki...

Çünki Türkiye uydu ve uzay yolculuğunda Türksat 1B, 1C, 2A derken sınıf atlayıp 3A'ya da geçti sonunda...

Günlerdir uzaya gitti gidemedi derken, 200 milyon doları cebine koyup sonunda uzaylı arslan parçası bir Türk'ümüz, Türksat'ımız daha oldu...

Birçok ülkenin uydusu yokken, yapımında 22 Türk mühendisin olduğu dördüncü uydumuz oluyor Türksat 3A... (uzay yolculuğuna çıkarken havada patlayan uydumuz hariç, onun yerine anlaşma gereği zaten yenisini yaptılar...)


Bizler bir uyduyla böyle seviniyorsak, şimdiye kadar uzaya insansız ya da insanlı uzay aracını gönderebilseydik kimbilir ne kadar çok sevinirdik...

Belki bizlerin ömrü böyle bir şeyi görmeye yetmez ama, ileride o da olur inşallah...

Düşünsenize uzaya dolmuş yapan uzaylı Türk araçlarını...

Neyse fazla uçtuk, yeniden yeryüzüne inelim...

Elbette yeni uydu yeni teknoloji demek...

Ülkemize TV yayınları ve iletişim yanında, askeri alanda katacağı desteği de büyük olacağı kesin...

Tabii ki bir uydusever olarak beni de izlenebilecek TV kanalları ve Radyo kanalları ilgilendiriyor o da ayrı bir konu...


Elbette uyduların da bir ömrü var. Görevini bitirdikten sonra atmosfere girip kül olup yanıp gidiyor...

Türksat 3A'mızın ömrü de 20 yıl kadar olacakmış...

Bu arada 2011 yılında Türksat 4A'yı, 2014 yılında da Türksat 5A'yı göndermeyi planlıyormuşuz...

Ayrıca Türksat 5A'yı Türkiye'de, Türk mühendislerimizle imal edecekmişiz... Yani tamamen her şeyiyle Türk yapımı olacakmış...


Şimdi Türksat 3A uydumuz, 10 günlük yolculuk ardından hizmet vereceği "42 derece doğu" yörüngesine oturtulacakmış, sonra da tüm kontrolü bizim Gölbaşı'ndaki uydu yer istasyonuna devredilecekmiş...

Uydumuz tam kapasiteyle çalışmaya başladığında da Türkiye ile birlikte Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Çin'e kadar uzanan geniş bir kapsama alanında, televizyon yayıncılığı ile birlikte internet, ses ve data aktarımları için kullanılacakmış...


Tabii ki benim de Türksat 3A'dan dileğim kaliteli ve izlenebilir yerel ve ulusal TV ve radyo yayınlarının uydu üzerinde bulunması, uydunun ülkenin siyasi amaçlarına hizmet amaçlı değil, ülkenin çıkarları ve ilerlemesi doğrultusunda iyi ve doğru yönde kullanılması...

Umarım bu arada biz internet kullanıcılarını da düşünürler... Hızlarımızı biraz daha artırıp biraz daha ucuzlatmanın yolunu açmak için Telekom'a baskı yaparlar... Telekom'un yeni teknolojilere ayak uydurmasını sağlarlar... Böylesi önemli teknolojinin nimetlerinden bizleri de faydalandırırlar... Yoksa Telekom hiçbir yatırım yapmazsa bu uydu teknolojisinden bizlerin faydalanması mümkün gibi görünmüyor şu an için...

Kısacası, Türksat 3A'mız tüm Türk ulusuna hayırlı olsun... İyi günlerde, iyi amaçlar için kullanalım...

Ertan Yurderi

12 Haziran 2008 Perşembe

Garanti'nin zikir çeken Turko robotları




Ülke gündemi o kadar yoğun ki şu sıralar...
Hangi haberi izleyip yazacağımızı şaşırıyoruz artık...

Ha bugün ha yarın bu konuda ben de bir iki satır bir şey yazayım derken üzerinden bir hafta geçti ve bugünlere geldik, atladık bu haberi...

Bu arada son günlerde de özel mail gruplarında avaz avaz bu robotlarla ilgili mailler paylaşılıyor, duruyor...

Ayrıca Ekşi Sözlük'te de nerdeyse 5 sayfalık uzun uzun yazılar halinde çıkıyor bu Garanti Bankası'nın zikir robotlarıyla ilgili düşünceler... (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=turko&kw=&a=&all=&v=&p=1)

Filmdeki robotlar soyunma odasında sağ elleriyle göğüslerinin sol tarafına vururken, fonda Aczimendi türü tarikatların törenlerinde izlediğimiz gibi garip bir "hu ile hayy" arasında ses çıkartıyorlar...

Sanırsınız ki, onlar futbolcu değil, zikir çeken tarikat üyeleri...

Bu robotların ismi de Turko...
Tıpkı kuro, hırbo, kürdo, fruko gibi...

Mail gruplarımdan bir arkadaşımız da haklı olarak kafayı fena halde takmış Turko kelimesine...

Takılmayacak gibi değil ki, ben de taktım çünki...

Diyor ki;

"İsim taktığınız içecek yada yiyecek markası değil, bir ulusu temsil eden TÜRK MİLLİ TAKIMI FORMASINI GİYEN TÜRK'LER YANİ HEPİMİZ...

Bir reklamcı bir ulusun bireylerine isim takma cüretini nasıl gösterebilir? Kuro, hırbo, kürdo, fruko, turka gibi kelimeleri anımsatan bu durumdan nefret ettim.

Büyük önder MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 'NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE' vecizesi ile bir ümmetten ulus yarattı.

Siz Amerikan özentisi tavrınızla yaptığınız reklamın bu ülke insanına saygısızlık olduğunun farkında değilmisiniz?

BİZ TÜRKÜZ ne turko nede başka birşey, kimliğimize birşeyler ekleme arayışından vazgeçin artık.

Bu maili Garanti ve bütün gazetelere yollayacağım bakalım kim ne kadar duyarlı davranacak?.."

Evet günlerden beri reklam kuşaklarında dönen bu reklamı Garanti Bankası'na protesto mailleri gönderip bizlerin de protesto etmesi lazım değil mi?..

Siz şayet reklam filmini yukarıda izlediyseniz, neler düşünüyorsunuz haksız değil miyim?

Not: Bu arada Garanti Bankası "Şikayetim Var" linki; http://www.garanti.com.tr/hakli_musteri_hatti/sikayetim_var.html

Ertan Yurderi