Gazetecilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gazetecilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Mayıs 2011 Salı
Yaşasın özgür ve bağımsız gazetecilik ...
Bugün tüm dünyada kutlandığı gibi ülkemizde de "Dünya Basın Özgürlüğü Günü"nü içimiz buruk bir şekilde kutlamaya çalışıyoruz...
Basın camiası içinde çalışmaya başladığım 1980 sonrasından bugüne kadar gazeteciler üzerindeki baskı ve yıldırma politikalarına hep şahit oldum... Taşeronlaşmalar ve sendikasızlaştırmalar yüzünden, tazminat ve yıpranma payları ödenmeden sokak önlerine konulan arkadaşlarımızın çektiklerine şahit oldum... Düşüncelerinden ve yazılarından ötürü hakkında dava açılan arkadaşlarımıza ve aralarından tutuklananlara şahit oldum... Gerçekleri tüm açıklığıyla ortaya çıkaran duayen gazeteci büyüklerimizin öldürüldüklerine şahit oldum... Ama bunlar bizi hiç yıldırmadı... Üzerimizdeki baskıya ve sansüre rağmen kamuoyunun bilinçlenmesi ve bilgilendirilmesi için hep mücadele ettik... Etmeye de devam ediyoruz...
Bizler; aşağıda imzasını okuyacağınız gazetecilik örgütlerinin üyeleri olarak ortak bir bildiri de yayınladık...
Bu bildiriyle;
3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla dünyanın dört bir yanında zor durumda olan ve basın özgürlüğü mücadelesi veren meslektaşlarımızla dayanışma içinde olduğumuzu ilân ederken, ülkemizdeki yetkilileri de basın özgürlüğüne darbe vuran girişimlerden kaçınmaya ve mevcut engelleri kaldırmaya çağırıyoruz.
Basın özgürlüğünü; gazetecilere özgü bir hak olduğu için değil, demokratik toplumların ve demokratikleşmenin “olmazsa olmaz”larından biri olduğu için önemsiyor ve talep ediyoruz.
2000’ler Türkiyesinde, bir yandan “Basın Yasası ile gazeteciler için hapis cezası tarih oldu” diyen hükümetin, öte yandan yeni Türk Ceza Kanunu ile ağır hapis cezaları getirmiş olmasını vahim bir hata olarak görüyoruz. Yeni TCK’nın değiştirilmeden yürürlüğe girmesiyle sansür ve otosansür günlerinin başlayacağını, “neyi nasıl yazarsam hapis cezası almam” diye endişeye kapılan gazetecilerin özgür habercilik yapamayacaklarını anımsatmak isteriz.
Haber, yorum ve karikatürlerinden dolayı gazeteciler hakkında davalar açılmasını eleştiri hakkına tahammülsüzlük olarak değerlendirirken; toplumsal olaylar sırasında atılan sloganları yayımlayan gazete hakkında dava açılmasını hayret ve endişeyle karşılıyor, ifade ve basın özgürlüğünün kullanımına bir müdahale sayıyoruz. Bu davanın görüldüğü tam da bugün, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde, hâlâ mahkemelerimizde yargılanan gazetecilerin olması Türkiye için utanç verici bir manzaradır. Karikatürler ve sloganlar için mahkemelere gitmenin yol olduğu bir ülkede demokratik yönetim anlayışının ağır bir yara aldığının kavranmasını umuyoruz.
Dünyada ise gazetecilerin sansür baskısını, işkence, hapis ve rehin almaları yaşadıkları çok sayıda ülke var... Geçtiğimiz yıl, tarihin en çok gazeteci öldürülen dönemi oldu. Irak’ta ABD güçlerinin doğrudan hedef alarak öldürdüğü gazetecilerin dosyalarının ciddi soruşturmalar yapılmadan kapatılmasını protesto ediyoruz.
Savaş bölgelerinde çalışan meslektaşlarımızın özel bir statüsü olmasını ve bu statünün bütün hükümetlerce tanınmasını istiyoruz.
Medya şirketlerini, savaş alanlarına gönderdiği gazeteciler için her türlü güvenlik önlemini almaya çağırıyoruz.
