16 Haziran 2008 Pazartesi

Estetiğin batsın Kral TV!..


"Eski milletvekili Faruk Demir, Atatürk’e özlemi dile getiren, Mahzuni Şerif’e ait ’Sarı Saçlım Mavi Gözlüm’ şiirini besteleyerek, bir de klip çekti. Klibi yayınlaması için gönderilen TMSF yönetimindeki Kral TV, bu isteği reddetti. Faruk Demir, klibe, şiirin mısralarında geçen ’Kara peçe yakışmıyor kullara’ dizesi nedeniyle yasak getirildiğini iddia ediyor. Kral TV ise bu iddiayı reddediyor ve "Gerekçe, estetik kaygı" diyor...

....." (gazetelerden...)

Kısaca haber bu...

Ey Kral TV,

Zaten senin de estetiğinin bozulduğu, kliplerinin ve programlarının yozlaştığı ve TMSF'nin eline geçtiğin zaman uydumdan ve kablo TV'imden ve gözden çıkartmıştım yayınını...

Sen içinde Atam'la ilgili sözler geçen klibi "estetiğe"  uygun bulmazsın ha!..

"Kara peçe yakışmıyor kullara!.." diyenlere ekranını karartırsın ha!..
O örümcek kafalarınıza kara peçeyi kendiniz mi giyiyordunuz yoksa? Birilerine mi dokundu o sözler? Ya da kanınıza mı dokundu?

Neden "Sarı saçlı, mavi gözlü" sözler sizleri rahatsız ediyor?..
Atam'dan bir korkunuz mu var yoksa?..

Siz o mavi gözlere ve o gözlerin ardındaki yüzbinlerce isimsiz kahramanların gözlerine zaten bakamazsınız ki?

Siz ancak yozlaşmış ve kokuşmuş başka Kral'ların kölesi olursunuz...
Onların kapılarında kul, köle ve el pençe divan durursunuz...

RTÜK'ünüzün MÜTÜK'ünüzün ve KÜTÜK'ünüzün ardına sığınmayın...
Ağzınızdaki o çürümüş baklayı da çıkartın... Sizin niyetinizi zaten cümle alem biliyor artık...

Siz o klibi yayınlamazsanız yayınlamayın, yayınlatmazsanız da yayınlatmayın...
O klibi yayınlayacak sizin gibi düşünmeyen onlarca TV kanalı var...
Biz o klibi seyredecek TV buluruz kendimize...

Atamızı ve Atamızla ilgili sözleri bizlere unutturamazsınız!..
Türkiye'yi o arzu ettiğiniz rejime çeviremezsiniz...
Durun bakalım, daha bizler ölmedik!... Gördüğünüz gibi bakın yaşıyoruz...

Sizin gibi kansız da değiliz biz!..
Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Atam'ın ilkelerini sonsuza dek yaşatacak kudret, damarlarımızdaki asil kanda hâlâ mevcut...
Siz ve sizin gibi düşünen ümmet bunu iyi bilsin elbet!..


Atatürk'ü seven tüm dostlarıma,

O estetik kaygısı taşıyanlara inat, lütfen bilgisayarınızın sesini sonuna kadar açın ve bize unutturmak istedikleri "Sarı Saçlı Mavi Göz'lü DEV"imizi düşünerek ve yüreğinizde yaşatarak bu müziğe hep birlikte eşlik edin!..
 


"Sana hasret sana vurgun gönlümüz
Nerdesin mavi gözlüm nerde?
Bu gemi bu Karadeniz
Sarı saçlım mavi gözlüm
Nerde nerde nerdesin dost?

Kurban olam yürüdüğün yollara
Kara peçe yakışmıyor kullara
Uyan bak bizim hallara
Sarı saçlım mavi gözlüm
Nerde nerde nerdesin dost?

Bulutlar teninden, dağlar kokundan
Sarhoştur sevdiğim Mahzuni bundan
Bir daha gel, gel Samsun’dan
Sarı saçlım mavi gözlüm
Nerde nerde nerdesin dost?" 
Ertan Yurderi

13 Haziran 2008 Cuma

Türksat 3A'yla dördüncü kez uzaydayız...


Hani yıllardır dilimize pelesenk ettiğimiz bir halk söyleyişimiz vardı ya, "Millet çıktı uzaya, biz kaldık hâlâ yaya" diye... Artık uzun zamandır kimse böyle bir cümle kuramıyor ne yazık ki...

Çünki Türkiye uydu ve uzay yolculuğunda Türksat 1B, 1C, 2A derken sınıf atlayıp 3A'ya da geçti sonunda...

Günlerdir uzaya gitti gidemedi derken, 200 milyon doları cebine koyup sonunda uzaylı arslan parçası bir Türk'ümüz, Türksat'ımız daha oldu...

Birçok ülkenin uydusu yokken, yapımında 22 Türk mühendisin olduğu dördüncü uydumuz oluyor Türksat 3A... (uzay yolculuğuna çıkarken havada patlayan uydumuz hariç, onun yerine anlaşma gereği zaten yenisini yaptılar...)


Bizler bir uyduyla böyle seviniyorsak, şimdiye kadar uzaya insansız ya da insanlı uzay aracını gönderebilseydik kimbilir ne kadar çok sevinirdik...

Belki bizlerin ömrü böyle bir şeyi görmeye yetmez ama, ileride o da olur inşallah...

Düşünsenize uzaya dolmuş yapan uzaylı Türk araçlarını...

Neyse fazla uçtuk, yeniden yeryüzüne inelim...

Elbette yeni uydu yeni teknoloji demek...

Ülkemize TV yayınları ve iletişim yanında, askeri alanda katacağı desteği de büyük olacağı kesin...

Tabii ki bir uydusever olarak beni de izlenebilecek TV kanalları ve Radyo kanalları ilgilendiriyor o da ayrı bir konu...


Elbette uyduların da bir ömrü var. Görevini bitirdikten sonra atmosfere girip kül olup yanıp gidiyor...

Türksat 3A'mızın ömrü de 20 yıl kadar olacakmış...

Bu arada 2011 yılında Türksat 4A'yı, 2014 yılında da Türksat 5A'yı göndermeyi planlıyormuşuz...

Ayrıca Türksat 5A'yı Türkiye'de, Türk mühendislerimizle imal edecekmişiz... Yani tamamen her şeyiyle Türk yapımı olacakmış...


Şimdi Türksat 3A uydumuz, 10 günlük yolculuk ardından hizmet vereceği "42 derece doğu" yörüngesine oturtulacakmış, sonra da tüm kontrolü bizim Gölbaşı'ndaki uydu yer istasyonuna devredilecekmiş...

Uydumuz tam kapasiteyle çalışmaya başladığında da Türkiye ile birlikte Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Çin'e kadar uzanan geniş bir kapsama alanında, televizyon yayıncılığı ile birlikte internet, ses ve data aktarımları için kullanılacakmış...


Tabii ki benim de Türksat 3A'dan dileğim kaliteli ve izlenebilir yerel ve ulusal TV ve radyo yayınlarının uydu üzerinde bulunması, uydunun ülkenin siyasi amaçlarına hizmet amaçlı değil, ülkenin çıkarları ve ilerlemesi doğrultusunda iyi ve doğru yönde kullanılması...

Umarım bu arada biz internet kullanıcılarını da düşünürler... Hızlarımızı biraz daha artırıp biraz daha ucuzlatmanın yolunu açmak için Telekom'a baskı yaparlar... Telekom'un yeni teknolojilere ayak uydurmasını sağlarlar... Böylesi önemli teknolojinin nimetlerinden bizleri de faydalandırırlar... Yoksa Telekom hiçbir yatırım yapmazsa bu uydu teknolojisinden bizlerin faydalanması mümkün gibi görünmüyor şu an için...

Kısacası, Türksat 3A'mız tüm Türk ulusuna hayırlı olsun... İyi günlerde, iyi amaçlar için kullanalım...

Ertan Yurderi

12 Haziran 2008 Perşembe

Garanti'nin zikir çeken Turko robotları




Ülke gündemi o kadar yoğun ki şu sıralar...
Hangi haberi izleyip yazacağımızı şaşırıyoruz artık...

Ha bugün ha yarın bu konuda ben de bir iki satır bir şey yazayım derken üzerinden bir hafta geçti ve bugünlere geldik, atladık bu haberi...

Bu arada son günlerde de özel mail gruplarında avaz avaz bu robotlarla ilgili mailler paylaşılıyor, duruyor...

Ayrıca Ekşi Sözlük'te de nerdeyse 5 sayfalık uzun uzun yazılar halinde çıkıyor bu Garanti Bankası'nın zikir robotlarıyla ilgili düşünceler... (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=turko&kw=&a=&all=&v=&p=1)

Filmdeki robotlar soyunma odasında sağ elleriyle göğüslerinin sol tarafına vururken, fonda Aczimendi türü tarikatların törenlerinde izlediğimiz gibi garip bir "hu ile hayy" arasında ses çıkartıyorlar...

Sanırsınız ki, onlar futbolcu değil, zikir çeken tarikat üyeleri...