Medya sahiplerinin, ticari çıkarları her şeyin önünde tutan ve halkın haber alma hakkını bu çıkarlar yüzünden zedeleyen yaklaşımlara girmemelerini bekliyoruz.
Dünyanın pek çok yerinin bir yangın alanına döndüğü günümüzde, bütün meslektaşlarımızı her türlü şiddete karşı çıkarak, barış, demokrasi ve insan hakları için çalışmaya davet ediyoruz.
Mesleğin etik ilkelerine uymanın, ırkçı ve şoven bir dil kullanımından kaçınmanın bugün her zamankinden çok daha önemli olduğunu anımsatmak istiyoruz.
Yaşasın özgür ve bağımsız gazetecilik.
GAZETECİ ÖRGÜTLERİ PLATFORMU (G-9)
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Parlamento Muhabirleri Derneği (PMD), Foto Muhabirleri Derneği (FMD), Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD), Diplomasi Muhabirleri Derneği (DMD), Profesyonel Haber Kameramanları Derneği (PHKD), Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği (RTGD), Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Ankara Şubesi, Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ) Türkiye Temsilciliği, Haber-Sen.
Ertan Yurderi
7 Nisan 2010 Çarşamba
Yazarlık, gazetecilik ve özveri üzerine...
Yazarlık, gazetecilik ve özveri...
Aynı şey mi sizce?..
Her yazar gazeteci olur mu, ya da her gazeteci yazar olur mu?..
Yazar, günün içinde olduğu kadar, zamanın da derinliğindedir. Yalnız bugünü, bu dakikayı ve bu anı değil, geçmişten gelen, kalan kalmayan, yaşanmış yaşanmamış zaman parçalarını, anlamı, etkinliği ve kalıcılığıyla duyurur. Bugün de yarın da okunacak, bir anlam, bir değer kazanacak bir tutumla, bir özenle kalacak yazılar yazar...
Gazeteci ise günü yaşar an be an... Toplumun gözlemleyicisidir... Dünyanın, ülkenin, zamanın, insanın yaşamına ayna tutandır. Bakar, görür, gösterir. En kısa sürede, en az sözcükle haberini sunandır!..
Gazeteci aydınlığı, karanlığı haber verendir. Yazar o aydınlığın, karanlığın gizlerini çözmeye çalışandır. Hem kendi kendine, hem de onu izleyen okurlarıyla...
Yukarıdaki satırlar, usta gazeteci sevgili Oktay Akbal Üstadımızın "Gazetecilik ve Yazarlık" köşe yazısından alıntılarla yazılmış bir yazıdır...
Gazeteci deyince şimdi ser'deki gazetecilik olayı geliyor hemen benim aklıma...
Peh benden de ne acar gazeteci olurdu ama...
Hayal bu ya...
Hadi diyelim ki ben öyle hızlı gazeteci havalarında, gazetelerin istihbarat servislerinde haber peşinde koşan gazetecilerinden olayım bir an...
Ne yapmak istiyorum?
Nasıl bir haber patlatayım da, yahut diğer muhabir arkadaşların göremediği bir haberi nasıl atlatayım da bir anda Yayın Yönetmeni'min gözüne girip onun acar gazetecisi olayım, bir anda ünleneyim diye düşünüp duruyorum...
Neyse ben böyle düşünedururken, bir baktım önümde güzel bir imkân...
Elbette ben bu imkânı kaçırır mıyım... Hemen atladım bu imkânın üzerine...
Sonuçta buradan çıkartacağım haberle ben, bir anda değil Türkiye'nin, dünyanın gündemine oturabilirdim...
NASA'dan bir yetkili yanlışlıkla cep telefonumu çaldırmıştı. Konuşmalarında sık sık bana "Reha Reha" dedikleri için, beni Reha Muhtar sandılar diye hiç bozuntuya falan vermedim.
Yetkili Türkiye'den ilk Türk gazetecisi olarak uzaya götürüp Endeaovour'dan fotoğraf çekip, uzay laboratuvarıyla birlikte haber yapmam konusunda ikna etmeye çalışıyordu...
"Allahhh, tamam gelirim" deyip bu imkanın üzerine balıklama atladım...
Reha'ya haber verecek halim neyim yoktu... Bu fırsat da kaçmazdı, bir daha da düşmezdi elime... Hemen Bir Pan American uçağına atlayıp doğru Houston'a yollandım...
Uçuş hazırlıkları tamamdı... Yanıma 5.1 megapiksellik makinemi ve 2 GB'lık hafıza kartımı ve 4 adet 3000 miliamperlik şarjlı pillerimi de alıp mekiğe bindim, Endeaovour'la yola çıktık...
Neyse yarım saat sonra dünyanın yörüngesine oturduk...
Sonra laboratuvara kilitlendik...
Bu arada uzay laboratuvarının dış panellerinde bir arıza olmuş...
Bizim çocukların dışarıya çıkması lazımmış... Dışarı çıkarken de, "Hadi sen de gel hem bir uzay havası alırsın, hem de biz iş yaparken bizim fotoğraflarımızı çekersin" falan dediler...
Hiç kırarmıyın... Kırmam tabii ki... "Gelirim" dedim...
Dışarıya hep birlikte çıktık... Hava güzel ve güneşli idi... Neyse laboratuvarın yanından yanından yürümeye başladık...
Altta dünyanın bir sürü yerini görüyordum...
Türkiye'nin üzerinden geçerken bizim hanımı aradım cepten, hayret Turkcell çekiyordu buradan bile... "Hadi çık terasa el sallıcam" dedim... O da "Tamam" dedi... Neyse birbirimize el sallayarak hasret giderdik... Ne de olsa uzaydan da onu seyretmek aşkların en güzeliymiş...
Bu arada terasa çıkan evin kuyruklu oğlu Şanslı da, "Anneoww, nerde babam yahouwww, miyouwww" derken... Ona da oradan "Pişşşt, burdayım len!.." deyivermiştim, gönlü oldu çocukcağızın...
Bu arada bir karede de ben görüneyim diye fotoğraf makinemi yan taraftaki astronot arkadaşa verdim, sağolsun o da beni böyle görüntülemiş. Bir de fotoğrafa çerçeve atmış... Bir türlü kamerayı düz tutturamadım ona...
Çocuklar çok yorulmuşlardı... Yanımda getirdiğim Türk helvasından tattırdım onlara...
Bu arada bir baktım aşağıda dünyada bir kaos var... Bulutlar hızlı hızlı dönüp duruyor... "Ne oluyor lan aşağıda" demeye kalmadan hayret ifademle bulutlara dindirin hızlı dönmenizi diyeceğime sadece "Diin, Diin" deyivermişim... Bu sözlerim astronotların da hoşuna gitmiş olacak... Mekik'e döndükten sonra aşağıya "Ertan, diin diin dedi, kasırganın adı Dean olsun" dediler... Böylece o kasırganın adını da ben vermiş oldum...
Neyse yukarıdaki geçirdiğim birkaç saatlik koşuşturma sonucunda dünyaya dönüş başladı tabii... Yarım saat sonra yine dünyadaydık...
"Ben bu haberi hemen hazırlayayım, bloguma koymam gerek bunun için de eve gitmem gerek" deyip çıktım NASA'dan geldim eve bu haberi yazmaya koyuldum...
İşte gazetecilik böyle özveri falan gerektiriyor... Neyse ben haberi Reha'ya kaptırmamanın gururunu yaşıyorum... O olsaydı bu kadar güzel neyim fotoğraf falan çekemezdi sanırım...
Sizler de benimle gururlanmışsınızdır umarım...
Haberde de görüldüğü üzre, Blogger.com'dan uzaya ilk giden ve haber kopartan bir arslan arkadaşınız aranızdan çıktı işte...
"Twitter ve Facebook'un kocayüreğinden astronot çıkmaz" diyenlere de örnek ve nispet olsun...
Teşekkür (yağlama) notu: NASA'dan beni yanlışlıkla arayan yetkiliye, hiçbir şeyden haberi olmayan Reha Muhtar'a, Prezident Obama'ya, Endeavour mürettebatına, eşime, kuyruklu oğluma, Helvacı Çiçek ailesine ve bilumum okuyucu dostlarıma teşekkürler gönderiyorum...
Ertan Yurderi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