Bu robotların ismi de Turko...
Tıpkı kuro, hırbo, kürdo, fruko gibi...

Mail gruplarımdan bir arkadaşımız da haklı olarak kafayı fena halde takmış Turko kelimesine...

Takılmayacak gibi değil ki, ben de taktım çünki...

Diyor ki;

"İsim taktığınız içecek yada yiyecek markası değil, bir ulusu temsil eden TÜRK MİLLİ TAKIMI FORMASINI GİYEN TÜRK'LER YANİ HEPİMİZ...

Bir reklamcı bir ulusun bireylerine isim takma cüretini nasıl gösterebilir? Kuro, hırbo, kürdo, fruko, turka gibi kelimeleri anımsatan bu durumdan nefret ettim.

Büyük önder MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 'NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE' vecizesi ile bir ümmetten ulus yarattı.

Siz Amerikan özentisi tavrınızla yaptığınız reklamın bu ülke insanına saygısızlık olduğunun farkında değilmisiniz?

BİZ TÜRKÜZ ne turko nede başka birşey, kimliğimize birşeyler ekleme arayışından vazgeçin artık.

Bu maili Garanti ve bütün gazetelere yollayacağım bakalım kim ne kadar duyarlı davranacak?.."

Evet günlerden beri reklam kuşaklarında dönen bu reklamı Garanti Bankası'na protesto mailleri gönderip bizlerin de protesto etmesi lazım değil mi?..

Siz şayet reklam filmini yukarıda izlediyseniz, neler düşünüyorsunuz haksız değil miyim?

Not: Bu arada Garanti Bankası "Şikayetim Var" linki; http://www.garanti.com.tr/hakli_musteri_hatti/sikayetim_var.html

Ertan Yurderi 

11 Haziran 2008 Çarşamba

Yorumsuz...




Fatih Altaylı'nın geçen akşam "Teke Tek"teki konukları üniversite öğrencileriydi.

Kevser Çakır ve Nuray Bezirgan isimli türban eylemcisi bayan öğrencilerin açıklamaları da olay yaratacak cinstendi...

Bu iki genç kızın konuşmalarını ibretle izleyin!.. Bakalım siz bu görüntüler sonrası neler düşüneceksiniz!..
 


Ertan Yurderi

10 Haziran 2008 Salı

"Domates, biber, patlıcan..."


"Domates, biber, patlıcan!.." deyiverince aklıma birden rahmetli Barış Manço geldi her ne hikmetse...

Rahmetli o günlerden bugünleri gördü mü ne bu şarkısını bestelerken acaba?

Şarkısının nakarat bölümünün devamında da şunları söylüyordu hatırlarsınız...

"Bir anda bütün dünyam karardı bu sesle sokaklar yankılandı"...

Evet ben de domatesin üzerindeki tarım ilacı kalıntısı nedeniyle Rusya’nın almadığı domateslerin iç piyasaya satılıyor iddiası yüzünden dünyam karardı, endişelenmeye başladım...

Domatesçiler de arabalarla şehrin içinde dolaşmaya başladılar...

Megafonlarını sonuna kadar açıp: "Domatizzzz, domatiizzzzz" diye de bağırıyorlar...

Pazarlarda da, Rusya'nın almadığı nitratlı domatesler mi satılıyor acaba?

Domates'in ağzı yok ki sorayım...

Sen "- Nitratlı mısın kardeş? Seni yiyebilir miyim" diye...

Böyle bir şey olabilir mi? Rusya'nın almadığı ve insanlarına yedirmediği domatesler iç piyasaya sürülüp Türk halkına yedirilir mi?..

Öyle ya, biz Türkler'e bir şey olmaz değil mi?..

Türk milleti her türlü mikroba karşı duyarlı olduğundan yetkililer de ziyan olmasınlar diye bize yedirecekler... Hatta TV'lerde domates yiyen yetkililer de göreceğiz...

Diyecekler ki bize: "Yiyin, yiyin yiyin... Niye yemiyorsunuz? Nitratlı domates de yiyin... Bak pek şeker... Menemen yapıp yiyin, söğüş yapıp doğrayıp yiyin, siz yeter ki yiyin..."

"İyi yiyin, zıkkımlanın" diyorsunuz da kardeşim, yakında sağlıklı toplum olacağız diyen yine siz değil misiniz?...

Çevrenizdeki hastanelere şöyle bir bakın... O hastaneler hınca hınç SAĞLIKLI insanlarla mı dolu sanıyorsunuz?..

Siz milletle dalga mı geçiyorsunuz; Millet kanser illetinden kırılıyor be... Kırılıyor...

Nerde bu ülkenin Sağlık Bakanı, nerede bu ülkenin Tarım ve Köy İşleri Bakanı?..

Hay Allah ben de Meclis'te veya Meclis dışında bu bakanları arıyorum... Onlar şu an bambaşka işlerle meşgullerdir eminim...

- İnsanlarına, içine çöp ve tıbbi artık karışan Kirli Melen Suyu'nu içirirler...
- İnsanlarına sülfatlı suları 21 gün içirirler de haber vermezler...
- İnsanlarına norovirüs bulaşmış suları Aksaray denilen ilde içirirler, yüzlerce insanı hasta ederler, kobay gibi kullanırlar...
- Millet bu ülkede minicik keneden ölmeye başlar, gülüp geçerler... Keneden korunmak için önlem olarak "Pantalonlarını çoraplarının içine soksunlar!.." derler...

İşte tüm bunlar Türk halkına bugünlerde pek reva görülenler...

Bu milletten sağlıklı olmayı bekleyenler duyun haykırışımızı:

"Domates, biber, patlıcan!..
Hay patlasın senin .........."

Ertan Yurderi

15 Şubat 2008 Cuma

Haydi Behçet: Sıkıysa, "Böl, parçala ve yönet!.."



Bizler eski kuşağız mâlum... Hep eskilerden bahsetmeyi severiz...

Bir zamanlar seks filmleri furyası vardı. Tam gençliğimizin en azgın zamanlarında Aksaray ve Taksim arasındaki sinemaları arşınlar dururduk...

O zamanlar da Zerrin Egeliler ve Behçet Nacar filmleri bu sinemaların olmazsa olmazları arasındaydılar...

Behçet Nacar, böl, parçala ve yönet filmlerinin başrol oyuncusuydu... Nasıl bölüp, parçalayıp ve yönettiğini karesi karesine buraya anlatmam mümkün değil...

Neyse bu arada türban mürban derken ülkenin gündemine dair bir çok şeyi de gözden kaçırıyoruz... Şimdi de İstanbul ve yurdun çeşitli büyük illerinde belediyelerde Behçet Nacar yöntemiyle "Böl, parçala ve yönet" sistemini devreye sokmaya çalışıyorlar...

Tıpkı bir zamanlar emperyalist ülkelerin Sevr'de yaptıkları gibi...

Dünkü TV haberlerinde seyrettiğime göre Fatih ve Eminönü belediyelerinin ve Kadıköy ve Ümraniye belediyelerinin parçalanıp bölünmesi ve yönetilmesi gündeme gelmiş...

Bu arada da oturduğumuz mahalleler de ya genişletilecek ya da küçültülecekmiş... Bunların haritaları hazırlanıyormuş gelecek belediye seçimlerine kadar...

Fatih ve Eminönü semti sur içinde kalan çok eski semtlerdir... Her yöresi buram buram tarih kokar...

Şimdi bu iki semti nasıl birleştirecekler diye merak ediyorum...

Birleştirdiklerinde de ismi ne olacak?

Fatihönü mü olacak, yoksa Faminö mü olacak?

Ya da Kadıköy ve Ümraniye birleştiğinde adı ne olacak?

Kadıniye ya da Kadıümran mı olacak?

Bunlar ne yapmaya çalışıyorlar kuzum?

Bu arada bizler tüm Fatih semtinde oturanlar elbette bu birleşmeden rahatsısız...

Sanırım ülkeyi bölmeyi düşünenler önce belediyelerden başlıyorlar...
Amaçları; insanları yavaş yavaş bölünmeye, parçalanmaya ve yönetilmeye alıştırmak...

Küçük Sevr'i şehirlerden ve belediyelerden başlatarak tüm ülke sathına yaymayı düşünenler iyi bilsinler ki "Biz bu oyunları yemeyiz!.. Biz bu oyunlara gelmeyiz!.."

Bu arada "Parçala Behçet"in de bir takatı vardı, sonunda bir yerde "parçalayıp, bölmekten ve yemekten" kesilip tık diye kalıyordu, araya parça filmleri sokuluyordu...

Kıssadan hisse!.. Biz bu filmi daha önceleri de gördük...

Ancak Sevr'i bize hiçbir zaman yediremediler!..

Bizler BİR'lik olup, onları ve onlar gibi düşünenleri yok etmesini, ülkenin parçalanmasını ve bölünmesini ve yönetilmesini kanımızın son damlasına kadar engellemeyi çok iyi bildik...

Ne pahasına olursa olsun, gerekirse yine de yaparız!..

Ertan Yurderi